Bilime, Küresel Bilgiye Ulaşmanın Önünü Kesmek

“Gerçek bir bilim adamı hiçbir hükümete bağlı değildir, uyruğu yoktur, bir sonuca ulaşmaya çalışmaz. Sonuna dek, tam bir bilim adamı olarak, nesnel bir biçimde araştırır, kişiliğini, uyruğunu, hırslarını yansıtmaz.”
Jiddu Krishnamurti

Boğaziçi Üniversitesi’ne kurum dışından bir rektör atanmasının en temel amacı, ülke insanının küresel bilim, bilgi, algı düzeyine ulaşmasını önlemek. Bilime, küresel bilgiye ulaşmanın önünü kesmek. Toplumun insanlığın birikimleriyle bağlarını koparmak.

İslam ülkeleri üniversitelerinden Dünya’nın ilk 100 üniversitesi arasına giren oldu mu? İslam ülkelerinin üniversitelerinin bir bilimsel buluş yaptığı, patent aldığı görülmüş mü? Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan atama, başarılı bir kurumu, başarısızlık denizinde yüzenlerin arasına sokmaktan öteye geçemez. Bu yaşanıp görülecek.

Bir yükseköğrenim kurumunun bilim kuruluşu olabilmesinin 2 koşulu var:

1. Akademik özgürlük, 2. Üniversite özerkliği.

Bu iki niteliği taşıyamayan yükseköğrenim kurumları bilim kurumu olamazlar, bilim üretemezler. Üniversiteler bilim kuruluşu olabilmek için bağımsız, özerk olmalılar. Bağımsızlığı, özerkliği yakalayamayan yükseköğrenim kurumları “bilim kurumu” olamazlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nde üniversiteler hiçbir zaman, yeterli ölçüde bu iki niteliği elde edemediler.

Türkiye Cumhuriyeti'nde, devletin akademik özgürlükler ve üniversite özerkliği ile kavgasının kökleri derindir. Osmanlı İmparatorluğu döneminden alınan bu tutum, cumhuriyet döneminde de sürdürüldü. Belli dönemlerde, göreceli farklılıklar olsa da öz değişmedi. Akademik özgürlük, üniversite özerkliği bu topraklarda yerleşip kök salamadı. Dünyanın en sorunlu, geri ülkelerinden biri olmamızda bu eksikliklerin önemli payları var.

Yönetişimi içine sindirememek

Yükseköğretim kurumlarının kendi kendilerini yönetmesini içselleştiremeyen bir anlayışın, ülkede halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen demokratik bir yönetimi içine sindiremeyeceği açık. Profesöründen okuryazar olmayan yurttaşa kadar hiç kimsenin kendi kendisini yönetmesine izin verilmediği gerçeği bir kez daha gözler önüne serilmiş bulunmakta. Yaşananlar bunun kanıtı.

Tepkiler Cumhurbaşkanı, YÖK, rektör atama yöntemine yönelik. Boğaziçi Üniversitesi özelinde, yükseköğretim kurumlarının yönetişim sistemi tartışılmakta. “Ben bilirim, ben güçlüyüm, her şeyi ben yaparım” anlayışlarıyla yükseköğrenim kurumlarını özerkleştirme, bilimsel özgürlüklerine kavuşturma istekleri kavgası yaşandığı görülmekte.

Bilimden koparma

Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan sorun, yalnızca kurum dışından yetersiz bir insanın rektörlüğe atanması değil. Türkiye Cumhuriyeti’ni bilimden, özgürlüklerden, gelişmiş insan toplumlarından kopararak Ortaçağ Arap kültürünün bataklığına sürüklemek isteyenlerle, insan hak ve özgürlüklerinin olduğu çağdaş bir toplum özlemi içinde olanların kapışmaları. Yönetişim ve demokrasi tartışmalarının yaşandığı günlerden geçildiği bir süreçte, bu durumun yükseköğrenim kurumlarına yansıması.

