Dün Fener Rum Patriği Bartholomeos’un doğum günüydü. Bartholomeos da Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Emine Erdoğan gibi şubat doğumlu; yani Balık burcu. Ama yaşça onlardan hayli küçük sayılır. Şöyle ki; 29 Şubat Gökçeada doğumlu din adamı, şubat ayı 4 yılda bir 29 gün çektiği için, yaşgününü ancak 4 yılda bir kutlayabiliyor. Bu da 1940 doğumlu Bartholomeos’un dün 18 yaşını doldurduğu anlamına geliyor!
17 asırlık kurumun ruhani lideri için, güzel bir yaş. Patrik Bartholomeos’un doğum gününü sevgiyle kutluyorum.
Ama yazımın asıl gayesi, yaşgünü kutlamak değil, Bartholomeos’un geçen hafta TBMM Anayasa (Alt) Komisyonu’na yaptığı ziyaret. Yeni anayasa yapılırken azınlıklar ve inanç gruplarının görüşlerinin alınmasını önemsiyorum. Ankara, cumhuriyet tarihinde ilk kez, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Süryanilere, Rumlara, Yahudilere, Alevilere dönüp, ‘Ne istiyorsunuz?’ diye soruyor. Bunu alkışlıyorum. (Tabii gönül isterdi ki memlekette aynı hafta Ermenilere karşı aleni ırkçılık yapılan bir miting yapılmasın, hatta Meclis’teki komisyon bir ara vakit bulup BDP Siyaset Akademisi’nde birkaç ders verdiği için hapse atılan değerli akademisyen ve BDP anayasa komisyonu üyesi Büşra Ersanlı’dan da görüş alsın.)
Dönelim Meclis’e. Yakın çevresinden duyduğum kadarıyla patrik hayli duygulanmış Ankara’ya davet edilmiş olmaktan. Meclis’ten ayrılırken gazetecilere şunları söylüyordu: ‘’Yeni anayasanın hepimizin anayasası olmasını istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. İkinci sınıf vatandaş olmak istemiyoruz. Maalesef bugüne kadar azınlıklara karşı haksızlıklar oldu. Bütün bunlar yavaş yavaş düzeltiliyor, değiştiriliyor, yeni bir Türkiye doğuyor. Görüşlerimiz eminiz ki göz önüne alınacak çünkü biz Türk vatandaşı olarak haklarımızdan daha fazla bir şey istemiyoruz. Bugüne kadar olan haksızlıkların tekrar olmamasının yeni anayasa ile garanti altına alınmasını rica ettik.’’
Tabii Patrik’in Ankara gezisinden asıl öne çıkan haber, komisyonda ‘vatandaşlık’ tanımıyla ilgili bir soruya verdiği, “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” cevabı oldu. Rum cemaati liderinin bu sözleri, komisyondaki MHP’li vekili duygulandırmış, ertesi günlerde laik ve muhafazakâr kesimden de bol destek aldı; ancak başından beri Anayasa’daki vatandaşlık tanımının değişmesini isteyen Kürt siyasiler, ‘Türk üst kimliği’ formülünden memnun değil.
Bu konu tartışılacak, tartışılmalı da. Aslında Kürt meselesinin orta vadede çözümü de (müzakere sürecinde olduğu gibi) biraz bu maddenin nasıl revize edileceğine odaklanmış durumda. 
Dün Patrikhane ve diğer dini azınlıkların hazırladığı ortak Anayasa teklifini okudum. Bravo. Hukukçu ve akademisyenlerle ortak çalışılarak hazırlanmış, özellikle din özgürlüğü açısından meramını iyi anlatan bir metin. Ancak vatandaşlık tanımı konusunda ortaya attıkları formül, tartışmalı. Patrik’in formülü bir kesimden büyük övgü almış olsa da, diğer dini cemaatler ve Kürtleri tatmin etmedi, etmeyecektir de. Ne yapmalı?
Dün bütün bunları araştırırken bir anda kafama ‘dank’ etti: Allah aşkına vatandaşlık niye tanımlanıyor? Dünyada birçok demokratik anayasada ‘vatandaşlık tanımı’ diye bir madde yok. Zaten kanun, tüzük, yönetmeliklerle vatandaşlığın hukuki çerçevesi çizilmiş. Bir de tutup anayasada ‘Türk’ ya da ‘Türkiyeli’ diye yazmak şart mı? Geçiverelim o maddeyi...