1. Bölüm

KÖLELİKTEN KURTULUŞUN 175. YILINDAYIZ

Önce kölecilik sonra da sömürgeciliğin boyunduruğunda inleyen kara Afrika kıtası ve Atlantik’in ortasındaki Karayiplerin iniltisi son bin yıla damgasını vurdu.

"Making Freedom... Riots... Rebellions... and... Revolutions..." sergisi aslında köleliğin kaldırılışının yıldönümüne yöneltmişti beni. Başkent Londra, New York, Afrika ve Karayip adalarında kutlanan günün 175. Yılında karanlık tarihin sayfaları yeniden açılıyordu. Perde kaldırılıyor ve zulmün fotoğrafı yeni kuşaklara yeniden anlatılıyordu. Mal gibi bedava alınıp satılan insanlar. Siyah derisi onları beyazın kölesi yapmaya inandırılmıştı ve bu çılgınlık en az 400 yıl sürdü.

1 Ağustos 2013 – 1 Kasım 2013 arasındaki haftalarda çeşitli anma, anımsama, tanıma ve tanıtma etkinlikleriyle kölelik dönemi işlendi. 8 Ekim akşamı Londra'daki etkinliklerden birisine Tottenham Green Center’da katıldığımda bütün katılımcıların Karayipli siyahiler olduğunu gördüm. Afro Garibiyen olarak da bilinen Karayipliler Kölelik’ten kurtuluşun 175. Yıldönümünü çeşitli etkinlikler kutluyorlar.

22 Haziran 1948’de Karayip’lerden İngiltere’nin Tilbury limanına yanaşan geminin ismi Windrush idi. Kraliyetin bu gemisi Atlantik’in ortasındaki adalardan onikisinin İngiliz sömürgesinden, modern adıyla göçmen işçi getirmişti. Eski köleler kraliyetin emrinde çalışacaklardı Britanya’da. Yollar, kanallar, temizlik, tünel ve diğer hizmet sektöründe cüzi bir parayla iş sağlanacaktı. İşte bu geminin adına 1996 yılında kurulan vakıf 175. yıl etkinlikleri için 250 bin pounda yakın yardımı bu yıl Ağustos ayında milli piyango idaresinden aldı ve faaliyetlerine başladı. Amaç kölecilikten kurtuluş ve Karayiplerde yaşayan 1 milyon Afrikalıya ulaşmak. Gezici sergide sinevizyon, fotoğraf, film ve konferanslar yer alıyor.

"Özgürlük yapmak.. isyan... başkaldırı ve devrim" başlıklı kölelik sergisi ve konferanslarına katılanların hemen hemen hepsi siyahi Afrika kökenlilerdi. Çünkü ateş düştüğü yeri yakmıştı!

Filmler bazen kölelik tarihinin karanlık yüzünü gençlere göstermeye çalışır. Acaba okullarda ve müzelerde bu yüz kızartıcı tarihin gelecek nesillere aktarımı için neler yapılabilir? Bu tarihin öğretilmesinde en iyi yol nedir?

Gezegenimiz bir daha bu utanç tarihini yaşamasın diye yeni kuşakları aydınlatmalıyız.

Yayımlanan son raporlar Dünya’da yaklaşık 27 milyon kişinin hala köle olarak çalıştırıldığını gösteriyor. Ücretli kölelik veya köleci sistemin devamı kurallarla çalıştırılanlar var. Siyah köle ticaretinin tarihi, eğitmenler için hassas bir konu. Guadelopue, yıllarca kölelik tarihine okul eğitiminde önemli bir yer vermedi. Kölelik meselesi okullarda zorunlu ders kapsamında değildi. 2001 yılında Taubira yasasıyla yeni bir süreç başlar. Yasa, hem köle ticaretini insanlık karşıtı suç sayarken hem de tarihin karanlık sayfalarını okul programına zorunlu ders olarak dahil eder. Fakat konunun hassasiyeti, hem öğrenciler hem de öğretmenler için büyük bir sorun oluşturuyor. İngiltere ve Amerika’nın eğitim sistemi ırkçılığı suç saysa da görünmeyen bir davranış var siyahlara karşı.

Orta çağ karanlığının yüz kızartıcı uygulaması olan Kölecilik bugün bir başka görünmez maskeyle devam ediyor dersek abartı olmaz! Egemen olan sınıfın boyun eğdirdiği topluluklardan oluşturduğu emek köleleri. Bu durumu Rusya’da V.İ. Lenin 1917 Ekim devriminden sonra ‘Ücretli Kölelik’ olarak değerlendirmişti.

Kölelik nedir ve kimlere köle denir?

