Dersim; Dağlar İçindeki Güzellikler Diyarı

Elazığ Havalimanında uçaktan indikten sonra, Elazığ merkez ve Harput yalnızca 16 km. Özel aracınızla, taksi veya düzenli sefer yapan havalimanı servis otobüsleri ile ulaşabilirsiniz.

(Elazığ) Arap Baba Türbesi; Harput’ta, Sâre Hatun Mahallesindeki Alaca mescidin sol tarafından bir iki metre aşağı indikten sonra kayalar üzerindeki küçük kapı, dikdörtgen şeklindeki Arap Baba türbesinin kapısıdır. Zeminin tam ortasında yeşil kumaşla örtülü tahtadan bir sanduka içerisinde Arap Baba’nın naaşı bulunur ve cesedin başı yoktur. Sonradan buraya kesik bir baş konulmuş ama bu kesik başın asıl ceset ile hiçbir ilgisi yokmuş. Cam bir bölmede sergilenen ve istenildiği takdirde ilgili görevli tarafından yeşil örtü kaldırılarak görülebilen ceset yaklaşık 700 senedir bütün uzuvlarıyla olduğu gibi varlığını sürdürmekle birlikte, göğüs ve karnı nispeten çökmüş, fakat özellikle el ve ayakları tırnaklarına varıncaya kadar şaşılacak bir biçimde sağlamdır. Cesedin uzun zaman mumyalanmış olduğu ifade edilmişse de bu konuda yapılan çalışmalarda sağlıklı bir sonuca varılamamıştır. Arap Baba hakkında pek çok efsane anlatılmaktadır. Bunlardan en fazla söyleneni şöyledir; Harput ve yöresine bir yıl yağmur yağmaz. Kuraklık ardından kıtlık kapıya dayanır. Halk perişandır. Alacalı mescidin yakınlarındaki bir evde Selvi adlı yaşlı bir kadın rüyasında Arap Baba’nın başı kesilip de bir dereye atılırsa yağmur yağacağını görür. Arap Baba Harput’un velilerinden olup, asıl adı Yusuf ve babasının adı ise Arabşah’tır. Aynı zamanda Harput’un fethi için gelen Selçuklu komutanları arasındadır. Yaşlı kadın önceleri gördüğü bu tuhaf rüyaya pek bir anlam veremez. Ancak aynı rüyayı üç gece üst üste görünce, Selvi (Nine) etrafındaki (toplanıp Arap Baba’nın evini taşlayan) insanların da teşvikiyle bir karar verir, cesaretini toplar ve bir gece Arap Baba’nın cesedinin başını gövdesinden ayırır. Kesik başı dereye atar. Gerçekten de yağmur yağmaya başlar. Yağan yağmur tufana dönüşür. Dereler coşar, her yanı sel basar ve bir türlü dinmek binmez. Yağmuru dört gözle bekleyen insanlar bu sefer de bu afet karşısında sorun yaşarlar. Beklenen rahmet yeni bir felakete dönüşmüştür. Selvi kadın rüyasında Arap Baba’nın kesilen başı yerine konulursa yağmurun dineceğini görür. Gider, arar, derenin kenarında bir kesik baş bulur, yerine koyar ve yağmur durur. Her şey eski haline döner. Harputlular bu olay üzerine Selvi kadının korkunç bir hastalığa yakalanarak günlerce acı çektiğini ve ardından öldüğünü söylerler. Türbe 1279 tarihinde inşa edilmiştir. Söylenti ve efsaneler böyleyken, 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü ve Fırat üniversitesi Adli Tıp Kurumu ve Radyoloji Bölümü tarafından inceleniyor ve (boyun omur kemiklerinde hiçbir iz olmadığı için) cesedin başının kesilmemiş olduğu, kafatasının cesede ait olmadığı, cesedin eski Türk geleneklerine göre mumyalanmış ve ailesiyle aynı mezara gömülmüş olduğu, dolayısıyla bu kişinin tanınan bir Türk askeri veya beyi olabileceği sonucuna varılır. 1977 yılında cam sandığa konulmuş ve 1988 yılında ise çürüme emarelerini engellemek amacıyla kimyasal çözeltiler ile müdahale edilmiştir.

