Tarihin en acı, en kanlı şakalarından biri herhalde “karşıtların birliği”nin kanıtlanması olur.

Yani…

Birbiriyle kıyasıya çeliştikleri, çatıştıkları sanılanların, en azından zaman zaman “işbirliği” yaptıklarının ortaya çıkması.

Aksi, tarihin en büyük iftiralarından olur elbette…

Ama kanıtlanırsa, “ihanet, hainlik” başka bir hal alır.

Daha önemlisi, ülkenin yakın (hatta biraz daha uzak) tarihiyle ilgili bilinenler, bildik sanılanlar sarsılır…

Daha da önemlisi, memleketin zihin ve ezber kalıpları kırılır; duygu, düşünce, öfke, nefret dünyalarımızın altüst oluşuyla, belki önümüzde yeni bir dünya açılır.

 

***

 

Sık sık şüpheleri kışkırtıcı biçimde ortaya atılan iddialar, ortaya çıkarılan belgeler…

Kimi devlet görevlisi, kimi askeri yetkili ile PKK’nın kimi sorumlusu, kimi birimi arasında (zaman zaman) kurulduğu söylenen ilişkiler doğruysa…

Her iki yönden de ölüme kolayca, ısrarla, inatla yollanmış; birbirine kırdırılmış çocuklara dair bir deprem kaçınılmaz olur!

Belki de, hukukun halka en öncelikli hakikat ve adalet borcu bu.

Elbette tarih, çatışmalar, ölümler sadece komplolarla ateşlenip vuku bulmuyor.

Elbet “bir varmış, bir yokmuş” denen “Kürt sorunu” sadece tezgâhta dokunmuyor.

Lakin, 35 yılda (üçte iki kadarı PKK’lı) 40 binden fazla ölünün ardında, ister devlet içinde ister örgüt başında, “kan, kaos, ölüm, nefret, korku bitmesin” diyerek bir ötekiyle kankalaşan birilerinin de parmağı, eli varsa…

Ölülerin iki eli de onların yakasına yapışır!

Vuruluşları, kazaya kurban gidişleri, intiharları kuşku verici şehit generallerden derme çatma karakollarda tahkimsiz, 21 yaşında astsubay komutasında hep birlikte ölüme teslim edilen erlere…

Köy köy, mezra mezra; çocukları, çocuklukları, hayatları dağa verilenlere!

 

***

 

Sadece savcılar, yargıçlar değil…

Devlet; hükümet ile Genelkurmay…

Meclis; ana muhalefet ile her tür muhalefet…

Medya; yandaş yahut karşıt…

Her tarafta analar, babalar, kardeşler, eşler, yetimler…

Bu hakikati talep etmeyecek, kovalamayacak da ne yapacak!

Ya bunlar yalandır…

Kim düzüyorsa, hesap sorulmalı…

Ya bunlar gerçektir…

Kim kanı, düşmanlığı, binlerce ölümü sözde düşmanıyla işbirliği yaparak daha yoğun, daha derin hale getirmişse…

Hesabın da en derinini vermeli.

 

***

 

Derin ihanetlerin derin hesabı, toplum vicdanında görülmeye başlar önce…

İşte o zaman, aklımız, muhakememiz, bilgimiz ve düşüncemiz de sarsılır!

Türkler de…

Kürtler de…

Daha çok sayıda evlatlarının kanını, sözde düşmanıyla işbirliği içinde, kendi tahakkümleri için araç yapmış olanlar varsa; o çocukların hesabını ısrarla sorabilmeli!

Ölülere huzur…

Kalanlara hakikat…

Bu ülkeye barış ve kardeşlik için!

Tarihin kötü talihini kırabilmek için!

 

 

Pofidik!

 

Duyuru şöyle:

“Hürriyet’ten çocuklara eğlenceli bir arkadaş...

Bu pofidik, sevimli ayıcık en sevilen masalları anlatıyor…

Hem konuşuyor, hem hareket ediyor!”

Bunu görünce, gazete muhtemelen, “eğlenceli, sevimli” olmak için yırtınan, hem konuşyan hem hareket eden eski yayın yönetmenini promosyon niyetine dağıtıyor diye düşündüm.

Belki kurtulmak için!

Lakin yukarıdaki yazıyı yazdıktan sonra, kendini “Tavşan kardeş” de sanan “Pofidik”in hiç de çocuklara göre olmadığı kalın kafama dank etti.

Çünkü, ülkedeki “Kan Film Festivali”nin medya ödülü de, nice çocuğu yakan onca provokatör oyunculuktan, düzmece haber masalcılığından sonra elbet onun hakkıdır!

Hiçbir ayıcık bunu yapmaz, yapamazdı!

Onu çocuklar bile bilir!