İlkel komünal toplumdan sonra devreye giren Kölecilik döneminde yaygın olarak başlayan toplumsal yapının en önemli başlıca özelliği Köleciliktir, insanın bir başka insan tarafından köleleştirilmesidir. Mülk sahiplerinin aynı zamanda köle sahipleri olmasıdır.

Genel olarak kölelik tanımlarını şöyle sıralayabiliriz.

Kölelik, bir insanın başka birinin malı ve mülkü olması. Başka bir kişinin malı ve mülkü olan kişiye köle, memlûk veya kul; köle sahibine ise efendi veya mevla denir. Bazı durumlarda uşak ve hizmetçi de köle anlamına gelir. Kadın kölelere cariye denir.

Daha sonraki toplumsal yapı olan Feodalizmde mülk sahibi, dolayısıyla sistemin de sahibi olan Ağa, klan reisi vb.. denirken yanında çalıştırdığı insanlara ise maraba, köylü, çiftçi veya emekçi sıfatları kullanılır. Kentleşme ve sanayileşme ile başlayan Kapitalist toplumsal sistemde ise mülk, makina ve sistem sahiplerine patron, sermayedar, tekelci, tüccar vb... yaftalar uygun bulunmuşken yanında çalıştırdığı ücretlilere ise işçi denilmektedir.

KÖLELİĞİN TARİHÇESİ

Köleciliği resmi olarak başlatan ilk ülke Protekiz’di. 1452′de Portekiz Kralı VI. Afonso’ya izin veren Papa savaşlarda yakalananların köle olarak satılabileceğine ve kullanılabileceğine dair resmi bir bildiri çıkartarak bu büyük zulme onay vermişti. Kırk yıl içerisinde milyonlarca köle önce Avrupa kıtasına daha sonra da Karayip’lerden geçilerek Amerika kıtasına taşınmıştı.

Hristiyan aleminin ruhani liderinin bu fermanı batılı Avrupa’lılarca uygulanmaya başlandı ve bu giderek bir sistemin zorunlu işleyişine dönüştürüldü.

Peki, Köleciliğin yayılması nasıl oldu?..

Transatlantik Köle Ticaretinin Amerikan Kolonileri’nde ve daha sonra Amerika Eyaletleri’nde işgücü eksikliğinden ortaya çıktığı iddiası ileri sürülmüştü. Avrupa Kolonileri içinde iş-gücünden yararlanılan ilk köleler Amerikalı yerliler, yani Kızılderililerdi. Bu durum Afrika’dan yüklü miktarda ve uygun fiyata köleler getirilinceye kadar sürdü ve daha sonra yerlilerin toprakları ellerinden alınmaya başlandı.

Kızılderili Amerika’nın yerlisiydi bir süre yabancısı yapıldı. Yeni Dünya’da Kızılderilileri esir alan Avrupalı sömürgeciler esir ticaretine pek de yabancı değillerdi. Karayip Adaları’nda savaş ve salgın hastalık yüzünden yerli halkın telef olması neticesinde Kızılderili nüfusunun yerini bu dönemde Afrikalı yerliler almıştı. Diğer bir örnekteyse, Güney Carolina ve Virginia’da Afrikalı köleleri daha ucuza elde edebilecek anlaşmaların altına imza atılarak Kızılderili esirlerin yerlerini Afrikalı esirler aldı. Bu değişimde ve savaşlarda 400 bin insanın öldüğü varsayılıyor.

Köle pazarı üç kıta arasında yoğunluk kazandı. Avrupa, Amerika ve Afrika. Esir ticareti üçgeninin bir bacağı Avrupa’dan ticari malların Afrika’ya ihracatıydı. Bu ticaretin ikinci bacağını oluşturan Afrika hükümdarları ve tüccarları, 1440 yılından 1900 yılına kadar köle ticareti içinde aktif rol oynadılar. Her köle karşılığında Afrikalı hükümdarlar Avrupalılardan yüklü miktarda ticari mal temin ettiler. Yeni Dünya’da esirlerin işgücü ile üretilen pamuk, şeker, tütün, pekmez ve rom gibi ticari malların Amerika’dan Avrupa’ya nakli ise üçgenin üçüncü ve son bacağını teşkil ediyordu. Köleler tarımda, fabrikalarda, ulaşım ve hizmet sektöründe günde en az 15 saat çalıştırılmaktaydı.

İnsanlık tarihi aynı zamanda savaşların da tarihidir. Güçlülerin güçsüzleri ezdiği, yönettiği, sömürdüğü tarihin en aşağılık kesitiydi Kölelik dönemi. Çok eski tarihlerden beri savaşta esir düşenler, ağır suç işleyenler, borcunu ödeyemeyenler, korsanlar tarafından kaçırılanlar köle kabul edilir, köle pazarlarında satılırdı. Köle pazarlarındaki esirler boyuna, bedenine ve dişlerine bakıp satın alınıyordu.