Harput Kalesi; M.Ö. 8. yüzyılda Urartular tarafından dikdörtgen bir plan üzerine kurularak inşa edilmiş olan, M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren ise Perslilerin egemenliğine giren, ardından M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 11. yüzyıl arasındaki dönemde Part, Roma, Sasani, Bizans ve Sasaniler arasında el değiştiren Harput Kalesi şu an Elazığ il sınırları içerisindeki tarihi Harput mahallesinde bulunmaktadır. 1112 yılında Artukoğulları, 1234 yılında Selçukluların egemenliği altında kalmıştır. Kale, Çubuk Bey'in, Artuklu Beyi Belek Gazi'nin ve Selçuklu Beyi Alaeddin Keykubad'ın hükümet merkezi olmuş, 1366 yılında Dulkadiroğulları ve Akkoyunlu Devletleri arasında sık sık el değiştirmiştir. Kale, 1465 yılında Akkoyunlu hükümdarı Hasan Bahadır Han (Uzun Hasan) tarafından ele geçirilerek Akkoyunlu idaresine alınmıştır. Harput Bölgesi ve Kalesi, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine geçmiştir. Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşur.

Harput Kalesi hakkında çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. Bir rivayete göre kalenin yapımı sırasında yaşanan su kıtlığı nedeniyle, zamanın hükümdarının emriyle harcın hazırlanmasında su yerine süt kullanıldığı, bu yüzden de kaleye “Süt Kalesi” dendiği söylenmektedir. Kalesinin dış surları tamamen yıkılmıştır. Yalçın kayalar üzerinde inşa edilen ve kuşatılması oldukça zor olan kale, içerisinde hastane, tahıl ambarı, darphane, su sarnıcı, cephanelik, cami ve çok sayıda sivil yapının bulunduğu büyük bir yapıdır. Kalede yapılan kazı çalışmaları sonucunda mektep, camii, ticarethane, su sarnıcı, atölye gibi birçok yapı bulunmasıyla beraber 100 basamaklı yerin altında bulunan bir zindan da vardır. Bu zindan yerin 36 metre altındadır. Kalenin yanında Harput Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi sırf çarpıcı mozaikleri için ziyaret edilebilir.

Mansur Baba Türbesi; Harput' ta bulunan eski adıyla Cami-i kebir mahallesindeki bu zaviye bugün halk arasında “Mansur Baba Türbesi” olarak bilinir. Rivayete göre Şahende isimli bir kadının gördüğü rüya üzerine Harput’un manevi büyüklerinden Beyzade efendinin huzurunda yapılan kazıda büyük bir lahit meydana çıkmış ve içinde bir erkek, bir kadın ve iki de çocuk mezarının bulunduğu görülmüştür. Erkeğin mezarı açıldığında çürümemiş bir cesetle karşılaşılmış ve durum telgrafla Meşihat’a (Şeyhülislamlık) bildirilmiş ve gelen cevap üzerine bir türbe yaptırılmış ve “mezar taşına atfen” türbeye Mansur Baba adı verilmiştir. Kimi kaynaklara göre türbedeki mezarların Artuklu hanedanına ait olabileceği ifade edilmektedir. Yeniden onarılan ve ziyarete açılan Mansur Baba türbesi sekizgen planlı olup iç kısmı orijinal şeklini muhafaza etmektedir. Üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İki katı anıtsal bir yapıdır. Türbe içerisinde Mansur Baba ve ailesine ait dört sanduka bulunmaktadır.

