Beyefendi geçen hafta ulusa seslenmişti: ‘Son aylarda, Uludere'de meydana gelen acı hadise üzerinden, güvenlik güçlerimiz, kurumlarımız, hükümetimiz topyekun hedef alınıyor. Sadece bunlar değil, aslında, Uludere istismarı üzerinden, acının istismarı üzerinden, kardeşliğimiz hedef alınmak isteniyor.’

Uludere için adalet istemek, hesap sormak, hak aramak… Demek artık bunlar da ‘AK Parti’yi yıpratma eylemi’ kapsamında değerlendiriliyor.

Böyle bir eylem var. İddianamelere bakın, göreceksiniz. Maazallah bilmeden, istemeden, lafınızın ya da kaleminizin ucu ‘o bölgeye’ uzanırsa yıpratmış olabilirsiniz. Yıpratırsanız ne olur? Vallahi hapis. O yüzden katliamın hesabını sorarken bile bu ihtimali kafanızın arka taraflarında sallandırın. Demek istiyor, Beyefendi.

**

Peki muhalifler, solcular, Kürtler insan oldukları için değil, AK Parti’yi yıpratma gayesiyle yatıp kalkıp Uludere diyor.

Hadi CHP de, siyaset namına, doğal olarak AK Parti’yi hedefe koymak için Uludere’nin peşini bırakmıyor.

Diyelim ki böyleyken böyle.

İyi de o zaman muhafazakar kadınlar niçin kampanya başlatıyor? Zamanında AK Parti’yi desteklemiş, ona güvenmiş o kadınlar niçin şimdi Uludere için imza kampanyası düzenliyor?

Sebep hakkaniyetli ve vicdanlı olmaları olabilir mi…

**

Bakın ne diyorlar: ‘Bizler Uludere’ye gidip onların ailelerinin yüzüne bakmış bir grup kadınız. Hükümet, on yıllar öncesinin, içlerinde bizim de acılarımızın durduğu sımsıkı mühürlü sandıkların kapaklarını açmaya çalışırken şimdi Uludere’de parçalanan kardeşlerimizi bir başka sandığa sımsıkı mühürlerse, bu sandıkların bu ülkenin hepimizin birlikte yaşayacağı bir yurt olması niyetiyle açıldığına hiçbirimiz inanmayacağız! Bu nefesimizi kesen, aleni şiddeti haklı göstermeye çalışan açıklamalar lafazanlıktır. Kendilerini savunma ve yaşama hakkı tanınmamış bu otuz dört parçalanmış insanın parçalanma hikayelerinin, muktedirlerin şiddet diliyle kefenlenmiş bir otuz beşinci tabut olarak önümüze fırlatılmasına razı değiliz! Soruşturmanın açık ve adil bir şekilde yürütülmesini, otuz dört parçalanmış canın hesabının ertelenmeden şimdi verilmesini talep ediyoruz!’

**

‘Uludere için Buluşan’ ve bu mektubu imzaya açan kadınlar arasında Hüda Kaya var. Kendisi başörtüsüne özgürlük için emek sarfetmiş, ciddi bedeller ödemiştir. Hikayesini dinleyin: 1998'de "Ulusal bir heyecen gecesi ve başörtüsü" başlıklı bir yazısından dolayı 312’den yargılandı, 20 ay ceza aldı. Tahliyesinden sonra 3-4 ay sonra Malatya İnönü Üniversitesi’nde başörtüsü yasağı uygulanmaya başlamıştı. Lisede olan üç kızı başörtüsüyle ilgili okudukları şiirler nedeniyle mimlenmişti. Aynı anda kızlarını İmam Hatip’teki derslerinden, Hüda Hanım’ı da kaldığı adresten alıp götürdü polis. 7 ay cezaevinde kaldılar. Tahliye olduktan sonra karar Yargıtay’dan döndü ve Hüda Hanım ancak 2002’de serbest kalabildi.

**

Eğer bugün tüm azarlamalara, gündem değiştirme ustalıklarına, korkutmalara rağmen bunca cefa çekmiş Hüda Kaya, bir kez daha egemen güce karşı duruyorsa…

Uludere için adalet istiyoruz diyorsa, burada durup bir düşünmek lazım.

Evet Uludere halkımızı bölüyor ama Beyefendi’nin ima ettiği şekliyle değil.

Ayrışma; Uludere’yi kapatmak isteyenler ve Uludere için adalet isteyenler şeklindedir. Ve bilinsin ki adalet isteyenler bu toprakların doğal birliği, doğal çoğunluğudur. Geri kalanına devlet denir.

Bunu birileri Beyefendi’ye söylemeli. Kim cesaret eder de söyler bilinmez.