On yıllardır burada yaşıyor, hâlâ havsalasını bizim memlekete uyduramamış.
Fetih 1453 filmini izlemiş ve Taraf’taki köşesinde şöyle yazmış Andrew Finkel: “Fetih 1453’te beni en çok çarpan şey, savaşı ve fethi hiç utanmadan alkışlıyor oluşu. Görünürde surları yıkmayı konu alan bir hikaye, ama aslında yüksek ulusal duvarlar inşa edilmesini anlatıyor. Eğer bu mitle büyümediyseniz, eğlencesine varamazsınız. Filmin sonlarında Fatih, benim gibi yabancılara, 160 dakikadır süren katliamdan sağ kurtulmayı içindeki insan sevgisi sayesinde başardığını göstermek için bir Yunan bebeğini öper. Yok artık!”

***

Ne yok artık! Yok artık olur mu, var tabii, hep var.
Yıllar önce Midnight Express filmi meydana çıktığında Anthony Quinn, ‘Siz gerçekleri anlatan filmler yapmadığınız için başkaları sizi anlatan filmler yapar, bunda şaşılacak birşey yok’ demişti.
Andrew Finkel de diyor ki, siz bir film yapmışsınız, körler sağırlar birbirini ağırlar, kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz… Biz ise hiç de eğlenmiyoruz. Halbuki anlamıyor, böyle filmler bize lazım, yahu.
‘Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu günlerde…’ gibisinden değil.
Başka türlü…

*** 

Pakize Suda, Habertürk kanalında halkımızın yüksek görüş ve düşüncelerini aldığı, ayaküstü sokak röportajlarından oluşan bir program yapıyor.
Geçen gün sordu: Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman arasında kan bağı var mı?
Cevap 1: Yoktur.
Cevap 2: Akrabadırlar gibi geliyor ya. Amcaoğlu?
Cevap 3: Tabii olmaz olur mu! Babası!
Soru: Kim kimin babası? Kanuni baba işte…
Bir soru daha sordu Suda: Peki İstanbul kaç yılında fethedildi?
Cevaplar: 1453.
Vay maşaallah! Bak işte bu tuttu.

***
 
İster 4+4+4, ister 3+5+8 yap, ister Fatih projesi diye tablet dağıt…
Oyunu baştan yanlış kurdun mu, ezberi bilgi dağıtma metodu belledin mi, Osmanlı’yı ‘amcaoğlu’nun ötesine götüremezsin.
O yüzden de lazım bize böyle filmler. En azından tarihi rakamsal olarak tutturuyoruz. Yabancılar anlamıyor, anlamak istemiyor.