Kılıçdaroğlu, son haftalarda günaşırı gelen çatışma ve kayıp haberleri üzerine, “Artık şehit haberleri gelmesin” diyerek Başbakan’la görüşmek istediğini açıkladı. AK Parti öneriyi olumlu cevapladı.
Dün sabah İhracatçılar Birliği’nin toplantısında iki lider de toplantıda önyargısız konuşacaklarını, söylenenleri önyargısız dinleyeceklerini bildirdiler. Sayın Erdoğan, “Bütün siyasal partileri ve öneride bulunmak isteyenleri dinlemeye hazırız” mealinde genel konuştu.
Sayın Kılıçdaroğlu, AK Parti merkezine götürdüğü programda ısrarcı olmayacağını belirterek “Akıl akıldan üstündür, farklı bir öneriyi de dinler, görüşürüz” dedi. Toplantı öncesinde iki taraf da hassas konunun gerektirdiği dikkat içindeydi; olumsuz yorumlanacak bir hava yaratılmadı.
CHP’liler tam saatinde AK Parti’nin kapısındaydılar, kapıdan çıktıklarında saatler 16.30’u gösteriyordu.
Gizli kalması beklenmeyen toplantının hemen ertesinde, AK Parti ve CHP’nin genel başkan yardımcıları Ömer Çelik ve Faruk Loğoğlu basın toplantısı yaptılar.
İki genel başkan yardımcısı da, toplantının “olumlu” olarak değerlendirdiklerini söylediler.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun önerilerinden önemli kapı açanı, ‘Toplumsal Mutabakat Komisyonu’ (TMK) adıyla, her partiden ikişer kişinin katılacağı bir komisyon kurulmasıydı. İki genel başkan yardımcısının görüşme konusunu adlandırması da farklıdır: Sayın Loğoğlu, konuyu ‘Kürt meselesi’ ya da ‘sorunu’ olarak adlandırmamış, çok kullanıldığı için sanırım, ‘terör sorunu’ olarak adlandırmıştır.
Oysa Sayın Ömer Çelik ‘terör’ kelimesini çok az kullanmış, ‘Kürt meselesi’ deyimini ya tek başına veya ‘terör meselesi’ deyimiyle birlikte kullanmıştır. Bu fark, ‘meseleye’ nasıl yaklaşıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Görüşülen konunun ‘terör sorunu’ değil ‘Kürt meselesi’ olarak adlandırılmasının hem gerçeklere uygun hem de sorunun esasını ve çıkış yolunu göstermesi bakımından doğru olduğu açıktır ama ne yapalım ki mesele hâlâ ‘terör sorunu’ diye çözülemez yönlere çekilmektedir. Toplantı sonrası açıklamalarında, TMK’nın kurulması için MHP’nin katılmasının önemli bulunduğu, MHP katılmazsa Meclis’te bir komisyon kurulamayacağı belirtildi.
MHP lideri Sayın Bahçeli komisyona katılmayacağını toplantıdan önce olduğu gibi toplantı sonrasında da üç sayfalık açıklamasıyla bildirmiştir. Bu durumda, CHP’nin önerisinin zaten anlamsız olduğunu düşünenler vardır, ancak CHP bu toplantıya önayak olmakla MHP’den farklılaşmış, çözümün yanında durduğunu belli etmiştir.
Toplantının önemli sonucu, AK Parti’nin CHP’nin görüşlerini dinledikten sonra ileri sürdüğü önerisi olmuştur: TMK kurulamayacağı anlaşılınca, AK Parti ile CHP istişari bir komisyon kurabilir, ‘konu’ ve ‘çözümü’ üzerinde görüşmeleri sürdürebilirler! Veya sürdüremezler mi? Bu öneriyi açıklayan Sayın Çelik’e BDP’nin bu komisyona katılmayı kabul etmesi halinde partisinin ne diyeceği soruldu. Genel Başkan Yardımcısı soruyu, AK Parti’nin, CHP ve BDP’nin katılacağı üçlü komisyon için kapıyı kapatmadan ve de açık bıraktığını belli etmeden, “Ne yapacağımızı MHP’nin ve BDP’nin kararları belli olunca değerlendiririz” diye cevaplandırdı. AK Parti’nin, BDP katılmadan, CHP ile bir komisyon kurup zaman zaman Kürt sorununu görüşmesi, çözümü ve işini kolaylaştırabilir. Benim kanım, BDP katılsa iktidar daha çok yararlanır. Ancak AK Parti bunu görecek mi?
MHP’nin, kendi dışında bu komisyonun kurulmasını istismar ederek oy kazanabileceğini düşündüğü açıktır ancak ileride yanıldığını görecektir!
CHP’nin, AK Parti ile ikili komisyon kurulmasını kabul eder görünmediği bildiriliyor. Bence CHP, AK Parti’ye, BDP ile mutabakat sağladıktan sonra ve kabul etmezse kendi başına “Biz geliyoruz” demelidir. Yeni komisyonun kurulamaması sorumluluğunu BDP’nin veya AK Parti’nin kararına bırakmamalı, BDP gelsin ya da gelmesin, “Ben varım” demelidir.