Son birkaç gündür başbakanın tehditkâr açıklamalarını dehşet içinde izliyoruz. Ülkenin başbakanı bir halka karşı topyekün savaş ilan etmiş durumda. Operasyona başlama tarihi ise çok manidar: 1 Eylül Dünya Barış Günü.

Referandumda istediğini almak için kürsüden 12 Eylül’de idam edilenlere ağlayan başbakan, bir yıl sonra aynı kürsüden savaş ilanını açıklıyor. Yine 2 sene önce açılımla ilgili olarak ‘tarihi konuşma’yı yaptığı sırada gözyaşlarına boğulan kabine üyeleri, şimdi başbakanın bu savaş ilanını elleri parçalanırcasına alkışlıyorlar.

Medyanın silahşörleri ise, bu açıklamaya geç kalındığından dolayı başbakana biraz kırgın olsalar da canhıraş bir şekilde bu ilanı meşrulaştırmaya koyuldular. 12 Haziran seçimlerinden bu yana savaş çığırtkanlığı yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de hükümetin ne yapmasını, nerden başlamasını, kimlerin tutuklanmasını yazıp çizmeye başladılar bile. Gayet tabi ki hepsinin ortak beklentisi operasyonun DTK’dan başlatılması.

Başbakan, seçim öncesi milliyetçi konuşmalarıyla yeni dönemin işaretlerini zaten vermişti. Bu son açıklamalarıyla da ustalık döneminde izleyeceği politikaları teyit etmiş oldu böylece. Bir zamanlar ‘daha fazla demokrasi’yle çözeceğini söylediği sorunu, şimdi daha fazla asker, daha fazla silahla çözeceğine inanıyor. Bu savaşın sırf PKK’ye değil, başta DTK ve BDP olmak üzere tüm Kürt kurum ve örgütlerine karşı yapılacağını da sezdirmeden geri kalmıyor. Dolayısıyla bu savaş ilanı sadece bir askeri operasyonu değil, hukuki ve siyasi operasyonları da bünyesinde taşıyan, Kürt halkına karşı topyekün bir savaş ilanıdır.

Her ne kadar bu açıklamalara PKK’nin son dönem artan eylemleri, özellikle Silvan’daki çatışma gerekçe gösterilse de yapılan hazırlıklar bunun çok daha öncesine işaret ediyor. Bölgeye gönderilmesi düşünülen özel harekat birlikleri, bu uygulamanın önünü açacak olan yasal düzenlemeler, kullanılmak üzere sipariş edilen silahlar vs. hükümetin, son dönem PKK eylemlerinden çok daha önceki hazırlıklarıdır. Artan eylemler ise hükümetin yeni dönem savaş politikasını kamuoyunda meşrulaştırmak için arkasına sığındığı bahanelerdir sadece.

Seçim öncesi AKP’nin bölgedeki aday tercihlerini hatırlarsınız. Bu tercihler AKP’nin seçimi kazanmaya yönelik tercihleri olarak algılanmışsa da aslında bunun da yeni dönemin hazırlıkları olduğu ortadadır. Daha fazla asker ve daha fazla silahla bu meseleyi çözeceğini sanan AKP, en başta parti içinden yükselecek muhalif seslerden duyacağı sıkıntıyı bertaraf etme yoluna gitmiştir ve aday tercihlerini de bu yönde yapmıştır. Geçmiş dönemde sınırötesi operasyonlara, KCK operasyonlarına tepki gösteren AKP’nin bölge milletvekilleri, belli ki yeni dönemde hükümete sıkıntı yaratmasın diye tercih edilmemişlerdir.

Şimdi süper yetkili valilerden tutun da özel harekat birliklerine, sınırötesi operasyonlara değin doksanlı yılların zulüm çarkını geri getirmek isteyen başbakana tepki gösterecek bir bölge milletvekili görebilecek misiniz? Bombalı eylemde kaybettiği oğlunun intikamını almak için siyasete soyunan, taziye için evine gelen Osman Baydemir’i oğlunun ölümünden sorumlu tutan ve taziyesini kabul etmeyen, hak etmediği bir vekillik için koşa koşa meclisin yolunu tutan bir Oya Eronat mı bu duyarlılığı gösterecek? Velhasıl, kimse kendini kandırmasın, bu savaş hazırlıkları PKK’nin artan eylemleri sonucu başlamamıştır, bunun temelleri çok çok öncesinden atılmıştır.

Adına her ne kadar yeni dense de 30 yıldır kullanılan ve çözüm yerine daha fazla çözümsüzlük getiren bu uygulamalarla bir yere varılmayacağı aşikârdır. Daha önce 25 kez düzenlenen sınırötesi operasyonun acaba 26.'sının diğerlerinden farkı ne olacak da çözüm getirecek? Ya da bölgeye gönderilmeye hazırlanan özel harekatçıların doksanlı yıllarda tam anlamıyla terör estiren ağabeylerinden farkı ne olacak? Olsa olsa yeni Genelkurmay Başkanının ‘kimyasal’ çözümlerinden fayda sağlanmaya çalışılacak yeni dönemde.

Görünen o ki ‘aynı dağın yeliyiz’ diyen başbakan, doksanlı yıllarda savaş politikalarıyla bu ülkeye kan kusturan ve kendilerine ancak tarihin çöplüğünde yer bulan eski liderler için söylemişti bunu. Bugün gelinen noktada Kürt sorununun çözümü için onlardan farklı olmadığını kanıtladı. Aynı dağın yeli olamayan Kürtlere ise reva görülen ‘aynı dağlarının bombalanması’ oldu yine.