Savaş bir kez daha çirkin yüzünü gösterdi. Barış diye haykıranların sesi ne kadar gür çıkarsa çıksın, savaş tamtamlarının gölgesinde kalıyor. Bir zamanlar ağzından barış kelimesini düşürmeyenlerin ise, şimdilerde savaş tamtamlarını herkesten daha gür çalma gayretleri ‘lanete şayan’ doğrusu.
Ölümler bir kez daha yaşamımızın rutinleri arasında yer alırken maskeleri de bir bir düşmeye başladı bu savaş çığırtkanlarının. Bir zamanların barış aktivistleri, demokrat tarafları, rahatsız sivilleri ve daha nice güzel sıfatlara haiz kalemleri, şimdi maskelerinin ardından çirkin suratlarını teker teker gösteriyorlar.
Yıllarca asker ve yargı vesayetinden şikayetçi olanlar, mevziler bir bir ele geçtikten sonra sanki bu kurumlar ileri demokrasiye geçmişçesine sus pus içindeler. Parasız eğitim isteyeni, sokaktaki duvara ‘uyuşturucuya hayır’ diye yazanı hapse tıkan hakim ve savcılar bizden değil, Zimbabve’nin yargı teşkilatından olsa gerek. Yahut Ceylan’ın bedenini parçalayan bomba TSK’nındı da, Kandil’de 7 kişilik aileyi parçalayan bombanın menşei Mozambik ama benim haberim yok.
Bunlar, 12 Eylül’ün hesabı sorulacak diye referandumda yeri göğü inletirken, 12 Eylül’ün faşist kurumlarının mevcudiyetini neredeyse eskisinden daha güçlü korumasından ise hiç muzdarip değiller. Öyle ya, başbakanları ‘bu kurumları biz mi getirdik ki biz değiştirelim’ dedikten sonra, ‘e madem kendin getirmediğin hiçbir şeyi değiştirmeyeceksin anayasayı neden değiştiriyorsun’ sorusunu da sormak bize düşüyor haliyle.
‘İyi şeyler olacak, en azından bir demokrasimiz olacak’ sözlerini iyimserlikleriyle Polyanna’ya fena halde bağladıklarına yorumlasak da, ‘iyi oldu, en azından kendimize ait bir statükomuz oldu’ noktasında görür olduk artık bunları.
AKP’ye kapatma davası açıldığında ‘tamam, AKP demokrat değil ama bakın sistem onları da mağdur ediyor’ diyerek Kürtlerin desteğini toplarken, şimdilerdeyse ‘tamam, Kürtler mağdur ama onlar da böyle yapmasaydı’ demekten hiç çekinmiyorlar. Oysa biz onlardan öğrenmiştik ‘ama’nın sadece bir bağlaç olmadığını, kendinden önceki cümleyi hükümsüz kılan illet bir kelime olduğunu.
Yurdumun dağından taşından denizinden cephanelik fışkırırken, Ergenekonvari yapılanmalar, olmayan demokrasimiz üzerinde ağır bir tehditken, HSYK’lar Yüksek Mahkemeler YÖK’ler henüz zapt edilmemiş uzak kaleler iken eyleme çıkardık İstiklal’de biz bunlarla her gece. Şimdilerdeyse yediğimiz gazların, copların haddi hesabı yokken, bunların tek sıkıntısı eylem nedeniyle trafiğe kapanan yollar olsa gerek. Eğer bu anlamda bir rahatsızlık verdiysem, şahsım adına özür dilerim. Yeter ki kafalarına bir gaz bombası denk gelip de rahatsızlıkları kalıcı bir hal almasın.
Bu arkadaşlarımdan bazıları bugünlerde yine o kadar rahatsız ki, elimden rahatsızlıklarını giderecek hiçbir şeyin gelmemesinden son derece üzgünüm. Öyle bir rahatsız olsam, öyle bir rahatsız olsam ki çocuklar, size hiç rahatsızlık kalmasa keşke demekle yetiniyorum sadece.