Harput Ulu Cami; Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından 1156 - 1157 yılları arasında günümüzde Elâzığ ili sınırı içindeki Harput'ta yaptırılan cami. Halen ibadete açık olan caminin minaresi hafif sağ tarafa eğik konumdadır. “Anadolu’daki en eski Türk camilerindendir.” Cami 1899, 1905, 1996 yıllarında tamirat görmüştür. Halen ibadete açık olan caminin içerisi: iç avlu, son cemaat yeri ve iç cami olmak üzere üç kısımdan meydana gelmiştir. Dikdörtgen planlı, duvarları moloz taştan kubbe kemerler ve minare tuğladan yapılmıştır. İki kapısı vardır. Kitabesinde; "Besmeleden sonra, Allah'ın rızasını tahsil ve Allah'a yakınlaşmak kasdiyle bu binayı yaptıran ol bir kişidir ki, büyük Baş Buğ ve Emirdir. Alimlerin Efendisi, Cenab-ı Hak tarafından yardım görmüş, kuvvetlenmiş, dünyadaki bütün mücahitlerin muzafferi, Dinin medar-ı iftiharı Müslümanların en güzeli, İmamların zahiri, halkın ve devletin yardımcısı, halk arasında şan şeref sahibi, Ümmetin tacı, mülk sahiplerinin güneşi, Sultanların aziz ve şerifi, İslam askerlerinin şerefi, mücahitlerin yardımcısı, Allah'ı tanımayan ve şirk koşanların katili, şerefi göklerden alıcı, sultanların kılıcı, Emirlerin Efendisi, Çiftçilerin babası sıfatında olan Artuk oğlu Sokmanın oğlu, Davud'un oğlu Karaarslandır. Halifenin de yardımcısıdır. Allah onun saltanatını, tac-ü tahtını ve halkını daim ve baki etsin. Allah'ın laneti, Allah yolundan ve emrinden ayrılanların ve dönenlerin üzerine olsun" yazmaktadır.

Elazığ-Tunceli arasındaki bağlantıyı sağlayan Keban Baraj Gölü'nü feribot ile geçip, Tunceli'nin Pertek İlçesine ulaşıyoruz.

Pertek Kalesi; Keban baraj gölü yapılmadan önce Murat Nehri'nin kıyısında sivri bir kayanın ucunda bulunan kale, bugün etrafı sularla çevrili bir ada görünümündedir. Kalenin içinde bir sarnıç mevcuttur. Murat Nehri'nin kıyısındaki bir tepenin üzerine inşa edilen ve bölgenin Keban Baraj Gölü'nün suları altında kalmasıyla ada görünümüne kavuşan, göz kamaştırıcı bu kale, güzel manzarasıyla ziyaretçilerini cezbediyor. Yapılış tarihi bilinmeyen ve Osmanlı Devleti'nin de bir dönem kullandığı kale, ilçenin en önemli değerlerinden biri olarak dikkati çekiyor. Elazığ ve Pertek ilçesi arasında ulaşımı sağlayan feribotun yolcularına da eşsiz güzellikler sunan mavi renkli suların ortasındaki kale tam bir ilgi odağı konumunda ve yontma taşların arasına kondurulmuş kırmızı sert tuğlaları ve serpiştirilmiş mavi çinileriyle dikkati çeken tarihi özelliklere sahip.

