Şimdi kabaca şunu yapıyorsunuz:

Bir kadını kıstırıp dövdüğü ayan beyan “kolluk kuvveti”nin kaba kuvvetini kollamak için çırpınıyor…
Sonra…
Bir üniversiteden daha, bir çocuğu daha, mesela adı Şeyma olsun, içeri tıkmak için tek bir telefon aramasını kafi buluyorsunuz.
Şimdi merak ediyorum…
Adalete dair neye inanıyorsunuz hakikaten?
Hakikaten neye inanıyorsunuz, insana dair?
Ekonomi büyürken, vicdanın bu kadar küçülmesi bir arz talep yasası mıdır yoksa ar damar çatlaması mı?
Tabii ki biz nereden bileceğiz onun bunun suçsuz olduğunu?
Peki dayak atanın suçsuz olduğunu bilen bilmişliğiniz, dayak yiyenin suçunu nasıl şıppadanak ezberden söylüyor?
Nereden hemen hüküm veriliyor; kolluk gücü suçsuzdur, güçsüz kollar suçludur diye!

***


Elde bir Terörle Mücadele Kanunu, bir Polis Vazife ve Salahiyet silahı…
Devasa bir elektrik süpürgesi gibi köşe bucak dolaşıp topluyor.
Yahu istenirse herkesin her kelimesi vantuz gibi çekilip içeri atılır böyle.
Yalnız şöyle:
Misal, daha önceki meşhur kanunla kelimeleri, o da çarpıtılarak hedef alınan bir Hrant Dink yargılanır, kuşatılır ve öldürülürken…
Onu tehdit etmiş iki istihbarat görevlisi hem azıcık kabahatli bulunur hem de zamanaşımına kaçırılır.
Sonra de ki, “Militarizm geriledi”!
Şöyle diyelim:
Militerler az geriledi; militarizm sivilleri giydi!


***  


Bu ülkenin hukuk insanları, kanunların ve devletin emir kulu değil, adaletin, hakkın ve halkın vicdanı olması gerekenler, bu karbonlu havanın farkında değil mi?
Darbecinin hukukçusu olmak ile hukukun darbecisi olmak arasında değil, dışında, bambaşka bir yerde, aklın ve vicdanın adil sentezinde bir yer mümkün değil mi?


***


Sıradan bir polis olsam, yorgun bedenim ve allak bullak zihnimle baş başa kaldığımda; dayak, silah, tebligat, nöbet, gaz, aşırı mesai tutturulmuş ellerimin arasına alırdım; kasktan, kasketten, dertten, hakaretten bunalmış başımı…
Hakkımı korumayıp haksızlığımı kollayan bu sistemin yamukluğu üstüne…
Beni insani açıdan böcekleştirip üniformamı kutsayan bu garabete dair az düşünürdüm.
Binlerce asker şu anda böyle düşünüyordur mesela:
Üniformasını, tabutunu, Mehmetçik diye ortalama adını kutsayıp şahsiyetinin ve haysiyetinin üzerine basan bu militer-sivil mutabakat üstüne düşünüyordur.
Milli Savunma Bütçesi üstüne bir araba laf edip teknoloji öven, büyük askerlere ek gelirler çıkartıp küçük askerleri kurşun gibi eriten bu sistemin özünü düşünüyordur.


***


Çünkü şöyle:
Üniversite Tarih 2. sınıf öğrencisi, annesi başörtülü, babası eski ülkücü, kendi artık “devrimci tutuklu” bir kızın (daha) bu kadar kolayca içeri atılıp orada bırakıldığı ülkede…
Sözde onun karşısına konmuş, birbirine düşman olmaları istenmiş birçok uzman çavuş da, Başbakan’ın teşvikiyle yasal yoldan Başbakan’a başvurup hakkını sordu diye, mektubunun adeta komutanlara gammazlanması sonucu, şimdi oda hapsinde.
Yani…
Yanisi şu:
Adaletsizlik, sindirme, bastırma, susturma, gözdağı üstüne abanmış bir sistem varsa…
Onu da bulur, seni de bulur!
Haki yahut laci; üstlerin, üstünlerin, amirlerin, emirlerin, demirlerin en büyük mutabakatı budur!