Dünyanın en tehlikeli teröristi ilan edilen Usame Bin Ladin sonunda ABD tarafından öldürüldü.
Her zaman olduğu gibi, birilerinin ölümü, bir başkasını diriltti. Geçmiş iki başkanın tüm çabalarına ve isteklerine rağmen ele geçirilemeyen Ladin’in öldürülmesi Barak Obama döneminde gerçekleşti ve politik olarak zor durumda olan Obama’nın yeniden dirilmesine ve seçimler öncesinde şansının artmasına neden oldu.
Obama için tarihsel bir şans olarak değerlendirilecek bu operasyon nasıl gerçekleşti?
Yaklaşık beş yıldır hazırlığı yapılan bu operasyon, Guantanamo’da bir tutuklunun Usame Bin Ladin’ nin kuryesinin kimliğini söylemesiyle başlar.
Uzun süren, ısrarlı bir takip sonucunda ABD ve tüm dünya potansiyel bir tehlikeden kurtulmuş oldu. Gerçi Ladin’ in öldürülmesi El Kaide’nin bittiği anlamına gelmez.
Tıpkı, Türkiye’ de Balyoz ve benzeri davalar nedeniyle yüzlerce kişinin darbe sanığı olarak yakalanıp, yargılanmasıyla Ergenekon’ un bitmeyeceği gibi.
Guantanamo hapishanesindeki tutuklu gibi belki bir gün Silivri’ de birileri de konuşur ve Ergenekon üzerindeki sır perdesi aralanır.
Aslında dava dosyaları incelenir, Silivri’ deki kimilerinin suçlu olabilecekleri ihtimali de dikkate alınarak değerlendirme yapılırsa, yani önyargılarımızı bir kenara koyarsak, birçok olay ve darbe planlarıyla ilgili ipuçlarına ulaşmak mümkün.
Ancak, orta yerde uçuşan belgeleri görmezden gelip, “benim darbecim iyidir, benim adamım doğrudur, dürüsttür, kaya gibi yalçındır; çünkü onlar Kemalist, çünkü onlar laikçi, çünkü onlar bizdendir’” dediğiniz an Ergenekon’ u aklamış, darbeleri ve darbecileri meşrulaştırmış olursunuz.
Ve hatta, bazıları daha da ileri giderek kimi darbeleri devrim, kimilerini kabul edilebilir müdahaleler olarak göstermeye çalışır.
İlginçtir, ortaya çıkan bir dolu bilgi, belge ve hatta itirafa rağmen,”yok böyle bir şey, bunların hepsi düzmece, hiç ilgisi olmayan insanları aynı havuzda toplayarak sanal bir örgüt oluşturup, AKP karşıtı olanları susturmak için Ergenekon’u kullanıyorlar.” diyenlerin büyük çoğunluğu; bu konuda tek bir kitap okumamış, tek bir belgeyi incelememiş insanlardan oluşuyor ne yazık!
Yine büyük çoğunluğu ezeli ve ebedi Kemalist, ulusalcı olduğunu iddia eden, cumhuriyetin ve laikliğin inançlı! Savunucuları, ezberlerinin bozulmasından korktukları için fazla bir şey bilmek de istemiyorlar.
Onlar için kutsal bildikleri kimi dogmalar vardır ve hiçbir koşulda bu dogmalarına söz söyletmezler.
Oysa, bilimsel kuşkularımızı canlı tutarak ancak, hayatı anlayabilir, etrafımızda gelişen olayları doğru analiz edebiliriz.
Aksi halde, kendi tuttuğu takımın oyuncusunu en iyi oyuncu, hocasını en iyi teknik direktör, hele kulüp başkanını; dünyanın en iyi adamı, uğrunda ölüme gidilecek kişi gibi gören fanatikten ne farkınız kalır?
Geldiğimiz noktada, Ergenekon ve Balyoz davalarında taşlar yerine oturmaya, suçlar itiraf edilmeye ve suçlular ortaya çıkmaya başladı.
Yargılama aşamasındaki bir dava olduğu için açıklama yapamayan savcılara yüklenerek, davaları sulandırmaya, amacından saptırmaya çalışanlar boşuna heveslenmesinler.
Çünkü süren bu davalar; bir toplumun geçmişiyle, vatandaşının devletiyle, her bir bireyinin vicdanıyla hesaplaştığı davalardır.
İnsan vicdanı kanamaya görsün, toplum bir kere kendisiyle yüzleşmeye görsün, tüm gerçekler aynada görünmeye başlar.
Aynada kendisini görmekten korkanlar, şimdi panik içerisindeler.
Ama hepimiz biliriz ki, korkunun ecele faydası yok.
Bu ülkeyi geçmişte kan gölüne, topraklarını ölüm tarlalarına çevirenler, bunun bedelini ödeyecek, cezasını çekecekler.
Bu konuda vicdanı rahat olanların telaşına gerek yok.
Bizim ülkemizde de bir gün adalet, tüm yurttaşlara eşit uygulanır duruma gelecek, bizim ülkemizde de bir gün eli kanlı canilerden hesap soracak cesur, yiğit savcılar, bağımsız yargıçlar görev yapacak.
Bizim ülkemizde de gün gelecek; vicdanı, yaptıkları kötülükleri taşıyamayıp, konuşan birileri olacak ve herkes yaptıklarının hesabını verecek.
Bizim ülkemizde de gün gelecek; herkesin özgürce fikirlerini açıklayabileceği siyasi partiler oluşacak, tüm siyasi düşünceler mecliste baraja takılmadan temsil edilecek, hiç kimse dini, dili, ırkı, düşünceleri ya da kılık-kıyafeti dikkate alınmadan, yalnızca insan, yalnızca eşit yurttaşlar olarak, barış içerisinde bir arada yaşama olanağı bulacaklardır.