Gelişen olaylar, devletin politikasının değişmesini veya yeniden belirlenmesini gerektirecek olaylar değildir.
Karşılaştığımız Silvan olaylarına tepkinin; ülkenin önemli bir sorunuyla ilgili politikaları belirlemesinden, en azından etkilemesinden korkuyordum. Bugün de korkuyorum; heyecan ve acının derinliği, karar verenleri yanıltabilir!
Olayın ilk günü, hükümet başkanının, “Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur. Bu ülkede PKK sorunu vardır. Kürt kökenli vatandaşlarımın da sorunları vardır”, “Terör örgütü ve uzantıları bizden iyi niyet beklemesinler” cümleleri, korkumu arttırmıştı.
Bir süredir tatil yerindeyim, siyaseti izleyen dostlarımdan burada bulabildiklerimin çoğu, ‘Başbakan’ın artık eskisi gibi olmayacağını, değişeceğini’ söylüyordu. Kürt Meselesi’ne hükümet eskisi gibi yaklaşamaz, 90’lı yılların politikalarına dönecektir!
2 yılda alınan mesafe
Şimdilerde hükümetin ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ dediği Kürt Açılımı’nı heyecanla karşılamış, duygularımı okuyucularımla paylaşmıştım. Başbakan, 2009 yaz başlarında Kürt Açılımı’nı ilk kez söylediğinde, içinde ne olduğunu, devletin bu deyime ne anlam verdiğini düşünmeksizin ve bilmeksizin, herkesin ‘meseleyi’ yüksek sesle, kendi anlayışı içinde konuşmasını önemli bulmuştum. Birçoklarının ‘açılımın sonu’ olarak değerlendirdiği ‘Habur Sınır Kapısı olaylarını’, geri dönenleri karşılayanların sevinç gösterileri ve sonuçları gibi yorumladım. Bugün de Kürt Açılımı’nın başlamasından sonra geçen iki yıl içinde çok mesafe aldığımıza inanıyorum.
Başbakan’ın geçen yazımda eleştirdiğim ve yukarıya aldığım cümleleri söylediği konuşmasından sonra hep bu konuyu düşünüyorum: Hükümet ve onun dayandığı iktidar partisi milletvekilleri, hangi yaklaşımla politika belirleyeceklerdi? Ya da iki yıl önce belirlediklerini politikaya “Devam!” mı diyeceklerdi?
Seçimden çıkmış hükümetin programını okuyarak bu soruyu düşünmeye başlayabiliriz. “Bakanlar Kurulu Hakkında Yapılan Güvenoylamasına İlişkin Karar ve eki 61’inci Hükümet Programı” dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.
İşte, bu programın Kürt meselesiyle ilgili politikalarını özetleyen cümlelerden bazıları:
“Bu dönemde, milletimizin TBMM’den en önemli beklentisi yeni bir anayasa yapılmasıdır. Hükümet ve AK Parti grubu olarak bu konuda tam bir kararlılık içerisindeyiz. (Böylece demokrasimiz) yeni anayasa ile taçlanmış olacak ve Türkiye ileri demokrasiye kavuşacaktır.
“Yeni anayasanın; dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil özgürleştirici bir anayasa olması gerektiğine inanıyoruz.
“Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
“Biz hep birlikte Türkiye’yiz.
“Güvenlik anlayışında köklü bir paradigma değişikliği gerçekleştirerek, özgürlük için güvenlik yaklaşımını uygulamaya koyduk.”
Bu politikalar, Kürt meselesinin inkârına izin vermez, tam tersine derinleştirilmesini ve uygulamaların hızlandırılmasını gerektirir.
Hükümet, iki askerin ve doktorun kaçırılması, belediye başkanları ve barış annelerinin toplanarak DTK’nın toplanmasını istemeleri, bir birlikten 13 askerin şehit edilmesi, aynı saatlerde durumdan habersiz görünerek demokratik özerkliğin ilan edilmesi, özetle iki-üç gün içinde gelişen olaylar devletin politikasının değişmesini veya yeniden belirlenmesini gerektirecek olaylar değildir.
Benim anladığım, günümüzde Kürt siyasetini esas itibariyle Abdullah Öcalan belirlemektedir. Onun kurduğu PKK’yi Kandil yönetmektedir. Kandil, BDP, bunların kurdukları DTK, KCK gibi kurullar ile Kandil’in kurduğu veya yerel oluşumlar Öcalan’ın açık talimatının dışına şimdilik çıkamamaktadır. Tam bir disiplin içinde yürütülen kararlar olduğu gibi, fırsat buldukça işine gelen eylemi gerçekleştirenler de vardır. Hepsinin Kürt siyasetinde payları vardır, zaman zaman içlerinde çekişmektedirler. Öcalan veya Kandil de onları bütünüyle devre dışı bırakamamaktadır.
Siyaset yakın gelecekte bazılarına bugünküne göre çok farklı imkânlar verecektir. Herkes bugünkü mevziini güçlendirmek için çalışmamakta, üç-beş yıl sonraki yerinin ne olacağını düşünmektedir!
Türklerin huzur ve refahı da, Kürtlerinkine; bu ikisi de hükümet programının uygulanmasındaki başarıya çok bağlıdır.