Bir halkı ikiye, üçe, beşe bölebilirsiniz. Birbirine düşürebilirsiniz. İkişer, üçer, beşer düşman gruplar yaratabilirsiniz.
İnsanların dilleri, sosyal yaşamları, bedenleri, toprakları üstündeki hakları siyaset malzemesi yapabilirsiniz. Bu hakları hiçbir zaman vermeyecek, verirse de her an geri alabilecek güçte olduğunuzu gösterebilirsiniz. En zoru bile başarılabilir. 

** 

1960’ların sonlarında ABD’de siyahların başını çektiği sivil haklar hareketinin beyazlar tarafında başka bir sonucu vardı: Backlash, yani bir geri tepme. Siyasi bir itelemeyle beyazlar, ‘Aa bu siyahlar da fazla oluyor artık’ demeye başlamıştı. Bir insanlık ayıbını telafi etmeye çalışan yasalara karşı çıkan, kendinde olan hakları siyahlarla paylaşmak istemeyen insanların tepkisini körükleyen, bu tepkiden koltuk devşiren senatörler, başkanlar olmuştu. Nixon’la başlayan, Reagan’la devam eden, Cumhuriyetçi partinin temelini ve tabanını oluşturan bir süreç. Hiçbir zaman siyahların oyunu alamayacağını anlayan Cumhuriyetçilerin, çözümü beyazları ve ırka bağlı kutuplaşmayı kışkırtmakta bulduğu bir süreç. Bu süreci aklınızda tutun.

** 

Saptırmalara aldırmamaya yüksek ihtimam göstererek asıl ve acil konumuzu hatırlatayım. Topraklarımızda 30 yıldır bir dert var. Hakları verilmeyen Kürtler ve bu nedenle çıkmış bir savaş. Bu savaş artık hiddetli gençler aracılığıyla başka vahim bir boyuta varıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin her kıvrımına predatör bağlasan bile çözülemeyecek bir yoksunluk, yokluk, küslük, usanç ve mutsuzluk devri. Bugünkü iktidar ise, “Kürtleri tatmin, Türkleri de ikna etmenin” belki de en mümkün zamanlarında tam aksi bir yol izliyor. Habur sürecini, Oslo görüşmelerini temkinli ama sakin biçimde izleyen Türkiye’nin batısıyla, kendisine bir zamanlar çok inanmış Türkiye’nin doğusunu giderek ayrıştırarak. Sözleriyle, eylemleriyle, eylemsizlikleriyle, aptal yerine koymalarıyla.
Neredeyse bundan sonraki siyasi hayatını bu ayrışma üzerinden garanti altına alıyor.
İnsanın dili varmıyor diyeceğim de, gerçek bu olduğundan, vardı dilim.
Evet, tatsız bir siyasi iklim ve belki on yıllar sürecek bir toplumsal kırılma yaratıyor.
Ne acıklı, böyle olmayabilirdi. Aslında herkes zannedildiğinden de hazırdı. Bu iktidar bunu başarabilirdi. Tercih etmedi. Ne yazık, ne hüzünlü.

** 

Müziğin ruhunu okuyan tatlı Nina Simone’un, şair Langsten Hughes ile birlikte 1967’de yazdığı Backlash Blues şarkısıyla yazımı sonlandırıyorum. İnsanları birbirine düşürmek de bir gün, ansızın, geri teper çünkü dünya büyük ve yuvarlaktır diyerek: “Beyefendi Backlash, Beyefendi Backlash… Beni ne zannediyorsun?/Vergimi artırır, maaşımı dondurursun/ Oğlumu Vietnam’a gönderirsin/ Bana ikinci sınıf evler verirsin / İkinci sınıf okullar/ Sence tüm renkli insanlar ikinci sınıf mıdır? / Ama dünya büyük/ Büyük ve yuvarlak/ Ve benim gibi insanlarla dolu/ Siyah, kahverengi, sarı, bej/ Beyefendi Backlash, seni geri tepmenin hüznüyle baş başa bırakıyorum.”