Makedonya'da Sarı Saltuk ve Bektaşi İzleri

Makedonya demişken, Sarı Saltuk ve Bektaşilikten söz etmemek de olmaz elbette. İşte Ohrid Gölü kenarında Sveti Naum Manastırı bunlardan biridir. Hemen üstteki fotoğrafta bu Manastırın dış bahçesindeki, haçtan dolayı kilise görünümünde olan ve (biraz da güvenliğin fotoğraflama konusunda sorun çıkarmasından dolayı) çoğu zaman gözden kaçan, Sarı Saltuk Türbesi görünmektedir. Şu an bilenler dışında Türklerin uğramadıkları ve Müslümanlar tarafından ziyaret edilmediği aşikârdır... Oysa 1950’lere kadar Müslümanlar tarafından da ziyaret edilen bir tekke, türbe ve dergâhtı. Zorunlu ve gönüllü göçlerle Balkanlardaki Müslüman nüfusu çok azaldı, Ohrid’deki de dâhil olmak üzere Bektaşi dergâhları unutulmaya yüz tuttu ve maalesef zaman içerisinde izleri silinmeye başladı... Hatta öğrendiğimize göre artık Müslümanlar buraya gitmediği ve ziyaret etmediği için, haçlar dikilmiş ve sadece bir Hıristiyan eseri ve şapel olarak görünür olmuş. Oysa eskiden İncil’i hocası St. Kiril’in bulduğu Kiril alfabesine çeviren St. Naum’un anısına Hıristiyanlar mum yakarken, bahçede sandukası bulunan türbede de Müslümanlar Rumeli’nin fethinde önemli bir rol oynayan, İslam’ı ve Bektaşiliği bu topraklarda yayan Sarı Saltuk için dua ederlermiş... Yapının hemen arkasında, ön taraftan görünmeyen, bir hayrat çeşmesi de bulunuyor... Oysa Osmanlı Barışı (Pax Ottomana) döneminde, Ohrid’de var olan Hıristiyan inancına ait kiliselerin pek çoğu Osmanlı döneminde inşa edilmiş, eski dönemlerden kalanlar ise onarılmış. Ayrıca, Balkanların en eski vakfiyesi de Ohrili (Türkler Ohrid’e “Ohri” diyorlar), Ohrizade Sinanuddin Yusuf Çelebi’ye ait 1491 yılında yazılmış vakfiyedir…

Sarı Saltuk'un hayatını anlatan Saltukname, Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Şehzâde Cem'in (Cem Sultan) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebu'l Hayr er-Rumi tarafından yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve 3 cilt olarak kitaplaştırılmıştır. Balkan kültür tarihinde Sarı Saltuk'un şöyle bir ilginç ve belirleyici özelliği de vardır: Onun türbe ve makamları farklı din mensupları tarafından ziyaret edilir ve benimsenirdi. Yani bazı mekânlarda eski Hıristiyan azizlerine saygı ile Türk velilerine saygı birleşmiş durumdaydı. Saltukname de işte Sarı Saltuk’un Menkıbelerini anlatan bir kitaptır. Oradan öğrendiğimize göre, Sarı Saltuk kerametler gösteren bir veli, kâfirlerle savaşan bir gazi, cinlerle ve devlerle uğraşan (adeta) bir masal kahramanıdır. O, yabancıların dillerini ve dinlerini bir rahip kadar bilir; türlü türlü yollarla onların şehirlerine, kiliselerine, hükümdar saraylarına girer. Rahip kıyafetleriyle kiliselerde vaazlar verirdi. Kuran kadar İncil'i de bilirdi... Hatta Tarihçi Husluck‘un görüşüne göre; Sarı Saltuk’un Ohrid gölünü bir hasır seccade üzerinde geçmiş olduğu şeklinde bir rivayet vardır... Kahraman ve evliya kişiliğiyle bilinen Sarı Saltuk, efsanelerdeki karakterlerde bulunan kahramanlık alametlerinin hepsine sahiptir. Atfedilen evliya özelliğinden hareketle üç boyutlu âlemin dışında dördüncü boyuta da çeşitli temasları olduğu kabul edilen Sarı Saltuk, Abdülkadir Geylani menkıbesinde de anlatıldığı gibi bir anda mekân değiştirebilmekte ve attığı silahı ile düşmanı istediği zaman vurabilmektedir. Ateşin, suyun, kılıcın işlemediği gibi olağanüstü özelliklerin atfedildiği Sarı Saltuk'un düşmanı başta kâfirler olmak üzere onlara yardımcı olanlardır. Efsanevi hikâyelerde olduğu üzere Sarı Saltuk'a düşman olanlar arasında cadılar, devler ve kötü cinler de sayılır. Sarı Saltuk'un bu gibi mitolojik rivayetlerle anlatılmış olması onun gerçek kimliği ve yaşamı konusunda çalışan araştırmacıları epey zorlamaktadır.