Kölelik aile boyu yaptırıldı, tabiki köle beyliği de. Bir sınıf olarak şekilleniyordu. Erkek kölelerin çocukları da köle olur. Cariyelerin efendilerinden oğulları Yahudi ve Arap toplumları gibi bazı toplumlarda köle kabul edilmemişlerdir. Ziraat ve ticaretle uğraşan bütün toplumlarda köleliğin çeşitli şekillerine rastlanmaktadır. Mezopotamya’da, eski Mısır’da, Yunan’da, Roma’da, İslam öncesi İran, Orta Asya ve Anadolu’da yaşayan kavimlerde kölelik son derece doğal sosyal bir olgu olarak kabul ettirilmişti. Neredeyse ırsi bir gelenek yaftasıyla bazı aileler, kavimler, kabileler alınıp satılırdı.

Köle, bütünüyle başka bir insanın malı olan, herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilen kişidir. Kölenin tek sahibi kölebeyidir. Kölelik, eskiçağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli biçimlerde var olmuştur. Köleler, taşınır herhangi bir mal gibi görüldükleri ve onlara hiçbir hak ve özgürlük tanınmadığı için, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam ve çalışma koşulları, insan sayılmayan binlerce kölenin ölümüne yol açtı. Bir köle için kölelikten kurtulmanın tek yolu efendisince özgürlüğünün geri verilmesi, yani azat edilmesiydi. Bu azadlık büyük bir özgürlüktü. İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan köleleştirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi. Karın tokluğuna çalıştırılanların ezici bir çoğunluğu teşkil ettikleri bilinmektedir.

İlkel komünal çağda başlayan ataerkil toplumsal yaşam sistemi sınıfları da doğurdu. Ailenin kurulmasıyla özel mülkiyet tutkusu da var oldu. İnsanların ancak kendi yaşamlarını sürdürebilecek kadar üretebildikleri eskiçağlarda kölelik yoktu. Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu.

Kölelik veya sınıflara ayrılmanın bir önemli anavatanının da yine Ortadoğu, Anadolu ve Mezopotamya olduğu bilinmektedir. Sümerler’de köleler ya ev hizmetlerinde ya da tarlalarda çalıştırılırdı. Kâr getiren bir mal olarak alınıp satılmaya başlamaları daha sonraki dönemlere rastlar. İlk olarak Eski Yunan’da köleler toplumun temel sınıflarından biri oldu ve ekonomi ağırlıkla köle emeğine dayanırdı. Burada köleler daha çok ev hizmetlerinde ve tarımda çalıştırıldılar. Köleler yurttaş sayılmadıkları için hiçbir hakka sahip değillerdi. Köle sayısı çok artan Roma İmparatorluğunda, kölelerin bazıları madenlerde ve taşocaklarında çalıştırılırken, bazıları da halkı eğlendirmek amacıyla yırtıcı hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüştürülürdü. Daha şanslı olanlar ise çiftliklerde ve evlerde çalıştırılırdı, aslında buna şans da demeyelim de yöneticisine biat eden veya kendince dalkavukluğu seçen bazı cambaz kişiler saraya, çiftliğe çalışmaya gittiğinde kendisini ayrıcalıklı görürdü.

Köleler arasında da toleranslı gruplar yaratıldı. Bu dönemde, birçok köle içinde bulunduğu koşullara başkaldırarak ayaklandı. Tek tek isyanların birleştirilmesini Spartaküs başarmıştı. Başkaldırıların en önemlisi Spartaküs Ayaklanması’dır. İÖ 73′te İtalya’da, Capua’da gladyatör olarak satılan Spartaküs, bazı kölelerle birlikte kaçarak Vezüv Dağı’na sığınmıştı. Başka kaçak kölelerin de onlara katılmasıyla tüm İtalya’ya korku salan 100 bin kişilik bir ordu oluştu. Bu büyük başkaldırı ordusu bir ışık gibi diğerlerine de örnek oldu. İki yıl sonra Spartaküs bir çarpışmada öldürülünce, güçleri parçalandı ve ayaklanma sona erdi. Aslında Spartaküs insanlık tarihinin de en önemli onurudur, zalimin zincirlerine, esaret boyunduruğuna ve bir bütün olarak köleci sisteme karşı egemenlere karşı insanlık savaşıdır.

FEODAL TOPLUMLARDA KÖLELİK

Köleci toplumun yerini feodal derebeyci toplumsal yaşam sistemine terk etmeye hazırlanması uzun zaman aldı. Sadece ızdıraplı uzun yıllar değil büyük can ve mal kaybına da neden oldu. Her toplumsal alt üst oluşta insanlık bedel ödüyordu. İslamiyet'ten önce de Arap Yarımadası'nda yüzyıllardır mevcut olan kölelik sisteminin şekli İslamiyet'in varolması ile daha çok askeri ve dini bir boyut kazanmıştır. Kur'an kölelerin hak ve hukuku ile ilgili birçok hususu açıklığa kavuşturup kesin hükümlere bağlamıştır.

