Başbakan’ın, Meclis’te hükümet programı tartışmaları sırasında söylediği iki görüşünü ele alacağım.
‘Oya teslim’ olmak!
İlki şu cümle: “Yani yüzde 26 alacaksın asıp keseceksin, yüzde 13 alacaksın asıp keseceksin. Yok böyle bir şey. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse buna teslim olacaksın.”
Böyle diyor Başbakan 12 Haziran’ı çözümlerken. Dediğinin iler tutar tarafı yok gerçekte ama bir-iki tarafına değinmek istiyorum:
Başbakan, muhalefete hangi oranda oy aldığında ‘asıp kesme’ hakkı verecektir? Muhalefet iktidardan, örneğin yüzde iki az oy alırsa da ‘teslim’ olmalı mıdır? Ya da, muhalefetin dört katı oy alan iktidar ‘asıp kesebilecek midir?’ Böyle hesap mı olur?
Görüşün temeli yanlış, ‘egemenlik hakkı’, iktidarın ya da muhalefetin değil, halkın bütününündür! Başbakan, “Ona teslim olacaksın” derken egemenlik hakkı kullanma hakkı bulunan (yasama, yürütme ve yargı) erklerin, bütünlüğünü bozmadan ‘millet adına’ verdikleri kararlara saygı ve bağlılıktan bahsettiğini sanıyorum. Millet adına verilen kararlara uymak onlara ‘teslim olmak’, onların ‘eleştirilemeyeceği’ anlamına gelemez.
Eskiyi bırakalım
Başbakan konuşmasında, eskiyi bırakalım anlamına sözlerinin hemen ardından ‘İsmet Paşa’nın yaptıklarını tartışmaya taşıyarak CHP’yi kınadı.
Başbakan’ın CHP’ye gönderme yaptığı ilk cümlesi şuydu: “Hâlâ eskinin gündemine, eskinin meselelerine takılıp kalıyorsa 1940’ları aşıp bu günlere gelemiyorsa biz bunu ülke adına sağlıklı bir hizmet ortamı olarak görmeyiz.”
Erdoğan halkın oy verme dinamiklerini araştırmayan muhalefetin, Ak Parti’nin 2023 vizyonunu anlamadan eskiye bağlı kaldığından yakınıyordu.
Sayın Erdoğan haklıydı, tarihten örneklerle günlük politika yapılamazdı. Partiler tarih yazmamalı, tarihten yararlanmalıydı. Demokrasi tarihimizde, geçmişten hikâyeler anlatan siyaset adamlarına halkın cömert davranmadığının örnekleri çoktur. Osman Bölükbaşı’nın Yozgat Saathane Meydanı’nda 1950 yıllarında, “Sekiz saat dinliyorsunuz, alkışlıyorsunuz ama oy vermiyorsunuz” dediğini hatırlıyorum.
İnönü’ye haksızlık
Muhalefetin, ‘Hükümet Programı’nı okumadan eskiye bağlı kaldığını söyleyen Sayın Erdoğan, hemen demokrasi öncesi olaylara geçmekte sakınca görmemektedir:
“İsmet Paşa’nın sayesinde bu ülkenin ne bedeller ödediğini de biz biliyoruz, bunları da biliyoruz.”
Şimdi, “Ey Erdoğan, İsmet Paşa sayesinde memleketin ne bedeller ödemediğini de hatırlamalı değil misin?” diye sormanın sırası geldi galiba. İnönü eleştirilebilir, hatalı kararları bulunup çıkarılabilir ancak başladığı yer tek partinin ‘Milli Şef’liği olan bir kişinin, beş yıllık dünya savaşını da kapsayan 12 yılda memleketini nereye taşıdığını düşünmek gerekmez mi? İnönü, Türkiye’nin tek parti rejiminden, yargıçların yönetiminde çok partili, gizli oy, açık tasnif sistemindeki seçimlere gelmesini sağlamıştır.
Erdoğan’ın 2003’te aldığı Türkiye’yi 2015’te nereye taşıdığı görülecektir. Eğer, BM ve AB standartlarında anayasanın yürürlüğe girmesini sağlayabilirse başarılı siyaset adamlığında ancak İnönü düzeyine çıkabilecektir.
BDP’nin önerileri
Dünkü görüşmeler sırasında, BDP’nin olması gerekenlerle olmayacak şeyleri bir arada ileri sürdüğünü anladım. Görüşmelerin, Ak Parti’nin ‘olması gerekenlerin’ kabulü; BDP’lilerin de ‘olmayacak şeyleri’ geri çekmesi ile bağlanmasını bekliyorum.