Fevziye Cengiz, geçen yıl bir temmuz akşamı eşi, kızı ve damadıyla birlikte İzmir Karabağlar’da bir müzikhole gitmişti. Yanlarına gelen sivil polislere kimliğini hemen gösteremeyince devamında neler yaşandığını Karabağlar Karakolu’nun kamera kayıtlarından öğrendik. O esnada arabaya, kimlikleri almaya giden eşi Murat Cengiz, sonra karakola sokulmadığını söylüyordu.
Bir kadın yerlerde sürükleniyor, saçlarından burulup diz çöktürülüyor. Havada parmaklar sallanıyor, tek elle tokat yetmiyor, yüzüne iki yandan vuruluyor.
Bütün o vahşet dolu saniyelerde tüylerimi en fazla diken diken eden, o odadaki tek üniformalı memur olmuştu. O hiç dayağa bulaşmıyor, sadece duruyor, günlük hayatını devam ettiriyor. Bir ara yere düşen telsizi kaldırıyor, tüh ortalık dağılmış. Ayağının üç metre ilerisinde biri yerlerde sürükleniyor, masadan tükenmezkalemini alıp gömlek cebine koyuyor. Bir ara kapı açılıyor, kalem isteyen birine masadan bir tükenmez uzatıyor. Perdeyi çekiyor. Yumruklar ve tokatlar arasında debelenen bir kadın ve iki sivil polis yumağı yanına çok yaklaştığında odanın öbür tarafına geçiyor, ellerini beline koyup bakıyor. ‘Artık şu iş bitse’ gibi bir bakış... Yoksa her şey normal o anda. Tam böyle bakıyor. Dibinde bir insanın acımasızca dövüldüğünü gören birinin bu soğukkanlılığını nasıl açıklayabiliriz başka? 

‘Karakolda kaset var’
Sonrasında her şey ‘normal’ sürüyor. Mesela yüzü gözü mosmor olan bu kadına ‘sağlam’ raporu veren bir hekim çıkabiliyor. Alkollü olduğu söyleniyor, sanki her şeyi açıklayacakmış gibi konsomatrislik yaptığı iddia ediliyor.
Şikâyetçi oluyorlar, üç polis memuru hakkında 1.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. Mesela Cengiz’in avukatı itiraz etmese ek kovuşturmaya gerek olmayacak, o seyreden memur dahil edilmeyecek.
Vatan gazetesinden Kemal Göktaş haberiyle Türkiye Cengiz’in yaşadıklarını öğrenince, haliyle tepki de yükselmişti. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in bu hararete dair görünse de genel zihniyeti deşifre eden iki yorumu vardı; unutmamalı, unutturmamalıyız: “O görevlilere, hukukun öngördüğü cezanın ötesinde bir ceza mı verelim? İzmir Konak Meydanı’na darağacı kuralım, personeli darağacında asalım mı?” Hiç cezalandırmamakla darağacı arasında başka seçenek sunmayan bir adalet anlayışı...
İkincisi de “Ele geçen bu kaset gizli kaset mi? Hayır. Bu kaset devletin orada çalışan kaseti. Bu kaseti 3 Aralık tarihinde ulaşıp yeni bir olaymış gibi kamuoyuna takdim etmek, kamuoyunu zaman yönünden yanıltmaya hakkımız var mı? Eskiden karakolda ayna var denilirdi. Biz o aynaları kırdık. Şimdi karakolda kaset var, kamera var.” Sanki polis kendiliğinden açıkladı, biz böyle yanlış bir şey yaptık, üzgünüz, dedi. Temmuzda yaşanan hadisenin görüntülerini aralık ayında konuşuyorsak, o da soruşturma yüzünden. 

İlk duruşma 15 Şubat’ta
Ve normallikler sürer. Polisler için 1,5 yıl istenirken mağdur kadın direndiği için polise mukavemet suçundan 6,5 yılla yargılanır. Üzerine, dün öğreniriz ki İçişleri Bakanlığı müfettişleri Cengiz’i darp eden polislerle ilgili araştırmasını tamamlar ve disiplin cezasına lüzum olmadığı yönünde rapor hazırlar. ‘12 ay boyunca terfi etmeme’ye tekabül eden kıdem tenzili cezası uygun görülmüştür sadece. Bütün ceza budur.
Bu arada beklenmeyen bir şey de oldu. Cengiz’in avukatı Hanife Yıldırım’ın itirazıyla sanık polislerin cezası arttı. 1,5 yıl yerine 4 yıl 4 ay ile 5 yıl 10 ay arasında değişen hapis cezalarından yargılanacaklar. İlk duruşma 15 Şubat’ta. Sonucu tahmin edemiyor insan ama bu noktaya mağdur tarafın zorlamasıyla, adalet inadıyla gelindiğini biliyoruz. Yoksa meseleye ‘içerden’ bakışta, terfiyi 12 ay ertelemek kadar büyük bir ceza söz konusu sadece. Terfi edecekler de bir yıl dursunlar gibi... Sonra “Her tatsız olayı bütün kuruma mal etmeyin”... Ama vaziyet bu.
Yeni atamalar açıklanmış. Dünküleri biliyoruz, bugün kimler terfi etti acaba?