Bugün “Hocalı Katliamı” yıldönümü.

Uluslararası gözlemcilere göre de, “Karabağ’da, çekilmekte olan Rusların göz yumması hatta desteğiyle de, yerli Ermeni güçlerce, 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 613 sivil Azeri’nin katledilmesinin; yüzlerce yaralı, rehin ve kaybın” 20’inci yıldönümü.
Yakılan insanlar, oyulan gözler, kesilen başlar, öldürülen hamile kadınlar ve çocuklarla “tam katliam”!
Katliama katılanların bile anlattığı “vahşet”in ayrıntılarında; 13 yaşında çocuğun çivilenmesi, derisinin soyulması, parçalara ayrılması da var!
Onlara göre, “Azerilerin Ermenileri öldürdüğü Sumgayıt Katliamı’na misliyle misilleme”ydi. Kimine göre “1915’in intikamı”!
Sumgayıt’ta Ermenileri katleden Azeriler de, Ermenistan’dan kovulmalarının intikamını aldıklarını söylüyordu!
O Ermeniler de, yine 1915’in…

***

Bütün sözlükler gibi, Ali Püskülloğlu’nun 1931 sayfa, 100 bin maddelik “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” de (Can Yay.) “Katliam”ı kısa tanımlıyor:
Topluca öldürme, toplu kırım.
O kadar!
Örneklere dahi gerek görmeden. “Topluca… toplu”; öldürülen, kırılan kadar; öldüren ve kıranı da tanımlıyor.
Yani “Türkçe”de de, “katliam”ın (öznesi ve hedefinin) kimliğine bakılmıyor:
Katliam… katliam!

***

Oysa, özür dileme erdemi gösteren, derin özeleştiri yahut tarihe, hukuka hesap sürecinden geçenler bir yana…
Devletler, milletler, halklar, onlar, bunlar, şunlar, ötekiler, siz, biz…
“Katliam”ı, genellikle de özellikle de, kimliklerle tanımlıyor, katliam kabul ediyor veya etmiyoruz.
Ne ki, “Gözlükler” ayrımcılık yapsa da, “Sözlükler” için “Katliam… Topluca öldürme, topluca kırım”
Kim yaparsa yapsın; kime yaparsa yapsın!

***

Böyle kabul edebilirseniz; her “katliam”ı da ayrımsız “katliam” kabul edersiniz.
Sizinkilerin başına gelen ile sizin veya sizinkilerin yaptıklarını pek ayırmazsınız.
Bazen acınız derin olur…
Bazen, utancınız!
Sayıları, karşı tezleri, resmi tezekleri, haklı gibi gerekçeleri veya imal mamul bahaneleri, “ama onlar da”ları, yontma tarih taşlarını bir yana bırakır…
13 yaşında bir çocuğun başına gelene; o çocuk kim ve kimlerden olursa olsun, yanarsınız!
Birilerinin caniliğine öfkelenenin önündeki tek yol, bizzat canileşmek midir?
Hiçbir katliam bir başkasının gerekçesi; hiçbir katliam bir başkasını mazur görmenin bahanesi olamaz!

***

Katliam”ı, katliamdan nefretten ziyade; başka halklara, başka çocuklara nefret ve düşmanlığın, intikam-katliam histerisinin, linçlerin; ırkçılık ve faşizanlık bahanesi yaparsanız…
Katliam zehri” damarlarınızda; “katliam ruhu”  sizin de kalbinizde…
Şiddet, vahşet ve yok etmenin ortak mirası tam içinizde demektir!

***  

Her katliamı katliam olarak görmemek, katliamları ayırmak; körlük…
Katliamın kanıyla yeni katliamların, linçlerin, ırkçı nefretlerin şiddet ve histerisini beslemek ise gözü dönmüşlüktür!
Katledenler belki düşmandır ama, nihayetinde düşman kardeş…
İnsanlığın acıları ise, kan kardeş!


Pozantı: Görülmüştür!

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan;
Sizin de çocuklarınız var.
Başlarına gelmiş çok kötü bir olayı size söyleyebilmek için, “Başkasının başına gelmiş gibi” anlatmak zorunda kaldılar mı hiç?
Pozantı Cezaevi’ne “terör zanlısı” diye atılan 13, 15, 17 yaşında çocuklar böyle yapıyormuş.
Aylarca mahkemeye bile çıkmadan; yöneticilerin göz yumması ve şiddetiyle, adi suçluların “etnik nefret”le de beslenen cinsel istismarı ve tecavüzüne maruz kaldıklarını anlatmaya çabalıyorlar. Başka bir çocuğun başına gelmiş gibi.
Bilirsiniz ki, bu çocuklar da size emanet! Hem yönettiğiniz devlete; hem vicdanınıza.
Tavsiye haddim değil ama; siz de “çocuklarınızın başına gelmiş gibi” bir şeyler yapsanız!

***

Hadi bizim tavsiyemiz neyse ama…
Her partiden üyenin bulunduğu Meclis İnsan Hakları Komisyonu, 2010 yılındaki raporunda bu cezaevinin kapatılmasını istemiş; çocukların gözaltına alınması ve tutuklanmasına “son çare olarak ve en kısa süre için başvurulmasını”; ayrıca “tacize karşı” tek kişilik odalar tavsiye etmişti.
İki yıl daha, çocuklara vurup geçti!