Türk-İsrail ilişkilerinin adeta bir Soğuk Savaş atmosferine girmiş olması, önümüzdeki dönem en önemli konumuz olacak. Tribünlerden yükselen ‘Bravo’ naraları ve dün Tel Aviv ve İstanbul havaalanlarında iki ülkenin karşılıklı turistlere eziyet etme çabası, toplum psikolojisinin nereye sürüklenebileceğinin hatırlatmasıydı. Hem de daha işin başında...
Kuşkusuz ‘İki taraf da zarar görür’ diyen yorumcular haklı. Gittikçe dozu yükselen demeçler, hukuki süreçler, uluslararası toplantılarda karşılıklı atışmalar derken, bu Soğuk Savaş bizim de İsrail’in de başını ağrıtacak.
Ama unutmayın Türkiye bu kavgaya bilerek ve isteyerek girdi ve sonuçların farkında. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’e yönelik yaptırımları açıklarken ‘Bedel ödeme zamanı geldi’ ifadesini kullanması boşuna değil. Hükümet bir süredir bu kararın getirisi ve götürüsünü hesaplamakta. Götürüsü yüksek olduğundandır ki, son dakikaya kadar İsrail’in özür dilemesi için çabaladılar... Hatta on kertede, İsrail’in özür cümlesinde ‘operasyonel hatalardan dolayı’ ifadesinin arkasına sığınmasına bile izin verildi.
Ancak maalesef 9 ay süren ‘özür müzakereleri’ son dakikada çöktü.
Gelelim ‘bedel’ meselesine. Önce İsrail. Türkiye’yi kaybetmenin İsrail’e faturasının ne olacağı ortada. Önemli bir askeri ve ticari ortaktan mahrum kalmış oluyor. Ayrıca İsrailli makamlar, Mavi Marmara’da yaşananlardan dolayı hukuki davalarla uğraşmak zorunda kalacak. Tüm bunların da ötesinde, Arap Baharı’nın yarattığı tedirginlikte yapayalnız kalmak var. Arap Baharı Hüsnü Mübarek gibi İsrail’in güvende hissettiği diktatörleri bir bir yerinden ediyor. Yerine kısa vadede Ak Parti’yi model alan ve muhtemelen İslamcıların ön planda olduğu hareketler geçecek. Bu da İsrail’i tedirgin ediyor.
Peki ya Türkiye’nin ödeyeceği bedel? Ben İsrail’in bir anda PKK’ya büyük yardımlar yapacağı tezlerini çok ciddiye almıyorum. Burada asıl sıkıntı, Washington cephesinde yaşanacak. Türkiye’nin İsrail’le bu ölçüde hasmane bir noktaya gelmesi ve hatta Doğu Akdeniz’de çatışma potansiyeli belirmesi, Obama yönetimini son derece zora soktu. Hem de seçim yılında!
Dün görüştüğüm Amerikalı yetkililerden de aldığım izlenim, ‘Artık birçok konuda Türkiye’yle birlikte çalışmak çok daha zor olacak’ şeklinde özetlenebilir.
Yanlış anlaşılmasın, Obama yönetimi İsrail’in Türkiye’den özür dilemesini istedi ve hatta bu yönde çabaladı. Netanyahu’nun son dakikada cesaret gösterememesi orada da hayal kırıklığı yarattı.
Ancak bir de hayatın gerçekleri var. İsrail’in Amerikan siyasetinde çok özel bir yeri var. Wall Street’ten tutun da medyaya ya da Missisipi deltasındaki ufak Evanjelik kiliselere kadar toplumun değişik katmanlarında perçinlenmiş bu ittifak, Amerikan iç siyasetinde son derece belirleyici.
Ankara’nın bu kararı, Obama’nın yeniden seçilmek için ABD’deki Musevi lobisine ihtiyacı olduğu bir dönemde, Washington’un (istemeyerek de olsa) Ankara’ya daha mesafeli davranmasına neden olacaktır.
ABD yönetimi ayrıca Türkiye’nin yaptırım paketiyle Doğu Akdeniz’de iki ülke arasında Kardak benzeri sürpriz bir çatışma yaşanmasından son derece kaygılı. İsrail’le bu kadar hasmane bir tutum içinde olan bir ülkenin Amerikan iç kamuoyunda da imajının zedeleneceğini, ‘Batı’dan koptu’, ‘İslamcı’ gibi yaftaların daha sık telaffuz edileceğini tahmin etmek zor değil.
Ama daha da büyük sıkıntı, Amerikan Kongresi. Kongre zaten uzunca bir süredir Ak Parti hükümetine ‘tepkili.’ İsrail’in büyük nüfuzu olan Kongre’nin elinde Türkiye’ye karşı bir dizi koz var. İlk akla gelen Ermeni soykırım tasarısının bu yıl en azından Temsilciler Meclisi’nden geçmesi.
Sadece bu değil. Bazı silah sistemlerinin Türkiye’ye satışı güçleşecektir. Örneğin artık Türkiye’nin PKK’yla mücadelede satın almak istediği Predator (Reaper) insansız hava uçaklarını Kongre’den onay alması mümkün değil. Ayrıca Kongre’nin tepkisini belirtmek için, geçen yıl güç bela ve sadece bir yıllığına onayladığı ABD’nin Ankara Büyükelçisi Frank Ricciardone’nin yeniden atanma sürecini zorlaştırması da mümkün.
Maalesef tablo bu. Ve maalesef füze savunma sistemi, Suriye ve Arap Baharı gibi başlıklarla Türkiye ve ABD arasında gündemin yoğun olduğu bir dönemde, Tel Aviv ve Ankara arasındaki sıkıntı, ister istemez Türkiye’nin Washington’da da tadını kaçıracaktır.
Ama bu zaten herhalde kimse için sürpriz değil.