Sungur Bey Camii; Pertek ilçesinin güneyinde, Murat Irmağının kıyısında 1569 yılında yaptırılmıştır. Yapı üzerinde bugün herhangi bir kitabe mevcut değildir. Ancak Sungur Bey Camisinden alındığı belirtilen ve Harput Müzesinde bulunan beyaz mermer üzerine sülüs yazılı kitabede “Ve kad, Büniye fî eyyâm’ül-saltanâtı es-Sultânü’l-mufahham vel’hakânü’l-mua’zzam melîk’ül Rum ve’l-Arab’ül ve’l-Acem Sultân Murad Hân bin Selîm Hân halle dellâhu mülkehû benân hâza fahrü’l-enâm Sungur Bey bin Rüstem Bey bin Hüseyin Bey Pertek, ellazi gaferehü zunûbehüm fi 985” yazmaktadır. Türkçesi; “Rum, Arap, Acem Sultanı Selimhan Oğlu Sultan Murad zamanında Pir Hüseyin oğlu Rüstem oğlu Sungurbey tarafından yaptırılmış, Allah günahlarını affetsin sene 985. (Miladi 1569)”Üç kubbeli son cemaat yeri ve tek kubbeli ana mekândan oluşmaktadır. Son cemaat yeri ile minare, iki renkli taştandır. Taç kapı ve mihrabın taş işçiliği çok özenlidir. Pencereler, sütunlara oturmuş sivri kemerlerle çevrelenmiştir. Cami, çok kuvvetli süsleme tekniği ile Türk mimari tarzı tezyini sanatının ender yapılarından biridir. Sungur Bey Camii, bu bölgenin Keban Baraj Gölü suları altında kalmasıyla, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü tarafından taşları numaralandırılmak suretiyle Pertek ilçe merkezine taşınmış ve burada yeniden monte edilerek kullanıma açılmıştır.

Çelebi Ağa Camii; Pertek ilçesinin güneyinde, Murat Irmağının kıyısında giriş kapısı üzerinde bulunan kitabeye göre 1569 yılında Ramazan ayında yaptırılmıştır. Giriş kapısının üstünde Arapça sülüs hatla yazılan kitabede “Emera bi’imareti hâzihi’l-mescid’ş-şerife el mubâreke ani’l-ekremi Çelebi Bey bin Ali Koca hacili gafferallâhü zünû beümâ fi tarihî şehr-i Ramazan sitte ve seb’în ve tis’a miete 976”, Türkçesi; “Bu mübarek camii şerifin yapımını koca hacili Ali oğlu Çelebi Bey emretmiştir. Allah onların günahlarını affetsin. Tarih 976 yılı Ramazan ayı (Miladi Şubat-Mart 1560)” yazar. Pertek ilçesinin güneyinde, Murat Irmağının kıyısında 1570’te yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılan cami, üç kubbeli son cemaat yeri ve tek kubbeli ana mekândan oluşmaktadır. Ana mekânın batısında yer alan beşik tonozlu mekânın duvarında eyvanlı çeşme ve minare vardır. Çeşme, minare ve son cemaat yeri duvarları, iki renkli kesme taştan yapılmıştır. Çelebi Ağa Camii, bu bölgenin Keban Baraj Gölü suları altında kalmasıyla, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü tarafından taşları numaralandırılmak suretiyle Pertek ilçe merkezine taşınmış ve burada yeniden monte edilerek kullanıma açılmıştır.

Artık Tunceli’nin merkezine, diğer adıyla Dersim merkeze doğru yol alma vakti. Yol üstünde Tunceli Cemevi ve bahçesindeki Pir Sultan Abdal Heykeli ziyaret edilebilir. Tunceli merkezi dağları, vadileri, nehirler ve nehirler üzerindeki plajları, Munzur nehri üzerindeki lokanta ve çay bahçeleri, açık alanları, çarşı ve pazarları, her sınıfa hitap eden konaklama olanakları, serin, sakin ve temiz havası ve ayrıca dışadönük, kültürlü, eğitimli ve bilinçli halkı ile mükemmel bir kent deneyimi yaşatıyor.

Munzur Vadisi Milli Parkı; Tunceli-Ovacık arası 65 km’dir. Tunceli ve Ovacık arasında uzanan Munzur Vadisi ise, 42.000 hektarlık bir alandır. 1971 yılında millî park olarak ilan edilerek açılmıştır. Munzur Dağlarında, Ovacık ilçesi yakınlarından büyük gözeler halinde doğan Munzur Suyu, Fırat Nehrine karışmaktadır. Munzur Suyunun iki kenarı, Ovacık kesiminde Türkiye'de doğal yayılışı çok küçülmüş olan huş ağaçlarıyla kaplıdır. Doğudan gelen Mercan Suyunu da alan Munzur Suyu, Tunceli il Merkezine kadar olan kesiminde ünlü alabalıklarını barındırır. Munzur Vadisi Milli Parkı; Türkiye’nin en büyük doğal sit alanıdır. Munzur Plajları ile de meşhurdur. Munzur Alevi inancının kalbi ve doğduğu topraklar olarak bilinir. Alevi inancı İslam, Şamanizm ve Zerdüşt dinlerinden etkilenmiştir.