Saltukname’ye göre Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından (doğrudan ve sadece hançerle ölmediği için) zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak, son nefesini vermeden önce de kendisini zehirleyen ve hançerleyen düşmanını öldürmüştür. Sarı Saltuk’un Anadolu’da Baba Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kilgra Sultan, Sarı Saltuk Baba, Sultan Sarı Saltık, Muhammed Buhâri, Saltık Bay Sultan, Sarı Saltuk Dede gibi adlarla anıldığını yazan Evliya Çelebi, Hıristiyanlar arasında ise Sarı Saltuk’un Sveti Nikola adıyla tanındığını belirtmektedir. Evliya Çelebi, Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk’un çok büyük bir etkisi olduğunu yazar. (Evliya Çelebi muhtemelen yine abartarak Aziz Naum ile Sarı Saltuk’un aynı kişi olduğunu, hatta Sarı Saltuk’un Aziz Naum’u öldürerek onun kılığına girdiğini ve böylece halkı zamanla İslam’a ısındırdığını iddia ediyor). Evliya Çelebi’nin eserine göre Sarı Saltuk’un 7 tabutu şu bölgelere gömülmüş; “1- Moskof Ülkesi, 2- Danıska Iskelesi, 3- Çek diyarında Pornice, 4- İsveç’te Pivyake, 5- Edirne’de Babaeski, 6- Boğdan ve Bozova Kalesi ve 7- Ohrid’de Aziz Naum Manastırı”.

Ahmet Yesevi tarafından 700 kişilik bir kuvvetle Anadolu’da Hacı Bektaşi Veli’ye yardım ve destek temin ve tedarik etmek için gönderildiği, aslen Buharalı ve asıl adının Mehmed (veya Muhammed) Buhari olduğu ifade edilen, önce Anadolu’ya oradan da Rumeli’ye geçerek sırasıyla Kırım, Rus diyarı, Leh ülkesi ve Danska limanında bir süre ikamet eden Sarı Saltuk’un asıl mezarının Romanya'nın kuzeyinde Dobruca bölgesindeki Babadağ kasabasında olduğu sanılmaktadır. Bununla beraber, Sarı Saltuk'un mezar, makam veya türbelerinin sayısı yedinin üzerindedir. Zira Sarı Saltuk, oğullarına şöyle vasiyet eder; “Ölümümden sonra 7 tabut hazırlanıp içlerinden birine Naaş’ı konulsun, diğer 6 tabut boş bırakılsın. Tabutlardan her biri uzaklara çeşitli bölgelere götürülüp orada defnedilsin”. Burada kendisini sevenler tarafından ziyaret edile edile bu bölgelerin zamanla tümüyle Türk-İslam hâkimiyetine girmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Bu yüzden bu türbeler mezar değil, birer “makam” olarak kabul edilirler. Kendisine bağlı Bektaşilerin yaşadığı Türkiye'de İznik'te, Diyarbakır'da, Tunceli'de, Bor'da (Niğde), Rumeli Feneri'nde (İstanbul), Babaeski'de, Manisa'nın Alaşehir ilçesinin Yeşilyurt kasabasında; Arnavutluk'ta; Bosna Hersek Blagay'da ve Makedonya Ohrid'de türbeleri bulunmaktadır. Makedonya sınırları dâhilinde bulunan diğer Bektaşi Tekkeleri ise şu şekildedir; Hâce Baba Bektaşi Tekkesi (Köprülü), Hamza Baba Bektaşi Tekkesi (İştip), Harabâti Baba Tekkesi ve Dergâhı (Kalkandelen/Tetova), Hüseyin Baba Tekkesi (Manastır/Bitola), Mustafa Baba Tekkesi (Üsküp), Ali Baba Tekkesi (Debre), Hıdır Baba Tekkesi (Kırçova), Kanatlar Tekkesi (Kırçova), Karaca Ahmet Tekkesi, Mustafa Baba Tekkesi, Karaca Ahmet Bektaşi Tekkesi (Kumanova) ve İsmail Baba Tekkesi (Usturumca).