Bu üniversite küresel algıların ağırlıkta olduğu bir kurum. Toplumu köleleştirmek, bilinçsizleştirmek isteyen baskıcı yönetimler bu tür kurumların varlığını istemezler. Bu gerçek gözlerimizin içine bir kez daha sokulmuş durumda.

“Özgürlük zihnin kendisini bütün koşullanmalardan tümüyle özgürieştirmesi anlamnı taşır - öyle değil mi? Başka bir deyişle, kendisini koşullardan - bir Hindu, Sih, Müslüman, Hıristiyan ya da Komünist olmaktan - kurtarması için zihin bütünüyle özgür olmalıdır, çünkü insanlar arasında Hindu, Budist, Müslüman, Hıristiyan ya da Amerikalı, Komünist, Sosyalist, Kapitalist gibi bölünmeler yıkıma, karmaşaya, sefilliğe, savaşlara yol açmıştır”.(1)

Bir inanç sisteminin, bir düşünce sisteminin (ideolojinin), bir yönetim erkinin etkisi altında olan insanlar özgür olamazlar. Özgür olamayan kişi ya da kurumlar, özgürlük üretemezler, tutsaklık üretirler.

Korkunun olduğu, öğretim üyelerinin gizli sicillerinin tutulduğu bir yerde üniversitelerin akademik özürlüğü, üniversite özerkliği olamaz.

Özgürlük herhangi bir yönetim, etkileme erkine bağlı olmadan yakalanabilir.

Beyinler özgür olmadan, insanın aklının, zekasının olması bilgi üretmeye, bilimsel buluşlar yapmaya yetmez.

Öfkenin dışa vurumu

Boğaziçi Üniversitesi olaylarında demokrasi, hukuk dışı uygulamalara karşı biriken öfkenin dışa vurumu yaşanmakta, keyfi, baskıcı yönetim uygulamalarıyla demokrasi özlemleri çarpışmaktadır.

Yaşananlar neden değil sonuç. Bu ülkenin demokratik birikimlerini hiçe sayanların yüzlerine tutulan ayna.

Nefes alamaz duruma getirilmiş ülke insanının başkaldıran gençleri kendilerini tutamamanın acılı günlerini yaşamakta.

Karalama, acımasızca suç yükleme, ayrıştırma çabalarına karşı bir araya gelen yüreklerin insan hak ve özgürlüklerine yönelik çırpınışları karşı karşıya gelmiş durumda.

“…Böyle tepeden inme yönetimi empoze edebilirsiniz ama sonuç olarak ne bilim ne meslek eğitiminde rekabetçi bir sonuç alabilirsiniz. Alamazsınız çünkü bu işi yapacak olan üniversite camiasını öncelikle ikna edemezseniz başarı mümkün olmayacaktır.

Bir politika tercihi olarak üniversiteleri emir komuta zinciri içinde yönetmek isteyebiliriz elbette. Ama bu isteğin büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmasının biricik nedeni buradaki öznenin, yani üniversite camiasının bu isteğe katılmamasıdır”.(2)

Üniversiteler devletin, belli kesimlerin çıkarları, istekleri doğrultusunda değil, bilimin öngörülerine göre yönetilmeli. Bilimin, aklın, küresel hukukun sınırlarını zorlayan her uygulama herkese zarar verir. Bu çabalar tarihin akışı içinde yenilmekten kurtulamazlar. Bilimin önünü hiçbir güç kalıcı olarak kesemez. Bilim her zorbalığın önünü keser.

--------------------------------------------------------

(1) Krishnamurti, Jiddu, Çevirmen: Nurgül Demirdöven, Özgürlük Üzerine, İstanbul, 2002, s.128 - Özgürlük Üzerine ~ Felsefe Hayatwww.felsefehayat.net › ozgurluk-uzerine

(2) Çarkoğlu, Ali, Boğaziçi, üniversite ve hatadan dönmenin erdemi, yetkinreport.com.tr İnternet Gazetesi, 09.01.2021

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >