Bugün (13 Ocak 2012) Türkiye, tarihindeki saçma sorularla dolu saçma sınavlar ülkesi olarak icraatlarına bir imza daha attı. Agos'ta, Radikal'de ve Demokrathaber.net sitelerinde yayınlan bir haber artık ağlayacağımız halimize gülmemizi sağladı bir kez daha.

Bir başka yönden de Türkiye'de çocukların aslında ne kadar önyargısız yetiştiği gerçeğini ortaya çıkardı (!)

Milli Eğitim Müdürlükleri'nin yaptığı SBS sınavlarında sorulan ilginç soru şu şekildeydi.


Mondros sonrasında kurulan ve amacı dünya kamuoyunu Ermenilerin yaptığı zulümler hakkında belge ve Fransızca eserler yayımlayarak etkilemek olan aşağıdaki hangi cemiyet daha etkili olsaydı, bugün Ermeni meselesi ile ilgili bu gazete haberi yayınlanmayabilirdi?”

Soru bir de görselle destekleniyordu. Görsel de Radikal Gazetesi'nin bence birkaç yıl sonra geriye bakıp kendiyle çok da iftihar edemeyeceği “Le Missarables” (Sefiller) manşetiydi. Manşet Fransa'da ülkenin tanıdığı soykırımları inkara ceza getiren yasa tasarısı ile ilgiliydi.

Bu ikisi birleşince devletin değişmeyen “derin eğitim” pedagojisini görüyoruz.

Bu derin eğitim dediğim öyle bir şey ki yıllarıdır Tarih Kurumundan, Avrupa Birliği'ne kadar kimse eleştirmeden edemiyor. Eski Bakanlardan Nimet Çubukçu bile şikayetçiydi Türkiye'deki eğitim sisteminden. Ama bir yandan da “derin eğitim” her dönem elindeki aracı istediği gibi kullanıp yeni yeni akıllar 'üretmeye' devam ediyor…

Nasıl mı?

Bu SBS sorusunun altında yatan niyetle. Bu SBS sorusunu cevaplayacak bir Ermeni öğrencinin yıllar sonra bile zihninden silinmeyecek ve belki de kendisinin bile farkına varmadan zihninde yaratılacak psikolojik zarar yaratılıyor.

İşte “derin eğitim” buna zarar değil kazanç olarak bakıyor.

Bu ülkede devlet halkına güdülecek koyunlar olarak baktığından, koyunlarına vereceği yemi de kendi seçiyor. İşte o yemin ne kadar taze veya sağlıklı olduğunu sorma şansınız olmadığından aslında yemin ne olduğunu asla bilmiyorsunuz. Siz size verilen yemi yem diye yiyorsunuz.

Biz de bize verilen yemi yem diye yiyoruz.

Bu SBS sorularıyla yaratılmak istenen zihniyet de budur.

Yıllarca doğuda Ermenistan diye bir komşusunun olduğu unutturulan Türkiye'deki öğrenciler hala bu zihniyetin bizlere unutturmaya çalıştığı şeyleri unutuyor ve akıllarına sokulan saçma bilgilerle yollarına devam ediyorlar.

Yukarıda sorulan sorunun cevabını kimler biliyordur sizce. Aramızdan hangimiz bu bilgiyi ileriki hayatımızda ne amaçla kullanacağız. Kullanacak mıyız?

Kullanmayacak isek bu bilgilerin bizlere verilmesinin amacı nedir? Amaç ortadadır. Kullanmasan bile heybende bulunsun. Yeri gelip de “derin eğitim”i kullanan devlet gerekirse o bilgiyi aktive eder gerekirse o bilgiyi kullanarak beynine yeni fikirler sokar, yerleştirir...

Sorunun cevabını aradım birkaç dakika boyunca internette. Net bir cevabı yok ama Milli Kongre Cemiyeti olduğunu tahmin ediyorum. Kilikya Cemiyeti seçeneğine de baktım. Zira ismi Ermenice ama kendi Türklerin haklılıklarını anlatmak için kurulmuştu diyor bir inkılap tarihi kitabı.

Ermenilere Ermenice isimli bir dernekle yanıt vermek oldukça akıllı bir siyaset olmuş o dönem için. Türkiye'deki Ermeni araştırmaları enstitüsünde bir tek Ermeninin çalışmadığını var sayarsak aynı zihniyetin halen devam ettiğini görebiliriz.

Tüm bunlara baktığımızda ise 1918'den bu yana devlet ve eğitim cephesinde temelde değişen bir şey yok. O zaman alenen Ermenilere karşı bilgiler yazılıyor çiziliyordu, şimdi ise gizliden gizliye, farkına vardırılmadan.

Ama işte ne yaparsınız bu soru bile Türkiye'nin psikolojisini anlatmaya yeter. Soru “hangi cemiyet daha çok çalışsaydı?” diyor. Yani en azından Türkiye kendi içine bakmaya başlamış. Ermenilerin meramlarını dünyaya anlatmalarında bir sorun görmüyor da kendisinin yeterince çalışmadığını düşünüyor.

Bu da bir adım tabi. Pek de doğru bir adım olmasa da. Öte yandan sorudaki bu ayrımcılığı farkına varan Dadyan Ermeni okulunda çalışan bir Türk öğretmen konuya müdahil olduğu için hakkında soruşturma başlatılacağı şeklinde tehdit ediliyor...

Başbakan aylar önce bir genelgesinde Türkiye'de bürokratik alanlarda azınlık vatandaşlarına kolaylık sağlansın diyordu.

Bürokrasi yine cezalandırmanın yolunu buldu.

Ermeni bir öğretmen başvursaydı Başbakan'ın genelgesinin arkasına sığınabilecekti. Ama ya Ermeni okulunda fikri açılmış, gerçeklere dokunmuş Türk eğitimcilere ne olacak. Onlar hem Ermeni “sevici” oldular şimdi hem ihanet eden. İşte bu yüzden de önümüzdeki günlerde Dadyan'daki öğretmenlere dikkat edelim.

Cesaretleri takdire değerdir...