Konuyu Yahya Kemal Beyatlı ile bağlayalım;

”Geldik bir zaman Sarı Saltuk’la Asya’dan,

Bir bir Diyar-ı Rum’a dağıldık Sakarya’dan”

____________________

Yazı ve Fotoğraf: Serkan Doğan

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cemal  Zöngür
Cemal Zöngür - 2 hafta Önce

Sarı Saltuk hilayesinin kaleme alınması güzel bir olay. Ancak Sarı Saltuk vb. Bektaşi Tarikat Şeyhlerinin kime ve neye hizmet ettiğinin açıklanmamış olması, makalenin temel amcının belirsizliğini gösteriyor. Her şeyden önce Gerek Ahmet Yesevi vb. İslam Şeyleri tarafından yetiştirilip önce Anadolu'da faaliyete geçirilidi. Özellikle Osmanlı döneminde sistemetik bir asimilasyon ve sosysuzlaştırma düşüncesi olan Bektaşilik, Osmanlı tarafından bilinçli olarak kurulmuş ve desteklenmiştir. Çaresiz durumda kalan Anadolu ve Mezopotamaya Kızılbaş Aleviler, Osmanlı ile ilişki içerisinde olan Alevi kökenli Dede ve Babaların, Aleviliğe hizmet ettiğini düşünerek saygı ve sevgi beslemişlerdir. Fakat bazılarıysa kısa sürede bu ilişkinin bir asimilasyon ve sosysuzlaştırma olduğunu anlayarak isayan ettiler. Bu isyanlardan Baba İshak, Hünkâr Bektaşı Veli,Baba Celaliler, Şeyh Betrettei, Musa Çelebi, Kalender Çebi gibi daha onlarca Kızılbaş Alevi Dede veya liderleri saymak mümkündür. Artık çağımızda insanların şunu net olarak kavraması lazım. Bektaşiliğin; başta Kızılbaş Alevilik olmak üzere Hristiyanlık ve de İslam'ı da yozlaştıran bir talan ve yalan ideolojisi olduğunu bilmek gerekir. Kızılbaş Alevilijkte öyle cinlere, uçup başka yerde bulunmak gibi akıl ve mantık dışı inancın yeri asla söz konusu değildir. Bu bakımdan Sarı Saltuk gibi Anadolu ve Balkanlarda görev almış nice Dede ya da Babalar, Osmanlı tarafından devşirilmiş kişiliksiz insanlardan oluşan bir durumdur. Buna sahiplenmek İslam'ın dahi yozlaşmasını kabullenmektir. Çünkü Osmanlı İslam Arap kültürünü de aynı şekilde sousuzlaştıran bir anlayıştı.

Demokrat Haber’e destek olmayı düşünür müsünüz? >>>patreon.com/demokrathaber