Özel üniversitelerin aşırı ücret artışında talep baskısı da rol oynuyor. Çünkü burası bir statü toplumu. Büyük ölçüde satın alınan bir statü bu.
Birçoğu yüzyıldan fazla bir zamandan beri faaliyette olan dünyanın ünlü üniversiteleriyle, hepsi en fazla yirmi yıldan beri var olan Türkiye vakıf üniversitelerini yayın performansı üzerinden karşılaştırmak çok doğru değil.
Ayrıca en fazla yayın yapılan üniversitenin en pahalı üniversite olması da gerekmiyor. Kayıt ücretleri konusunda Türkiye’de bir aşırılık olduğu aşikâr. Bu karşılaştırmayı ‘Satın Alma Gücü Paritesi’yle yapınca, Türkiye’de vakıf üniversitelerinin gözüktüklerinden de pahalı olduğu ortaya çıkar. Çoğu vakıf üniversitesi, yaptığı yatırımı çok kısa zamanda geri almak istiyor. Yeni yatırımları büyük ölçüde kayıt paralarından finanse ediyor. Kayıt ücretinin bir yılda %25 artmasının bir nedeni bu. Vakıf olma nitelikleri yok denecek kadar zayıf. Fiilen kâr amaçlı işletmeler olarak çalışıyorlar.
Çoğunda parayı yatıran kişi, aile veya kurum, özel şirket patronu gibi davranıyor. Doğrudan yönetiyor; inşaatları, hizmet alımlarını gruba bağlı şirketlere yaptırıp, kâr ediyor.
Bir bölümü meslek yüksekokulu seviyesinde eğitim veren bu kurumlar, -ki buna birçok kamu üniversitesi de dahildir-, YÖK sisteminin tektipçi anlayışı nedeniyle üniversite sıfatı taşıyor. Bu aşırı ücret artışında talep baskısı da rol oynuyor. Çünkü burası bir statü toplumu. Büyük ölçüde satın alınan bir statü bu. Askerlik hizmeti konusunda bile üniversiteye gitmekle elde edilen bu statü farkı, erkek öğrencilerin talebinde etkili oluyor.
Statünün kan bağıyla değil, ailenin para gücüyle çocuğa devredildiği veya kazandırıldığı bir toplumuz.