3 Mayıs “Dünya Basın Özgürlüğü Günü”ydü.

Tüm yurtta ve dış temsilciliklerde kutlandı.

Başka sansür olmadı ya, tüm günahı Abdülhamit’e kalan “Sansürün Kaldırılışının Yıldönümü” gibi.

Çünkü, basın özgür…

Çünkü, sansür yok!

 

***

 

İKTİDAR: İktidarın basınla ilişkisi, ABD’nin Irak’la ilişkisi gibi.

İstila etmiş ama tam işgal edememiş.

Tahakkümü var ama tam hakim değil.

İşbirlikçileri var ama herkes işbirlikçi değil.

Demokrasi getirdiğini söylüyor ama getirip götürüyor.

Özgürlükçü geçiniyor ama kovulan, susturulan, bastırılan, basılan gazeteci dolu.

Sadece karşı tarafta değil; “yandaş” yanda bile.

En ilginci hak etmediği bir iltifatla “muhalif” bile denen büyük medyanın, “yandaş medya”ya göre daha çok, daha kolay gazeteci susturması.

Çağ atlatan iktidarın internet yasakları da Çin işi!

 

KANUN: Hak ve özgürlük var.

Geçmişte konuşulmayan, yazılmayan nice konu konuşulup yazılıyor.

Geçmişte konuşulabilen ve yazılabilen nicesi de konuşulup yazılamıyor.

Hapiste epeyce gazeteci var.

İddia o ki, onlar gazetecilik faaliyeti yüzünden hapiste değil.

Hangi faaliyet olursa olsun, uzun tutukluluk, dağınık iddianame zaten problemli…

Ama bazıları var ki, yazdıkları, araştırdıkları yüzünden orada; tabii “terör örgütü bağlantısı” ile suçlanıp gazetecilik sayılmıyor…

Meşrebinize göre değil, ilke kabul edin ki, bin çeşit gazetecilik “terör”le ilişkilendirilebilir.

Başınıza da gelebilir… Ama maalesef seçerek davranıyorsunuz. Hepimiz seçiyoruz.

Bazı gazetecileri ayırıyor, ötekileri unutuyoruz. Yahut gönlümüz varmıyor!

Bakmayın pankartta “60 gazeteci hapiste” yazdığına; çoğunluğu kimsenin umurunda değil.

İktidar gibi, medyanın özgürlükçü duayenleri de onları “terörist” diye dünyaya ilan etmiş. Davaları bile bitmeden!

Onlar zaten “öteki”; büyük medyada çalışmamış, zaten tanınmıyor!

Her kesimden çok sayıda gazeteci, ona değmiş buna değmemiş diye yargılanıyor.

Devleti koruyan mevzuat ile iktidarın koydukları; Dink gibi gazetecileri yazılarıyla hedef yapmış.

Başta biz, kimse hatıralarımızı dolduran “öldürülmüş gazeteciler” için hakiki bir şey yapmamış.

Onlar, baskı ve tehdidin bu günle sınırlı olmadığını; başta “Derin devlet” icraatı, geçmişin yoğun kanının hala yerde kaldığını hatırlatıyor.

Gördüğümüz en kötü devir bu değil!

Bu devir de hiç iyi değil!

 

GAZETECİ: Kendim de kusura bakmayayım! Derin ikiyüzlülük sinmiş mesleğe.

Eskiden muhalif geçinip şimdi iktidara yapışan ile eski iktidarlara yapışıp şimdi muhalif geçineni alıp vursak birine, gerek yok… Her gün birbirine vuruyorlar. Aynı ses, aynı nefes. Sadece renk farklı!

Dün de bugün de kimi özgürlükçü; sadece kanun ve iktidar karşısında “özgürlük”ten bahsediyor.

“Basın özgürlüğü” diye bağıran çoğumuzun “Basında özgürlük” üstüne bir çift lafı yok arşivde.

O yüzden, elbet iktidarın, cemaatin “sakıncalı” ilan ettiği “hapisteki Ahmet Şık” için hepimiz özgürlükleri her gün savunmalıyız; ama “basında özgürlük ve hak istedi diye büyük medyadan kovulan, gazete yönetimince polis kaydına sakıncalı damgası vurdurulan, iş bulması engellenen Ahmet Şık” için tek kelime etmemiş, o sesini duymamış olanlar niye bu kadar utanmaz!

Kendi yazıları sansürlenirken gıkı çıkmamış, sen şimdi yazma dendiğinde susan, yazılarına son verildiğinde çekip gitmeyen, onca yazar veya muhabir kovulurken ıslık çalan, kudret karşısında ceket ilikleyen hangi “basın özgürlüğü”nü anlatacak.

Biri, “Gazeteler babamızın malı değil” deyip gazetecinin patron önünde böcek olduğunu söyleyerek “muhalif, liberal, özgürlükçü” olacak…

Biri, anca gazete satıldığında akıl ettiği farklı manasıyla aynı lafı edecek; “Gazeteler babanızın malı değil” deyip patronlara ait olmadığını buyuracak; lakin kovulan meslektaşları, sansürlenen yazısı, gazetecileri “babalarının malı” yapan kanun ve kanunsuzluklara karşı aylar boyu boyun eğdiği otosansürle “demokrat, liberal, özgürlükçü” kalacak…

Sözde ayrı düşünen ikisi de, patronun yönetimde bulunduğu Uluslararası Basın Enstitüsü’nde, basında iç baskıya dair tek kelime etmemiş olacak…

Sonra “özgürlük” anlatacaklar.

Bu yaşınızda ya önce vicdanınız utançla özgürleşmiş olacak…

Yahut biz hepten bunamış olacağız ki…

Tatlı tatlı dinleyelim!

Gazetecinin susturulabileceğini, susabileceğini iktidarlara, darbecilere, piyasaya, “mal sahipleri”ne asıl öğreten sizsiniz!

 

***

 

Kimi, içeride bile, yüreğiyle, vicdanıyla, kafasıyla özgür kalır…

Kimi, dışarıda bile, hepsini rehin verir, bir kafesin içine sıkışır!