Sözde İslamiyet köleliği yasaklamamıştır. Bununla beraber köle edinmeyi zorlaştırmış ve kölelerin azad edilmesini teşvik etmiştir. Ortadoğu ve islam coğrafyasında dinsel yaşamda kadın ve köle aynı statüye konulmadı diyemeyiz. Kadını ise tamamen devre dışı bırakmıştır. Örneğin kazara bir müslümanı öldüren kimsenin müslüman bir köle azad etmesi emredilmiş, yalan yere yemin edenlere on yoksulu yedirip giydirmek veya bir köle azad etmek emredilmiştir. Buna gücü yetmeyenin ise 3 gün oruç tutması gereklidir. Ayrıca Hz.Muhammed'in bir hadisinde "Kim kölesini döverse, onun cezası kölesini âzad etmekle yerine getirilir" dediği söylenmektedir. Ayrıca sahibinden çocuğu olan bir köle, sahibinin ölümü ile özgür duruma gelirdi. İslam'a göre bir Müslüman sınırsız sayıda cariyeye diğer bir deyişle kadın kölelere sahip olabilir ve Müslüman bir erkeğin bu cariyelerle ilişkileri helal sayılır. Cariyelere, hür kadınlara uygulanandan farklı hukuk uygulanmaktadır. Örneğin bir cariyenin fuhuş yapması halinde ceza olarak cariyeye, hür kadınlara uygulanan cezaların yarısı uygulanır. İslam hukukuna göre bir köle veya cariye, efendisine belli bir özgürlük bedeli ödemek koşuluyla özgür kalabilir. Köle veya cariyenin efendisine ücret ödemesi ile özgür kalmasına mükatebe denir ve Kur'an-ı Kerim'de Nur suresinin 33. ayetinde bu husus kısmen detaylandırılmıştır. İslam'la birlikte borç veya zaruret nedeniyle birini köleleştirmek ortadan kalkmış, kölelik edinme yöntemleri sadece savaşa indirgenmiştir.

M.S 800’lü yıllardan sonra başlayan islamdaki değişim, çatışma, başkaldırı ve yaygınlaşma hareketleri farklı bir yol aldı. Karmati hareketinin islamda eşitlik felsefesi birçok alışkanlık ve dayatmalara da bir isyan niteliği taşıyordu. Ortadoğu, Mezopotamya, Anadolu ve Hazar havzası kaynayan kazanın en şiddetli dönemlerinden birini yaşıyordu.

Sonuç olarak islamiyet inancı ve bu inancın uygulanmasında da Kölelik vardır, uygulanmıştır, kul köle olarak adlandırılmıştır. Sınıflı toplumların hepsinde kölelik şekil değiştirerek veya biçimlendirilerek devam ettirilir.

Hıristiyan Kilisesi ve İslam dini, modern çağa gelinceye kadar köleliğe karşı çıkmadı. Hatta kölelik sisteminden nemalandı da. Müslümanlar ile Hıristiyan Avrupa arasındaki uzun süren savaşlarda, her iki taraf da aldıkları savaş tutsaklarını köleleştirdi. Bununla birlikte Müslümanlar’ın aldıkları tutsakların çoğu ağır işçi olmak ya da ırgat olarak tarlalarda çalıştırılmak yerine, ev hizmetlerinde çalıştırıldı. Ayrıca, Müslümanlık’ta köle azat etmek sevap olduğu için, kölelerin bir bölümü azat ediliyor ve İslam dinini kabul ederek topluluğun bir üyesi olabiliyordu. Bu ve benzeri bazı farklılıklar İslam’ı diğerlerinden biraz daha insani kılmaya çalışsa da insanlar arası farklılıklarda, gruplaştırma, sınıflandırma, kabile ve aşiretleştirmeler islam anlayışını diğerlerinden daha iyi bir konuma getirmesine yetmedi, hele hele kadına bakış açısı bugün bile insanlığın vardığı bugünkü modern çağın gerisindedir. Suudi Arabistan veya diğer islamcı ülkelerde bunun sayısızca örnekleri mevcuttur.

Kısaca, insanlığın son üç bin yıl öncesi tek tanrılı dinsel inanç ve tek peygamberli döneme başlamasıyla kölecilik de yeni mecralara kaydırıldı. Yok edilmedi, şekli değiştirildi. Feodal yaşam çağında da kölecilik devam buldu hem de toplu alım satımlarla bu yaşatıldı.

2. Bölüm: OSMANLI’DA KÖLELİK >>>