Gençliğini Körelten Ülkenin Geleceği Olmaz

Değişik Yükseköğrenim kurumlarından 70 bin öğrencinin tutuklu olması, bu sayının tutuksuz yargılananlarla 100 binlere ulaşması, ne büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermekte. Bu öğrenciler içinde, başkalarını öldüren, vuran, kıran, şiddet eylemlerine başvuranların olduğu yönünde kanıtlanmış bilgiler yok.

Gençliğini yok eden bir ülkenin geleceği karanlıktır. Türkiye çocuklarını, gençliği yok etmekte doludizgin koşmakta. Çocuklara, gençlere bilimsel, insan doğasına uygun bir eğitim vermemek için kurumlaşmış eğitim sistemiyle, küçük, genç beyinleri bilimdışılığa itmekte, köreltmekte. Öğrenciler içinde olumsuzluklara dil uzatanları yok etmekte. Bu eğitim sisteminde, bu baskıcı öğretim ortamlarından bilimsel donanımı, sağlıklı gelişimi olan insanlar yetiştirilmesi olanaksız. Bu gidişle Türkiye geleceğini karanlıklara gömmektedir. Bu olumsuz gidişin önlenmesi, halkın bu sorunu çözmeye el atmasıyla olanaklı.

Çocukların yaptıkları iş, yalnızca barışı savunmak. Barışı savunmanın bu denli boğulması bu öğrencilere değil, tüm insanlığa yapılmış büyük bir kötülük.

Deneme-yanılma süreci

Yükseköğrenim öğrenciliği dönemi, gençlerin kimliklerini, kişiliklerini sorguladıkları, gelecekle ilgili arayışlar içinde oldukları bir dönemdir. Bu dönemde doğru ya da yanlışları arayacaklar, kendilerince uygun olanların seçimini yapacaklardır. Bu süreçte önlerinin kesilmesi yerine özendirilmeleri gerekmektedir. Gençlere, düşünce, yorumlama, deneme yanılma, okuma, yorumlara hakkı tanımamak, ülkenin geleceğine yapılan en büyük kötülüktür.

Birçok ülkede, 21 yaşına kadar gençler çocuk sayılırlar. Bu onları, küçük görmek, önemsememek anlamına gelmez. 21 yaşına dek insanlar, büyüklere göre deneyimsiz, duygusal, heyecanlı, atılgandırlar. Aldıkları kararlara, giriştikleri eylemlere bu niteliklerini göz önünde bulundurarak değerlendirme yapılması gerekmekte.

Çocukların yaşamları, ülkenin geleceğe ışık saçması gereken gençlerin, yıldızları söndürülürse ülkenin geleceği kararmış olur.

Bilim özgürlük ortamında gelişir

Yükseköğrenim kurumları, bilim üretme kurumları olması gereken yerler. Buralarda her türlü düşüncenin açıklanması özgür olmalı. Düşüncenin, düşündüğünü değişik araçlar, yollarla açıklamanın özgür olmadığı yerlerde bilim üretilemez.

Bir ülkede yükseköğrenim kurumlarının seslerinin kısılması, o toplumun beynine, düşünme yeteneğine kilit vurulması anlamına gelir. Kendi yönetimini sağlamak için toplumun beynine kilit vurmak, topluma yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.

Gerçekler, değişik düşüncelerin özgürce tartışılmasıyla ortaya çıkabilirler.

18 yaşına gelmiş gençlerin, yasal, siyasal örgütlenmelere özgürce katılmaları, buralarda çalışma yapmaları, birçok gelişmiş ülkede yaşama geçirilmiş bulunmakta. Küba Cumhuriyeti’nde bu sürecin İlköğretim okullarında başladığı, bu basamakta olan öğrencilerin sendikalarının olduğu, ilköğretim basamağında öğrenim gören öğrencilerin, bu sendikaların üyeleri oldukları bilinmektedir. Küba Cumhuriyeti’nde demokratik gelişmeler istenen sonucu vermemiş olsa da, bu uygulama son derece yararlı bir uygulamadır.

Suskun, kendilerine özgüven kazanamamış olarak üniversiteleri bitirenlerle, özgürlük ortamı olan üniversiteleri bitiren gençler, yaşama başka insanlar olarak başlarlar. Bunlardan alınan verim de, toplumsal yaşamda gördükleri işlev de ayrı olur.

Karşıt düşüncelerin birbirleriyle buluşmasıyla yetişmek, insan yaşamının en büyük armağanıdır.

Yükseköğrenim öğrencileri, siyasal partilerin, hükümetlerin, devletin yükseköğrenim kurumlarında çalışan görevlileri değildir. Hükümetlerin, devletin görüşlerini savunmak, yaymak gibi bir görevleri yoktur, olmamalı.

Bir öğrenci herhangi bir siyasal partinin, örgütlenmenin, devletin görüşlerinin yanında da karşısında da olabilir. Bir yükseköğrenim öğrencisi, tüm yurttaşlar için geçerli olması gereken, savaş karşıtlığı gibi bir düşünceyi özgürce savunabilir. Her konuda olabileceği gibi bu konuda da düşüncelerini şiddete başvurmamak koşuluyla değişik biçimlerde, türlü araçlar kullanarak açıklayabilir, yaymaya çalışabilir. Türlü eylem biçimlerini deneyebilir. Yapılan eylemlerin başkalarına zarar vermemesi, şiddet içermemesi gerekir. Bu eylemler, özgürce yaşamın, demokratik yönetimlerin zorunlu bir gereğidir.

Bu topraklarda yeşeren tüm siyasal yapılanmalar, yükseköğrenim kurumlarını arka bahçeleri olarak görmeye, gençlerin enerjilerinden yararlanmaya çalıştılar. Yükseköğrenim kurumları, hükümetlerin, siyasal partilerin arka bahçeleri olmamalı. Bu gidişe dur demenin zamanı çoktan geçmiş bulunmakta. Çocukların, gençlerin yeteneğinden, güçlerinden siyasal partiler, yapılar değil, ülke halkının tümü yararlanmalı.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin Erkan
Hüseyin Erkan - 3 yıl Önce

Bu yazının her cümlesi bir vecize, yani bir özdeyiş güzelliğinde... Baştan sona her cümlenin altına ben de imzamı atarım. Ne mutlu bize ki, Faik Akçay gibi özgürlüğü savunan eğitimcilerimiz, korkusuzca çocuklarımızı ve gençlerimizi savunan yazarlarımız da var!

Fatma Türk kuşkaya
Fatma Türk kuşkaya - 3 yıl Önce

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >