YÖK: Yükseköğretim Kurumlarının Özgürleşmesinin Engeli

YÖK 6 Kasım 1981 tarihinde kuruldu. 12 Eylül 1980 tarihinde askerlerin ülke yönetimine el koydukları baskı yönetiminin, 1982 yılında yürürlüğe koydukları Anayasanın ürünü.

Kuruluşundan buyana yükseköğrenim kurumlarının tepesinde, devlet denetiminin yoğunlaşmasını sağladı. Tepeden tabana doğru alt-üst ilişkilerinin yaşandığı bir işleyiş içinde, büyük bir siyasal baskı, keyfi yönetim ağı kurdu.

YÖK, yükseköğrenim kurumları arasında bir iletişim kurma aracı olmaktan uzak bir biçimde, tüm yükseköğrenim kurumlarının işleyişlerini denetim altında tutan bir gözetleme kurumu işlevi gördü.

Bilimsel çalışmaları bitirdi

YÖK’ten önce yükseköğrenim kurumlarının yeterli düzeyde olmasa da, bilimsel çabaları gözlenebilmekteydi. Toplumumuzun, bölgemizin, dünyamızın sorunlarına yönelik çalışmalar, YÖK’le devletin denetimi altına girdi. Bilimsel araştırma kurumu olması gereken yükseköğrenim kurumları, birer devlet kurumu durumuna geldi. Atılan her adım, bilimin gözlem ve deneylerinin süzgecinden geçme yerine, devletin denetiminden geçmekle karşı karşıya kaldı.

Alt-üst ilişkilerinin olduğu bir işleyişte, altta olanların özgür olmaları söz konusu olamaz. Özgür olunmayan yerde düşünce, bilim üretilemez. Yükseköğrenim kurumlarımızın durumu budur.

Yükseköğrenim kurumlarının paydaşları olan her düzeyde öğretim görevlileri, bilimsel çalışmaları, uluslararası yayın yapan dergilerde ürettikleri düşünsel yazılar, yapıtlar yerine, gizli sicillerle yükseltilmekte ya da önleri kesilir duruma geldi. Bu kuşatma içinden çıkmadıkları sürece gerçek kimliklerine kavuşmaları olanaksız.

Yükseköğretim kurumlarımız, bilimsel buluşlar yapabildikleri, Başta ABD’den, AB’den, Japonya’dan olmak üzere, dünyanın her ülkesinden öğrencilerin gelerek öğrenim görebildikleri düzeye ulaşabilirlerse gerçek bilim kurumu olabilirler. Yapacakları bilimsel çalışmalarla patent alabildikleri gün, gerçek işlevlerini yerine getirebilirler. İstendik bilgileri ezberleten ortaöğretim düzeyinde öğrenim görülen yerler oldukları sürece gelişemezler. Bu ülkeye bir yarar sağlayamazlar.

YÖK Bilimin, dolayısıyla özgür düşüncenin, özgürlüklerin önüne dikilmiş bir duvar.

YÖK Demokles’in kılıcı gibi yükseköğrenim kurumlarının tepesinde sallandığı sürece yükseköğrenim kurumlarımız özgürleşemeyecek.

Tek tipleşme

Tek tip düşünme, yönetimin istediği biçimde insan yetiştirme çabası, özgür düşünceli insanlar yetişmesini engelledi. Yapılan denetimler, uygulanan baskılar ülkenin düşünsel birikimini çölleştirdi.

Farklı düşüncelerin barındırılmasını sağlayamayan bir yükseköğrenim kurgusuyla evrensel bir yapılanmaya gidilmesi olanaksız. Yükseköğrenim kurumlarımızın geçmişi de bugüne de bu durumda. Bu yapısıyla geleceğinin de karanlık olacağı açık.

Yükseköğretim kurumlarımız, öğrencisinin, öğretim görevlilerinin saçları, bıyıkları, sakalları, türbanlarıyla değil ürettikleri bilgiler, uluslararası bilimsel yayınlarda yer alan çalışmalarıyla ilgilendiği zaman gerçek işlevlerini yerine getirecekler.

