Ama yazdıklarımız öyle mi?
Özellikle de yayınlanmasına izin verdiğimiz yazılar, bizlerin aynasıdır.
Ne zaman aynaya baksak, yazdıklarımızı karşımızda görürüz.
Tıpkı, saçlarımıza düşen ak, alnımızdaki kırışıklar gibi yazılarımızda ele verir bizi.
Sonradan yazdığıma pişman olduğum, kendimde beğenmediğim yazılar da dahil, son beş yılda yerel ve ulusal kimi gazete ve internet sitelerinde yayınlanan yazılarımın tümünü bu kitapta tarih sırasına göre bulacaksınız.
Bir anlamda benim bu beş yıl içerisindeki zihinsel değişimimin, düşünsel yolculuğumun da izlerini bulacağınız bu kitap, adı gibi köşeli yazılardan oluşmuştur.
Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu gerçeğinden hareketle, değişen fikirlerimizin yeni ve çağdaş bir dünyanın oluşturulmasında sağlayacağı katkılara bir katre de bizden olsun istedim.”
Yukarıdaki sözler şu günlerde dağıtıma verilen, yazımın da başlığını oluşturan KÖŞELİ YAZILAR kitabımın önsözünden.
Kitabım derken de yanlış anlaşılmasın, bu benim yayınlanmış ilk kitabım.
Yaklaşık on yıldır yerel gazete, dergi ve internet sitelerinde köşe yazıları yazıyorum. Ve hatta daha geriye gidersek 12 eylül öncesi Politika gazetesinde Adana Mektupları adıyla haftada bir spor üzerine yazılarım da olmuştu.
12 Eylül sonrası Malatya cezaevinden türlü yöntemlerle dışarıya gönderdiğim, “Bir mahkumun not defterinden” başlıklı yazılar da cabası.
Ancak gerekli özeni göstermediğimiz için son beş yıl dışındaki tüm yazılarım, şiir ve makalelerim zaman içerisinde yok oldu, gitti.
Elli yaşından sonra bilgisayarla tanışmış, teknoloji özürlü biri olarak, hiç değilse son beş yılda yazdıklarımı bir kitap haline getirme fikrim en nihayet gerçek oldu.
Önsözde de belirttiğim gibi bu kitap, bir anlamda kendimi sorguladığım yıllardaki fikri değişimin okuyucunun değerlendirmesine sunulmasıydı.
Kitabı okuyan kimilerinin” bu nasıl iştir, dün neler yazmışsın, bugün neleri savunuyorsun?” diyeceklerini biliyorum.
Ben de tam bu nedenle kendi beğenmediğim yazıları bile çıkarmadım. Dünyayla birlikte, değişen ekonomik koşullar, üretim ilişkileri, küresel etkileşimler gibi; insanların ve özellikle de fikirlerinin nasıl bir değişim içerisinde olduklarının altını çizmek istedim.
Aksi halde “ben bu yaşıma kadar değişmedim, bundan sonra da beni kimseler değiştiremez.” diyen kimi statükocularla aynı gülünç duruma düşebilirdim.
Son yıllarda ülkemizdeki gelişen ve değişen olaylara baktığımızda, toplumun ve bu toplum içerisinde birlikte yaşamak zorunda olan insanların ideolojik, sosyolojik, düşünsel olarak nasıl bir değişim içerisinde olduklarını hep birlikte gözlüyoruz.
Değişime ve yenilenmeye direnenlerin de nasıl giderek hırçınlaştığını, kendi gibi düşünmeyenleri düşman olarak gördüğünü ve yitirmeye başladıkları statüleri nedeniyle kendilerine bile yabancılaştığını, mutsuz olduklarını yine hep birlikte görüyoruz.
Kaybolmasın istediğim bu yazılarımın bir kitap haline gelmesinde emeği geçen herkese bir kez daha sonsuz teşekkürler ediyorum…