Munzur Vadisi Milli parkında görmeyi ilk hedefleyeceğiniz güzellik Kırkmerdiven Şelalesi tam 130 metreden dökülür. Bunun için birkaç saatlik bir yürüyüş yapmak gerekir. Muhteşem manzaralar eşliğinde yürürken, dikkatle bakarsanız dağ yamaçlarında şirin ayı ailelerini de gözlemleyebilirsiniz.

Munzur Gözeleri; Tunceli’ye 80, Ovacık’a 17 km mesafede bulunan Ziyaret Köyünde yer alır. Munzur Çayının ana kaynağını oluşturur. Tunceli ili boyunca akar ve Keban Barajına dökülür. Kırmızı pullu alabalık yetişir. “Munzur” Rumca “burun” anlamına gelir. Grup Yorum'un aynı adlı bir parçası bulunur.

Kutuderesi; Tunceli merkezdedir, tıpkı plaj gibi, yüzülen bir deredir. Ayağınızı buz gibi suya sokup, aynı zamanda tesiste derede tutulan balıklardan yiyebilirsiniz. Aynı zamanda Kutu deresi bölgesi Türkiye’de en çok askeri kaybın verildiği bölgeymiş. Bu hırçın vadi aynı zamanda Dersim katliamında Laç deresi gibi infaz merkezi olarak işlev görmüş. Ölenler nedeniyle dereden kan aktığı söylenmiştir. Ağlayan Kayalar; Tunceli-Erzincan karayolu üzerinde Hılbeş Köprüsü yakınlarında bulunan ve halk arasında da sürekli su damladığı için "Ağlayan Kayalar" adı verilen bu yer özellikle kışın buz tuttuğunda muhteşem bir manzara ortaya çıkar. Buz sarkıtlarının oluştuğu kayalıklar harika fotoğraflar veriyor. Zagye Şelalesi; bir başka adı da Zenginpınar Şelalesidir. Mesire alanı içerisindedir. Merkeze yakın bir piknik yeridir.

Buyer Buzul Gölü; 3000 metrede yer alır. Net 2,5 saatlik yürüyüş ile ulaşılabilir. Ferhat Tunç burada “Gola Buyere” diye bir klip çekmiştir. Buz kitleleri ve kar örtüsü müsaade ettiğinde gidilebilir ve gidiş dönüş yaklaşık tüm gün sürebilir.

Gedik Geçidi ve Sarıgül Yaylası nispeten daha elverişli yürüme güzergâhları içerir. Tercan Konarlı Yaylaları ve Şelalesi; Erzincan Tercan ilçesine 55 km uzaklıktadır. Konarlı köyünde (eski ismi Şıh köy) inilerek 1 saatlik yürüyüş ile yayla ve şelale bölgesine ulaşılır. Erzincan-Bingöl sınırında ve 2 bin metre yükseklikte kaynak sularından ve Munzur Dağları'ndan gelen kar suları ile beslenen ve yaz aylarında 16 dereceye ulaşan hava sıcaklığı nedeniyle yayla havasına sahip şelalenin suyu tüm yıl akarak önce 30 metre yükseklikten Konarlı Deresi'ne dökülüyor, ardından kilometrelerce sonra Karasu Nehri'ne kavuşuyor. Eski ismi Gırnavuk. 2018 yılında HES projesi yapılmaya kalkışılmış ve krom madeni çıkarılmaya çalışılmış ama köylüler engel olmuşlar. Bingöl Yedisu ve Dersim’in Kırdım bölgesinin tam sınırında bulunan şelalede kırmızı benekli alabalık bulunuyor ve balık avlamak yasak. Bölge ayrıca Aleviler için kutsal kabul edilen bir ibadet alanı.

