Hay Allah, bugün de 12 Mart!

28 Şubat bitmeden, 12 Mart; derken 27 Nisan, 27 Mayıs, 12 Eylül olacak.

Bugün Gazi, yarın 16 Mart, sonra 1 Mayıs, Hayata Dönüş; Maraş, Çorum, Sivas, Başbağlar katliamları sıkışacak günlere.

İdamlar, suikastlar, infazlar gün gün dağılacak; her bir güne kan damlayacak!

 

***

 

12 Mart sadece atanmışların seçilmişlere müdahalesi miydi?

Öyle ise, demokrasi dediğin, sadece o kadardır Adem!

Yok, kitapların imhası, insanların hapse tıkılması, düşüncenin suç, her itiraz ve örgütlenmenin terörist sayılması, idam sehpası (veya upuzun tutukluluk) tesisi, hak ve özgürlüklerin rendelenmesi, gençlere baskı, devlet şiddeti ise…

Demokrasi dediğin, bu kadar da değildir Havva!

 

***

 

Neyse; size Ali Şahmo’yu anlatayım.

12 Mart’tan çeyrek asır sonra tutuklandı. “Aşırı sol” denen örgüt için örgütlenme yürütmekten!

Savcıya, poliste uydurma itiraflara sahte imzalar atıldığını beyan etti.

Üç yıl tutukluluk ardından, hukuk dışı denen “özel yetkili” DGM’de 17 yıla mahkum oldu.

AİHM, “DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı kuşkulu” diye yargılamanın adil olmadığını belirtti. İşkenceyi mahkum etti.

Şahmo da, F Tipi baskısı ve Hayata Dönüş fırtınasına maruz kaldı.

Hükümet ve bürokratlar ile Genelkurmay-Jandarma operasyonunda 30 kadar insan yakılarak öldürülür, cesetler bile delik deşik edilirken; ölüm orucunda yüzden fazlası ölüme terk edilirken

Şahmo büyük bir suç daha işledi.

 

***

 

Sincan Cezaevi’nde cam kırdı. Cam değeri 1 milyon TL belirlendi.

Devlet 1 milyondan sıfırları atınca geriye 1 teklik kaldı ama…

Şahmo 1 TL’lik “devletin camı”ndan 11 yıldır yargılanıyor.

Sanmayın ki her suç, katliam, suikast, infazlar gibi zamanaşımına kaçar.

Şahmo davası da zamanaşımına gidiyordu ki, “cam kırmayı savunduğu için” aşamadı.

Çarşamba, dava yeniden görülecek.

Diyor ki, “Sivas’ın zamanaşımına gittiği, Pozantı’nın henüz cezasız kalabildiği, ortamda halkın canı 1 TL’lik devlet camı kadar değerli değil.”

 

***

 

Fakat devlet bu kadar da insafsız değil.

Cezaevi katliamından sonra, 2001’de, ailelere devlet mektubu gelmişti. Biri de Şahmolar’a:

Canınızın bir parçası olan, onun için güzel hayaller kurduğunuz, sizin ve bizlerin geleceği, umutları olan Ali Şahmo’nun cezaevinde olmasını istemezdiniz elbette. O bizim de evladımız, biz de istemezdik.

Onların cezaevinde güvenliği için çalışmalar yaptık. Artık spor yapabilecek, yemeklerini rahatça yiyebilecek, en önemlisi güven içinde uzanıp uyuyabilecek.

Unutmayın, onlar bizim de evladımız ve bize emanet.

Biz bu gencecik insanlarla cezaevlerinin dolmasını istemiyoruz. Hiç kimsenin zarar görmesini istemiyoruz.

Ali’nin biran önce sağlığına ve size kavuşması, size sarılması umuduyla.”

Şahmo’nun ailesi de devlete mektup yazdı:

Mektubunuzun içeriğine bir diyeceğimiz yok ama çocuklarımızın yaşama hakkını güvenceye alınız.”

 

***

 

Ölüm oruçlarına karşı “yemeklerini rahatça yiyebilsinler”;

Cezaevinden morga uzanan onca insandan sonra, “çocuklar uzanıp uyuyabilecekler” diyebilen Şefkatli Devlet Dili;

Bence, mektuptaki “Canınızın bir parçası” ifadesini de “Camımızın bir parçası” olarak kavramıştı ki, önceki mahkumiyetten tahliye olmuş Şahmo’ya 1 TL için “sarılmış”, asla bırakmıyordu!

Şahmo, “Hayata Dönüş” camımızın bir parçasını kırmaktan yargılanıyor ama onca canımızın bir parçasına kıymaktan sorumlu siyasi, askeri, bürokratik zevat 11 yıldır dimdik ayakta!

 

***

 

Gencecik insanlarla cezaevlerinin dolmasını istemiyoruz”daki samimiyeti ise, ister tarihe bakıp anlayın, ister bugünkü tarih itibariyle, yemeyin de yanında (uzanıp) yatın!

 

***

 

Zati her işin başı eğitim:

Pankart açan çocuklara 15 yıl…

Yumruk atan amcalara dokunulmazlık!