Birkaç yıl önce çağdaş dans yapan bir arkadaşımın eserinin adıydı YORGUN.
İşi izediğimde hayattan ne kadar yorulduğunu fark etmiştim kendisinin. Yıpranmıştı. Belki etnik belki kültürel, belki insani değerlerinin üstüne geldiği bir YORGUNluktu.
Bir haftadır düşünüyorum, hayattan yorulmak mümkün müdür. Şu insanoğlunun son yüzyılda keşfettiği en tehlikeli ve güzel şey olan internet bile DÖVLETimizin isteğine bağlı olarak kısıtlanabiliyor ise hayattan da YORULMAK mümkündür.
Hayattan yorulan birkaç arkadaşım var şu sıralar etrafımda intiharı düşünen. Zorla da olsa son enerji kırıntılarımla kendilerini hayata bağlanmaya davet edip duruyorum. Tam bu sırada hayat kaybetmekten ve yorulmaktan bahsederken Sevag’ın “kaza” eseri ölümü geliyor.
Bana göre cinayet. Ama başkasına göre “kaza”.
Bizim bu ülkede daha önce gördüğümüz kazalara benzer bir “kaza”. “Kaza” olmayan bir “kaza”.
Yemezler DÖVLET yemezler.
12 saate yakın bir süre sonra teslim edilen bir ceset. Askerdeki en yakın arkadaşı diye yutturulmaya çalışılıp sonra BBP’li Muhsin Yazıcıoğlu’nın videolarının facebook sayfasından çıktığını öğrendiğimiz bir “yakın arkadaş”.
Yemezler GENELKURMAY yemezler.
Küçük bir matematik yapalım...
Şu ülkede sadece 45 bin Ermeni’den şu sıra askerde olan kaç kişi olabilir sizce? Bir düşünün.
Peki bu Ermeniler arasında kaç kişi vardır sizce şu an askerlik görevini yapan?
Peki bu sayı içerisinde kaçı 24 Nisan gibi Ermeniler için matem günü olarak bilinen soykırım gününde elinde tehlikeli bir silahla oynamaya çalışır?
Cevaba bile gerek yok...
Ben yemedim, yemeyeceğim.
YEMEZLER Türkiye YEMEZLER...