Gelecek günler daha güzel görünürdü ve yakındı eskiden. Bir gemi vardı ve mutlaka bir limana uğrardı. Her adada birkaç ağaç bulunurdu. Evler yeşillerle taşınırdı, mavilerle kavuşurdu. Kırıktı ama açıktı kalpler. Hüznün elleri vardı, değerdi bazen yanağıma. Kaçardı, giderdi, dönerdi. Hüzün hayattı, armağandı, yanarım yaktığıma...



Dünyayı adımlarken, kitapları yakarken ve nehre bir kilim  sererken, sen de al konfetileri, yay ve at üzerime. Toprakta uzanırken, suyla oynarken, badem ağaçlarının böylesine acımasız olduğunu bilmezdim. İskelede bekleyedururken, geçtim sevimsiz, uyumsuz ve uğursuz bir kapıdan. Cevap oracıkta duruyordu, her akşam kılıçlarını kuşanarak izlediğin güneşin kızıllığında...



Hep mi yanlış nota bastığımız sel mi aktığımız hangi rota? Gece sular ve sözcükler yükselir. Düzleşir benim de zeminim, güzelleşir. Kıyıya vura vura, günübirlik hayatlardan. Ve örtüsü dalgalar olur bir sahilde, yüzükoyun bir masumun uykusunda. Umarım beni görmüyorsundur çocuk, benim seni gördüğüm gibi, görüyorsan kalamam burada. Ve umarım sen değil, bu kez devrilir, bükülür ve yıkılır dünya. Ve biter bu acı...