AKP’nin bu ülkede iktidar olmasıyla, solun içinde, farklı rejim analizleri ve tuhaf siyasi tespitler yapılır oldu.
Küreselleşmenin dayattığı ihtiyaçlar üzerinden gündemimize giren kimi hükümet uygulamaları, ezberlerimizi bozan ve cebimizde taşımaya devam ettiğimiz fikri saptamalarımızla da süslenmiş şekillerde hepimizin tartışma konuları oldu.
O kadar ileri gidildi ki, rejimin şeriatçı bir yönelime girdiği saptamalarının sonucunda, hükümetten gelen her türden kısmi reform içeren politikalar, eski rejimin devamına payanda teşkil edecek politik eylemlerle desteklendi.
2010’da yapılan halk oylamasında özellikle solda ciddi bir yarılmaya neden olan gerçeklik, böylesi bir ayrışmanın üzerine oturdu. AKP’nin 12 Eylül ile hesaplaşma yapamayacağını savunanlar göreceli, kendilerince bir haklılık içinde olsalar da, referandum maddeleri arasındaki birçok değişikliğin, uzun yıllardır sürdürülen toplumsal muhalefetin talepleri arasında olduğunu es geçmiş oldular.
Referandum sonrası, hani Kenan Evren yargılanacaktı, hani AKP demokrat olmuştu diyerek, her fırsatta, bu değişikliklere göreceli destek vermiş olanları adeta hain ilan ederek yerden yere vurmuşlardı.
Aslında AKP kimseye bir keyif bağışlamıyordu. AKP’nin yerinde başka bir hükümette olsaydı, küresel dünyaya entegre olmak adına, eski rejimle yüzleşmeden yeni rejimi tahkim edemezdi. Yapılanların AKP’nin özel bir marifeti olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Sol her zaman baskıcı rejimler karşısında, burjuva demokrasisine dayanan iyileşmelere olumlu yanaşmıştır. Burjuva demokrasilerini faşizme, otoriter yönetimlere tercih etmiştir. Hayatımız bunun anlatıldığı tartışmalarla geçmiştir.
12 Eylül referandumunda da açıkçası olan biten bunun ötesinde bir şey değildi. Eski rejim tasfiye edilirken yenisinin hazırlıkları yapılıyordu. Hiçbir yeni rejim, eskiyle hesaplaşmadan, yüzleşmeden inşa edilemezdi. Burada ki, can alıcı mesele, solun bu değişime ayak diremesi, kendi varlık gerekçesini ve geçmişten geleceğe taşımaya çalıştığı demokrasi mücadelesinin kazanımlarına ters durmasıydı.
AKP ya da başkaları bize bir şeyi bağışlamıyorlardı. AKP’nin bugünkü uygulamaları da zaten bunun olamayacağını teyit etmektedir. Referandum paketinin içinde olan bir çok madde, bizlerin uzun yıllar ağır bedeller ödeyerek hak kazandığımız meşru taleplerimizdi.. 12 Eylül sonrası bütün mücadelemiz bu taleplerin ön sıralara koyulmasıyla geçti. O yüzden bu taleplere sahiplenmeden, AKP’nin iktidar biçimlerine ve vahşi kapitalizm denebilecek uygulamalarına muhalefet edilemezdi. Ötesi siyaseten intihar olurdu ki, öylede olmuştur. Sol siyaseten bu süreçle birlikte tarihinin en kötü dönemini yaşamaya mahkum edilmiştir.
Şayet referandum da doğru tavır sola egemen olsaydı, kazanımlarımızın peşinden koşabilir, referandum sonucunda, rejimle, sistemle ciddi ve gerçekçi bir yüzleşmeyi yaşatabilirdik. Örnek verecek olursak, Fatsa’da uzun yıllardır, 12 Eylülle hesaplaşmayı, yüzleşmeyi, Fatsa halkının vicdanında yapamamışken, referandum sonrası, Evren caddesinin adının değiştirilmesini sağlayacak bir fikri ve eylemsel takibi yaptığımızda başarılı olabilmiştik. Buda bize bir lütuf değildi. Fatsa’da uzun yıllar bırakın Evren caddesinin adının değiştirilmesini talep etmeyi, bu durumu söz konusu bile edemezdiniz. Etseniz de, etrafınızda büyük bir yalnızlık hissederdiniz.
Buradan varmak istediğim yer şurasıdır. Bu ülkenin bedel ödemiş solcuları, siyasi hareketleri, 12 Eylülün yargılanmasının olanaklı hale geldiği bu koşullarda, adeta yargılanmasalar da, şu evet diyenler boyunun ölçüsünü alsa gibi kaba sol içi rekabete teslim olarak büyük bir akıl tutulması içine girmişlerdir. Keşke o günlerde AKP’nin siyasi iradesini ve samimiyetini test edecek, Fatsa’da olduğu gibi ülke çapında da bir çaba gösterilebilseydik.
Ancak hala hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Şayet geçmişe biraz değer veriyorsak, ödenen bedeller boşuna değildi diyor ve kaybettiğimiz arkadaşlarımızın acısını hala yüreğimizde taşıyorsak, harekete geçmeliyiz. 12 Eylül soruşturmasına müdahil olup, Türkiye’nin gerçek bir demokratikleşme sürecine girmesinin yolunu ve aktörünü tarif edebilmeliyiz.
Herkesi biraz sarsılmaya, uykudan uyanmaya, korkularından arınmaya davet etme zamanı!