Siz belki “şehit”i duydunuz.

Ben size bir de “şahit”i anlatayım.

Şahit, Şehit’in arkadaşı.

Genellikle silah arkadaşı deniyor, ölümlere, ölmelere, öldürmelere alışıklık baki kalsın diye.

Ben, yürek arkadaşı diyeyim mesela.

Yani arkadaşını bir silahtan, bir mermiden, bir araçtan, bir emir kulundan ve bir şehitlik yolundan ibaret görmeyen…

Onu insan, dost, birilerinin eşi, evladı, babası, kardeşi; kendi kardeşi, kendi yoldaşı, kendi dayanışması, kendi hayatı da sayanlardan.

 

***

 

Önceki gün…

Şehit Uzman Çavuş Kemal Aktay’ın cenaze töreni için Şahitler de Şırnak Jandarma Komando Tugayı’ndan Jandarma Sınır Tümen Komutanlığına gidiyor.

Şehit tabut içinde; Şahitler üniforma içinde.

Dualar okunuyor.

Şahitler helikopter pistine de geçiyor; Şehit’i uğurlamak için.

Helikopter kalkıyor.

Son kez Şahitler’in üzerinde dolanıyor.

O sırada, Şahitler’den biri, yürek arkadaşı ya, kendini tutamaz insan ya, ağlıyor.

Şahitler’in en önünde Vali ve Tümen Komutanı Tümgeneral.

Tümen Komutanı, Tugay Komutan Yardımcısı’na “ağlayan asker”i işaret ediyor.

Vali ve Tümen Komutanı ayrıldıktan sonra, Kurmay Albay “ağlayan yürek”in yanına geliyor:

Neden ağlıyorsun. Bu iş böyle! Dayanamıyorsan sözleşmeni feshedip gidebilirsin!

Şahitler afallıyor; yaşlı gözler durmuyor.

 

***

 

Bunu aktaran kimilerinden bir Şahit bana dedi ki:

İnsanlar neden böyle Umur Abi? Bir arkadaşının ardından gözyaşı dökmek ne zamandır suç oldu? Herkesin içinde, öyle bir ortamda bir komutan acılı bir arkadaşımıza böyle der mi? Neden bize böyle bakıyorlar? Neden Umur Abi? Biz TSK personeli, TC vatandaşı değil miyiz? Suçumuz bu mesleği yapmak mı? Suçumuz çanımızı feda etmek mi? Suçumuz gözyaşı dökmek mi? Anlayamıyorum bu teşkilatı, çözemiyorum bu komutanları.”

 

***

 

Yaslar yasları, yaşlar yaşları, yazılar da yazıları kovalıyor.

Daha dünkü başlık:

Köleler, kuleler, kurdeleler!

Hükümet, kulelerin üstlerine daha iyi şartlar için kurdelelerle ek zamlar açarken…

Köleler kulelerden düşmekle kalmıyor…

Düşenin dostunun da kafasına vuruluyor…

Kule ile köleyi daha iyi anlasın diye!

 

Not: Bir general, 28 Şubat Kibri’nin enkazıyla gözaltına alınırken bile…

Oradaki onca yıllık askere “Astsubaaay” diye bağırıyor, “Yüzbaşım, teğmenim, astsubayım, başçavuşum” gibi geleneksel bir ifadeye dahi kibri elvermiyor!

Nasıl bir şey bu… İnsan o an duygulu olur hiç olmazsa!

Not: Önceki gün bahsettiğim, Facebook’ta genellikle muvazzaf astsubaylardan oluşan “Bu kadarına PES artık” dayanışması 50 bin askere ulaştı!

 

 

 

Maç biter, pankart kalır

 

Trabzonspor ile Beşiktaş onca kez oynamış, maçlar öyle ya da şöyle bitmiştir.

Bu pankart ise bir ilk.

Trabzon’da, daha dün “Kafamızda Beyaz Emre” yazımdaki yerlerden birinde, (bir) Trabzonspor tribünü kocaman “Irkçılığa karşı, teşekkürler Çarşı” pankartı açtı.

Bunlar kolay kelimeler değil.

Bunu ya yürekten yazarsınız…

Ve ne Zokora için, ne bir başkası için, bir daha asla unutmazsınız…

Ya da hiç yazmazsınız bile.

Madem itinayla yazılmıştır, madem içtenlikle asılmıştır…

Irkçılığa karşı… Hepimiz Çarşı!

Irkçılığa her yerde son…

Bu pankarta her yer Trabzon!

 

 

Tabutluk!

 

İnsan Hakları Derneği, tecrit koşullarında, cezaevlerinde ölüm sınırında bulunan mahkûmlara da ve 8 metrekareye sıkıştırılan hayatlara ve ölümlere dikkat çekmek üzere, sistematik baskıya karşı Bakırköy’den Ankara’ya, Adalet Bakanlığı’na yürüyüş düzenledi.

Yollar elbet yürümekle aşınmaz…

Ama kalpler yürüyerek oradan oraya taşınır!