12 Eylül faşizmi sadece sol ve solculara değil, aynı zamanda sol kitaplara, sol müziğe, sol sanata karşıda yapılmıştır. 12 Eylül ile birlikte kitapsız, sanatsız, müziksiz bir nesil yetiştirilmeye çalışılmıştır bu ülkede. Büyük Ozan Ruhi Su’nun yurt dışı tedavisine izin verilmeyip Türkiye’de ölüme terk edilmesinin sebebi biraz da budur aslında. Emekçi’nin, Cem Karaca’nın ve daha birçok sanatçının kendi ülkesinden kopup başka ülkelere gitme sebeplerinden biri de budur.
Aslına bakılırsa 12 Eylül faşizmi 1980’li yılların sonlarına kadar bu baskıların sonuçlarını da almıştır. Kitapsız bir nesil isteyen 12 Eylül faşizmi kitapları yakmıştır. Sanatsız, sanatçısız, müziksiz, şiirsiz bir nesil isteyen 12 Eylül faşizmi sanatçıyı yasaklamış kasetlerini toplatmıştır. Şiwan’ın, Emekçi’nin, Cem Karaca’nın hatta Selda’nın kasetleri el altından dinlenir olmuştur. Ta ki Rahmi Saltuk, Ferhat Tunç, Sevinç Eratalay, Ahmet Kaya gibi gerçekten cesur ve yürekli sanatçılar ortaya çıkana kadar.
Hiç kuşkusuz Rahmi Saltuk’un ayrı bir yeri vardı solcular için. Ruhi Su ekolünden geliyordu ve 12 Eylül yıllarında birçok baskı görmüştü. Lakin o geçiş sürecinde birçokları gibi köşesine çekilip “Ortalık bir durulsun da öyle piyasaya çıkayım” dememişti. Ankara’da, İstanbul’da polis nezaretinde ve büyük baskılar eşliğinde konserler verip, türküler söylemiş ve daha sonraki süreçte köşesine çekilmişti.
Ahmet Kaya 1990’lı yılların başında ilk piyasaya çıktığında çok önemli bir şeyi başarmıştı. Adına “protest” denilen müzik çeşidi birçokları için bazı şeylerin de başlangıcı olmuştu. Öyle ki zaman içerisinde sağ bile kendi çapında bu müzik çeşidinden yararlanma yolu seçmişti.
12 Eylül faşizmden sonra solun ve sol müziğin Türkiye’de tekrar canlanmasının, dinlenir ve aranır olmasının Sevinç Eratalay ile birlikte en büyük sebeplerinden birisidir Ferhat Tunç! Onun o ince ve tiz sesi, bazen yanık, bazen isyankâr, bazen asi tınısı daha ilk günlerde etkilemiştir devrimcileri.
Ferhat Tunç’un 1986, 1987 ve 1988’de peş peşe çıkardığı “Vurgunum hasretine”, “Ay ışığı yana yana”, “Yaşamak direnmektir” kasetleri o günün gençliğinin hala kulaklarındadır ve o gençliğin bilinçlenmesinde de çok önemli bir yere sahiptir. Zira Ferhat Tunç Türkiye’de çıkardığı ilk çalışmasından günümüze kadar sanatçı kimliğinin yanı sıra toplumun barışa olan özleminin de eli ayağı dili damağı olmuştur. Zira Ferhat Tunç Dersim’in o asi ruhuyla müziğin evrenselliğini harmanlamış, eylemi, duruşu ve söylemi ile sanatıyla aynı kulvarda olmayanları bile etkileyecek konuma getirmiştir.
Aslına bakılırsa Ferhat Tunç, 12 Eylül faşizmi ülkeyi bir baştan bir başa baskı ve zulüm ile kasıp kavururken, 1985’te Türkiye'ye dönüş yaparak ve "Vurgunum Hasretine” adlı ilk albümünü çıkartarak toplumsal muhalefetin önemli bir sesi olacağının işaretini daha o günlerden vermiştir.
Gerek albümleriyle gerekse siyasi duruşuyla Ferhat Tunç 1985’ten itibaren hak ve özgürlükleri elinden alınan, işkence gören, sürgüne gönderilen halkının ve ezilen tüm halkların her ne pahasına olursa olsun yanında olmuştur. Bırakın Kürdün kendisine, koyununa kuzusuna tahammül edilmediği, sahibi Kürt diye koyunların kuzuların telef edildiği, köylerin yakılıp evlerin yıkıldığı dönemde konserlerinde Kürtçe türküler söyleyerek bu gün yarım yamalak da olsa Kürtçe ve Kürtler adına verilen sözlerin daha o günlerden günümüze takipçisi olmuştur.
19 Ekim 2013 tarihinde İzmir Fuar Açık Tiyatrosunda 30’uncu sanat yılını konser vererek kutlayacak olan Ferhat Tunç, bir sanatçı olmanın ötesinde bir duruştur da aslında. 30 yıldır eğilmeden, bükülmeden, halkının barışa, dostluğa ve kardeşliğe olan özlemini her türlü baskı ve zulme karşı dile getirmenin bir duruştur.
Sırrı Süreyya Önder’in sunumuyla gerçekleşecek olan bu konserde, metnini Fadıl Öztürk‘ün yazıp, gazeteci Can Dündar‘ın seslendirdiği “Tarih Bize İyi Davranmadı” isimli belgesel de yer alacak.
Bu yazıyı kaleme almadan önce kendisiyle yaptığım telefon görüşmesinde konsere saatler kaldığından bahsedip o onurlu ve dik duruşunu yazıya yansıtmama vesile olan, kendi ülkesinde yasaklı bir sanatçıyken, Londra’da dünyanın özgür müzik ödülüne layık görülen Ferhat Tunç’u, ülkemin barışa ve kardeşliğe olan özleminin önemli bir sanatçısı, önemli bir Ozanı olarak görüyorum. Bu vesile ile 30’uncu sanat ve mücadele yılını kutluyor, başarılar diliyorum.