Yükseköğrenim kurumlarında bilim ve aklın egemen olduğu gün başarılar elde edilebilecek.

Merkeziyetçi yapı

YÖK, Yükseköğrenim kurumlarını merkeziyetçi bir yapıya kavuşturmayı amaçladı. Bunu başardı. Üretilecek bilginin de merkezden denetimini, yönlendirilmesini sağlama çabası içinde oldu. Beyinleri denetleyecek bir yapı kurma peşinde koştu.

YÖK, merkeziyetçi yapısıyla, yükseköğretim kurumlarının özgürleşmesinin, bilimsel bir yapıya kavuşmasının, verimliliklerini artırmasının engeli durumunda.

Rektör atamaları özgürlükleri boğdu

Rektör atamalarında YÖK ve Cumhurbaşkanının belirleyici olması Yükseköğretim kurumlarının siyasallaşmasını, denetim altına alınmasını sağladı. Bu yapı “bilimselleşmeyi” değil, “siyasallaşmayı” öne çıkardı. Son yıllarda bu gidişe “dinselleşme” de eklenmiş oldu. Böylece yükseköğretim kurumlarımız, “bilimselleşmeyi dışlayan”, “dinselleşmenin siyasal ağlarına teslim olan” kurumlar durumuna geldi.

Bu süreç içinde hiçbir üniversitemiz, Dünyanın en iyi 100 üniversitesi arasına giremedi. Bu yapıyla hiçbir zaman giremeyeceği de ortada.

Londra merkezli yükseköğretimi derecelendirme kurulu Times Higher Education (THE) 2019 Dünyanın En İyi Üniversiteleri sıralamasını açıkladı. 77 ülkeden 1258 üniversitenin değerlendirildiği araştırmada, 2019 yılı, Dünyanın En İyi Üniversitelerisıralamasında: “Sabancı Üniversitesi 351-400, Koç Üniversitesi 401 – 500, Bilkent, Boğaziçi ve Hacettepe Üniversiteleri 501 – 600, İTÜ ve ODTÜ 601 – 800, Anadolu, Atılım, Erciyes, Gebze Teknik ve İstanbul Üniversiteleri 801-1000, Akdeniz, Ankara, Bahçeşehir, Çukurova, Dokuz Eylül, Gazi, İYTE, Marmara, Ondokuz Mayıs, TOBB ve Yeditepe Üniversiteleri de 1001 + bandında yer aldı”

Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında, ilk 350 üniversite arasına girebilen bir üniversitemiz yok.

70 bin dolayında üniversite öğrencisinin tutuklu bulunduğu, 7 bin dolayında öğretim üyesinin, evrensel hukuk ilkelerine ters düşen uydurma gerekçelerle, yargısız, savunmasız biçimde çalıştıkları yükseköğrenim kurumlarından uzaklaştırıldıkları bir ülkede, bilimsel bir yükseköğrenim düzeninden söz edilemez. Bu yapıyla insanlık ailesi içinde saygın bir yer alınamaz.

------------------------------------

(1) Uygun, Yurdagül, Dünyanın en iyi üniversite sıralamasında 400. sıraya Türkiye’den tek üniversite girdi, Sözcü Gazetesi, 26.09.2018

YORUM EKLE
YORUMLAR
Arif gül
Arif gül - 1 hafta Önce

Bu günün koşullarında üniversiteler bilimden tamamen uzaklaştı bilimin yerini atanan rektörler aracılı ile dinsel kurumlara dönüştürülmeye calişıĺiyor. en bariz örnekleri bazı rektörlerin nasıl siyasi erk lere hizmet ettiklerini görüyoruz. YÖK özerk bir kurum olmalı rektörlerini kendi içlerinden kendileri seçmeli ve hiç bir siyasi kurumla uzaktan yakından ilişkisi olmamalı ki hedefleri bilim ve fen üzerinde yogunlasmalidir .