Pülümür; Ermenice “çilek diyarı” anlamına gelir. Başka bir rivayete göre ise, “pule-muriye”, yani “armut ağacının olduğu çayır” anlamındadır. Eskiden büyük ölçüde Ermeni nüfusu yaşarmış. Bal üretimiyle meşhurdur. Çiçek balı ve kavurması tadılabilir. Tunceli’nin 1650 metre rakımlı ilçesidir. Tunceli il merkezine 67 km uzaklıktadır. Pülümür Vadisi ve Çayı boyunca uzanır. Tunceli ile Erzincan’a eşit uzaklıktadır. Mutlu Köprüsü ile Erzincan’dan ayrılır. Arap Kızı Dağı da meşhurdur. 1965’te 21 bin olan nüfus şu an 3.100 kadardır. Bunun sebebi hem şiddet olayları hem de Almanya’ya çok yoğun işçi göçüdür. Şu an kendi nüfusunun birkaç katı Pülümürlü Almanya’da yaşamaktadır. Bülent Ecevit’in dedesi ve Cemal Süreya Pülümürlüdür. Osmanlı’da Erzurum vilayetinin Erzincan sancağına bağlı olan bir ilçeydi. 17 Aralık 1917 tarihinde Rus ordusu ve Ermeni komitacıları Pülümür dağlarından çekilmişlerdir ve bu tarih kurtuluş günü olarak kutlanır. 2009 yerel seçimlerinde oyların %93’ünü CHP ve DSP almış. 12 Eylül 2010 referandumunda %94.33 “Hayır” oyu çıkmış. 2011 genel seçimlerinde %82,9 oyu CHP almış. Ak Parti %2,3 ile ilçeler bazında en az oyu buradan almış. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de ilçe bazında Erdoğan’a en az oy buradan çıkmıştır. Nüfusun büyük çoğunluğu (%97-98) Alevidir. Tunceli yoluna gidilirken Hz. Ali’nin atının (Düldül) ayak izleri olduğu rivayet olunur.

Pülümür Vadisinde Putik Şelalesi de görülebilir. Kaynak tuzu göllerine uğranabilir; Pülümür ilçesindeki 3 tuzlada Türkiye’nin en iyi kaynak tuzları üretiliyor. Bunlardan biri de Munzur Tuz ismiyle kaynak tuzu üreten Hıver Tuzlası. Ayrıca Göneli ve Balpayam Tuzlaları da bulunuyor. Çağlayan (Girlevik) Şelalesi; Erzincan şehir merkezine 30 km uzaklıktadır ve kaynağını Munzur Dağlarından alır. Girlevik Şelalesi dört mevsim ayrı bir güzelliğe sahip. Tamamen doğal bir şelale olan Girlevik Şelalesi’nin suyu Munzur Dağları’nın yamacında yer alan Kalecik Köyü’nden doğan gözelerden gelmektedir. Su dokuz ayrı gözeden çıkar ve bir dere yatağı vasıtası ile şelaleye kadar ulaşır. Şelalenin yüksekliği 30-40 metre olup, yöreye özgün taştan oluşan üç kademe halindedir.

