Irkçılığa ve milliyetçiliğe DUR DE! Platformunun organize ettiği NEFRET SUÇLARI KONFERANSI ilginç oturum ve konuşmalara sahne oldu.
İki gün süren konferansta örnek dosyalar üzerinden yapılan sunumlar kadar katılımcı profilinin çeşitliliği de dikkat çekiciydi.
Ülkemizde son yıllarda ancak konuşulmaya, tartışılmaya başlanan nefret söylemi ve nefret suçları artık hem akademik çevrelerde, hem de sosyal platformlarda daha sık gündeme gelecek gibi görünüyor.
Kardeşlerini, çocuklarını iktidar hırsı uğruna öldürmekten kaçınmayan padişahların olduğu bir Osmanlı geleneğinden gelen toplumumuzda, nefret söylemi öylesine doğal biçimde kullanılmaya başlanmış ki, çoğu deyiş ve atasözlerimizde bile nefret söylemi vardır.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte özellikle azınlıklara karşı resmi ideolojinin özel çabalarıyla uygulanan nefret söylemleri ve ardından işlenen nefret suçları, giderek soykırıma kadar uzanmıştır.
Çok daha yakın zamanda Hrant Dink’in öldürülmesi, Rahip Santora cinayeti, Zirve yayınevi katliamı, Selendi de roman vatandaşlara uygulanan taciz ve en önemlisi Ahmet Kaya’ ya yapılan linç girişimleri hep nefret söyleminin organize biçimde topluma şırınga edilmesinin bir sonucu değil midir?
Nefret, öğretilen bir suçtur ve insanların aklından çok, duygularına hitap ederek oluşuyor. Ülkemizde ne yazık ki, aksine yasalar olmadığı için, büyük bölümü resmi ideolojinin propagandasını yapan medya tarafından topluma taşınıyor.
Nefret suçlarını önleyebilecek yasal düzenlemeler ve buna uygun bir eğitim sistemimiz olsaydı soykırımların önünü almak mümkün olabilirdi.
Nefret suçlarının arkasında resmi ideoloji olduğu kadar, ekonomik dengesizlikler, işsizlik, yoksulluk, çaresizlik vardır.
Düşünün ki; bir öğle yemeğinde asgari ücretli bir işçinin maaşı kadar hesap ödeyen birine karşı işsiz ve evine ekmek götüremeyen birinin sempati duymasını bekleyemezsiniz.
Son dönemlerde spor alanlarında ve doğal olarak spor medyasında daha çok ortaya çıkan nefret söylemini de, sokaktaki insanın nefrete yönelişini de önleyebilmenin en önemli panzehiri özgürlük, eşitlik, kardeşliktir.
Nefret suçlarının oluşmasına kaynaklık eden nefret söylemleri okullarımızda verilen eğitimde ve askerlik sürecinde daha bir su yüzüne çıkıyor.
Bu yüzdendir ki; kadınların niye erkeklere göre daha az şiddete ve nefrete eğilimli olduğunu soran birine güneydoğulu bir kürt kadın politikacının verdiği yanıt çok anlamlıdır.”Biz askerlik yapmıyoruz ve eğitim almıyoruz.”
Nefret aynı zamanda üretilen bir suçtur.
Öldürmek, fethetmek gibi kavramları sürekli kullanan İslami çevreler kadar, kendi ırkı dışındakileri düşman gören bir zihniyetin temsilcisi milliyetçiler arasında nefret söyleminin daha yaygın olduğu da bir gerçek.
Nefreti, cehaletle birlikte değerlendirmek kadar büyük bir yanılgı olamaz. Çünkü cahil insan en azından nefret söyleminin öğretildiği ortamlarda bulunmamıştır.
Yakın tarihimizde Hrant Dink’i öldürenlerde, rahip Santora ve Zirve yayınevindekileri acımasızca katledenlerde, Ahmet Kaya’ ya linç uygulamaya çalışanlar da, ta başından bir nefret kültürüyle yetişmişlerdir.
Öte yandan azınlık olup, çoğunluğa karşı da nefret politikası üretilebilir
İzah edemeyeceğimiz bir korku olarak nefret, söylemden öte, bir politika olarak eyleme dönüştüğü zaman suç kavramına dönüşür
Bu korkulardan kurtulmanın yolu; önce korkularımızı keşfetmek, korkularımızla yüzleşmek, içimizde neleri bastırdığımızı öğrenmek, daha sonra da kendimizden başlayarak çevremizle ve toplumla barışmak olmalıdır.
İşte o zaman ancak nefret söylemini yaşamımızdan çıkarabilir, nefret suçlarını en aza indirebilme şansını yakalarız.
. Önümüzdeki yasama döneminin en önemli gündemini kuşkusuz yeni anayasa oluşturacaktır.
Yeni, sivil, çağdaş anayasada nefret suçlarını yasal düzenlemelerle yeniden belirlesek de asıl olan yasa uygulayıcılarının zihniyetidir.
Bu zihniyetin değişebilmesi de top yekun bir toplumsal değişim ve yenilenmeden geçiyor.
Özellikle de siyaseti nefretten arındırmak, daha doğru bir deyişle nefretin siyasetini yapmamak gerekiyor.