Demokratik ülkelerde yasaların üzerinde herhangi bir güç bulunmamaktadır. Hukuk devleti bunu gerektirir. Yasalar her zaman ileri/iyi insan odaklı olmayabilir. Böyle olsa da yasalara uygun hareket edilmesi gerekir. Toplumun demokrasi güçleri, barolar hukukun üstünlüğünü savunarak ilgili yasa maddesinin değişmesi gerektiğini dile getirmekten geri durmaz.

Bazen de yasa maddesi iyidir, hoştur, güzeldir. Toplumun ihtiyaçlarına cevap verir ama bu kez de kimi yargı organları var olan yasanın uygulanması yönünde kararlar vermek yerine eskimiş (mülga) yasada ısrar ederler. Tek başına bu uygulama hukuk devleti anlayışıyla hatta kanun devleti anlayışı ile de çelişir. Uygar ülkelerde kişinin yasaklılık hali sürekli değildir.

Devlet aleyhine karşı işlenen suçlarda Türk Ceza Kanununda bazı yaptırımlar vardı. Geçmiş zamanı bilerek kullandım. Kişiye işlenen suça karşılık verilen cezaların yanında kimi haklardan mahrum bırakma cezası da verilirdi. Kimi vatandaşlık haklarını kullanabilmek için ‘’memnu hakların iadesi’’ kararı aranmaktadır. Yeni Türk Ceza Yasasına rağmen!

Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz denilerek Ceza Kanununa göre verilen hak yoksunluğunun mahkûmiyet süresi ile sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Madde gerekçesinde de "Ancak, bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir.

Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz edilemeyecektir" denmesine karşın uygulama böyle değildir. Mülga yasa hemen akla gelir. Cezasının infazını tamamlayan kişi son üç yılını iyi halli olarak geçirmesi ve bu süre içinde yeni bir suç işlememesi şartı aranmaktadır.

Buraya kadar kısmına da tamam diyelim. Yasaya aykırı da olsa kişi kamu da bir işe girebilmesi veya bir siyasi partiye üye olabilmesi için bile ‘’Memnu hakların iadesi’’ kararını alması gerekmektedir. Bu karar da ceza aldığı ilgili mahkeme veya ikamet ettiği eşdeğer bir mahkemeden alması gerekir.

İlgili şahıs bu aşamaları halletti ve bir siyasi partiye e -devlet üzerinden üye olması durumunda bir süre sonra yargıtay tarafından üyelikten düşürülür. Bu kez gerekçe sekiz on yıl önce de alınmış olsa “memnu hakların iade edilmesi kararı”nın kesinleşmesi şerhi istenir. İlgili mahkeme Memnu hakların iadesi bir başka ifadeyle yasaklanmış hakların geri verilmesinin kesin karar olup olmadığını arar. Hemen bütün kararların son cümlesi bir haftalık ‘’itiraz hakkı’’ tanır. ’’Memnu hakların iade edilmesi kararı’’ kişinin lehine bir karar olduğundan itiraz etmez. İtiraz etmesi düşünülemez. Kimse benim yasağımı neden kaldırdın demeyeceği gibi mülga yasaya göre başvurmaksızın bu kararı elde etmek olası değildir.

Kararı veren mahkeme kişinin ikamet ettiği birimin cumhuriyet savcılığı aracılığıyla kolluk kuvvetlerinin görüşü alınır. Kişi dışarıdaki yaşamını iyi halli olarak sürdürdüğü ve son üç yıldır yeni bir suç işlememiş ise haklarına kavuştuğuna dair karara kavuşur nihayet. Mahkeme ve kolluk güçleri de kendi bildirim ve kararlarına itiraz etmeyeceği düşünülür. Olur ya belki birileri itiraz eder ise karar kesinleşmemiştir diye düşünür YSK ve Yargıtay.

Yeni yasa sen burada dur mülga yasa ile idare ederiz deniyor adeta.

Geçmiş yıllarda devlet aleyhine karşı “suçlar” işlemiş biri olarak Yeni Türk Ceza Kanununa rağmen, mülga (eskimiş)TCK üzerinden 10 küsur yıl önce aldığım “memnu hakların iadesi kararı” olduğu halde siyasi parti üyeliğim düşürüldü. Sorunu çözmek için “ceza” aldığım bir mahkemeye başvuru yaptım. Bunun üzerine on gün içerisinde “itiraz edilmemesi üzerine kesinleşmiştir” şerhli karar bana ulaştı.

Bilindiği üzere Devlet Güvenlik Mahkemeleri DGM’ler kapatıldı. Ancak yerine bakan Ağır Ceza Mahkemeleri var. Ben de bir vatandaş olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına başvurmama rağmen 07.06.2021 tarihinden beri yanıt alamadım. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi aradan geçen 6 aya rağmen 26.02.2009 yılında kendisinin verdiği kararının (Bu kararın örneği dilekçe ekinde mevcut) kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin bir cevap vermeyişini neye yormamız gerekiyor bilmiyorum. Geç gelen ''adalet'' adalet değildir diye bir söz mü vardı. Yoksa ben mi uydurdum. Kafam karıştı bu yazı kişisel bir yazı mı yoksa mülga şöyle dursun yeni uygulansın demek genel bir istek mi?

Yeni Ceza Yasası varken eskisinin uygulaması hukuka aykırı değil midir?

Her şeye rağmen bir vatandaşın dilekçesine cevap almak hakkı değil mi?