Abrank Manastırı; Tercan beldesine 10 km uzaklıktadır. Tercan’ın Üçpınar köyü yakınlarındaki Vank Dağında bulunur. Ana­dolu’nun en sağlam Ermeni manastırlarından biridir. Ancak dağların göğsüne gizlenmiş Surp Davit (Abrank) Manastırı kilisesi, şapeli ve devasa haçkarlarıyla (Ermenice “haç taşı” anlamına gelir) ayakta duruyor. Manastırın üstündeki tepede adı verilen ve çok uzaklardan bile görülebilen üç büyük taş bulunuyor. Bu taşların Anadolu'nun en büyük haçkarları olduğu söyleniyor. Bu haçkarların üzerinde birçok figür ve Ermenice yazılar görülüyor. Ayakta duran 4 metre boyunda ve 1 metre enindeki iki haçkarın üzerlerine 1191 ve 1194 tarihleri kazınmış. 1194 tarihli haçkarın dar yüzünde Selçuklu Beyi Nasrettin dönemine tarihlenen Arapça bir yazıt var. Yani bu taşlar en azından 800 yıllık bir sırrı taşıyorlar. Haçkarların 100 metre kadar uzağında ise Surp Davit Şapeli bulunuyor. Giriş kapısının üzerindeki Ermenice yazıtta da şapelde manastıra adını veren Davit’in burada gömülü olduğu anlatılıyor. Şapelin dışında Erme­nice yazıtlı ve alt bölümünde kuş figürleri bulunan büyük bir haçkar var. Başka haçkar parçalarının da varlığı burasının bir mezarlık olduğunun kanıtı. Maalesef defineciler tarafından her yeri kazılmış ve tahrip edilmiş durumda...

Tercan’daki Mama Hatun Külliyesini de ziyaret edilmesi gereken yerler listesine ekleyebilirsiniz. Saltukoğulları Beyliğinin kadın hükümdarı Ma­ma Hatun ömrünün son yıllarını Tercan’da geçirmiş. Tercan’da Mama Hatun adına ker­vansaray, hamam, mescit ve türbeden oluşan büyük bir külliye inşa edilmiş. 13. yüzyılın başına tarihlenen türbe de, kervansaray da döneminin en önemli ve güzel yapılarından. Oğulveren köyündeki Kefrenci Tapınağı, Üzümlü yakınlarındaki Urartu yerleşimi de görülmeye değer yerler arasında yer alıyor. Zamanınız varsa, şunları da listeye ekleyin; Halbori Gözeleri, Dereova Şelalesi, Pülümür Çayı, Yelmaniye Camisi, Pulur Höyüğü, Yeniköy Höyüğü, İn Delikleri, Uzun Hasan Türbesi, Hamami Atik, Çemişgezek Köprüsü, Tahar (Yusuf Ziya Paşa) Köprüsü, Aşağı Köprü, Sivdin Köprüsü, Zenginpınar Şelalesi, Hamidiye Medresesi, Ulukale Cami, Mazgirt Kalesi...

Elazığ’dan başladığımız ve Tunceli ile devam ettiğimiz Dersim turunu Erzincan’da noktalarken, Erzincan’ın kendine has dönerini tatmak ve Bakırcılar Çarşısında bir miktar zaman geçirmek en akıllıca seçenek olacaktır...

Bülent Ecevit’in “Pülümür'ün Yaşsız Kadını” adlı şiiriyle noktayı koyalım;

Pülümür’ün bir dağ köyünde gördüm onu
Yaşını sordum bir giz gibi güldü
Kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
Yüzüne baktım bir giz gibi güldü

Bir asa vardı elinde
Bir solmuş krallığın
Kadifeden harmanisi üzerinde
Bir Hititliydi o bir Selçukluydu
Bir Ermeni’ydi, bir Kürt’tü
Bir Türk

Yaşını sordum bir giz gibi güldü
Koluma girdi bir soylu kadınca
Tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
Beni tek gözlü sarayına götürdü
Köy yapısı kulübesinin

Zamanı onda yitirdim ben
Yitik zamanlara onda eriştim
En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim.

Yazı ve Fotoğraflar: Serkan Doğan

YORUM EKLE
YORUMLAR
leyla bingöl
leyla bingöl - 1 hafta Önce

ellerinize sağlık. bizim diyarlar çok güzel. insanı da güzeldir. İnşAllah bir gün gezmek nasip olur. şiirde dokunaklı

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>