Ömrü mücadelelerle, bedel ödemelerle geçmiş Mihri Belli’ye sahip çıkılmasından rahatsızlar mesela. Cenaze törenine her kesimden insanın gelmesi fena halde canlarını sıkmış bu tosuncukların. Ölüsü bu kadar rahatsız etmişse Mihri Belli’nin, sağlığını siz düşünün artık.
Sonra Ece Temelkuran ve Nuray Mert’in Kürtlere olan yakınlığından acayip rahatsızlar. O kadar rahatsızlar ki, medyanın namı diğer ‘dişi Çölaşanlar’ının bu iki kadıncağızı yeni Ogün Samast’lara hedef tahtası yapması bile bu rahatsızlıklarını giderememiş. Kendilerine tok karna bir adet majezik tavsiye etmekle birlikte şunu söylemek istiyorum: Vakti zamanında sizin Kürtlere olan yakınlığınızdan gocunmayan ben, Ece ve Nuray’ın yakınlıklarından bilakis gurur duyarım.
Sonra yeni Genelkurmay Başkanımıza getirilen eleştirilerden çok rahatsızlar. Kimyasal Necdet’in PKK’yle mücadelede işlediği savaş suçlarına şaşıracakları yerde ‘ROJ TV’yle Ertuğrul Özkök’ün yeni Genelkurmay Başkanımıza olan duygularına şaşırdım’ diyecek kadar hem de. Sanırım bu rahatsızlıkları mazejikle de giderilebilecek bir vaka değil.
Barışın konuşulmasından son derece rahatsız olduklarını da şimdi öğrendik. Barış Meclisinin hükümete ve Kandil’e ‘silahları susturun, barış için diyalog yolunu açın’ çağrısından hiç haz almadıkları gibi, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün, hemen her kesimden alkış alan barış çağrısı da yine tatmin etmemiş bu arkadaşlarımızı. Hatta ‘barışı barışseverlerden kurtarın’ diye çağrıda bulunuyorlar. Barışseverlerden kurtardıkları bir barışı ‘mezartaşlarıyla’ sağlamak istiyorlar herhalde.
“Bunca kanın helalini kim kime nasıl öder? Mezar taşlarıyla barış olur mu?”
Başlık, Barış İçin Gençlik Girişimi’nin bildirisinden… “Barış zincirini büyütmek ve bu kanlı boğuşmanın karşısında çoğalarak ‘durun’ demek” için Barış İçin Gençlik Girişimi’nin bildirisini aynen yayınlıyorum.
Buyrun yeniden savaşın orta yerine… Ölecek yine hayatlarının baharında gençler, kimi asker kimi gerilla. Yanacak anaların yürekleri yine ve derinleşecek halklar arasındaki uçurum. Bağırın, çağırın, kan kan diye haykırın. Yıkanın şimdi bu kan banyosunda, hadi.
‘Durmak yok yola (ölümlere) devam’ demişti iktidarınız, devletiniz. ‘Şehit’ olmaya hazırız demişti ana (ve yavru) muhalefetiniz(!). Yürüdüler vatansever(!) fedaileriniz ‘bilinmeyen dilde’ konuşan insanlarımızın, kardeşlerimizin üstüne. Şimdi yine daha çok bomba, daha çok ölümle çözeriz diyorlar, bu ülkenin çaresizce çatışmalara sürülmüş gençlerini öldürürsek, çözülür diyorlar.
Biz, bu ülkenin gençleri, artık gazetelerde, televizyonlarda istatistiklerin bir parçası, hiç bitmeyen acıların nesnesi olmak istemiyoruz. Biz her siyasi fırsatta politikacılar tarafından Türkiye'nin geleceği diye adlandırılan bireyleri olarak, çatışma sonrası cenaze görüntülerinde ya da barış isterken gözaltına alınışlarda başrol oynamak istemiyoruz. Biz bu film çekilmesin istiyoruz! Hayatı sımsıkı tutmamız gereken çağlarımızda, iğrenç oyunların figüranı olmak istemiyoruz.
Biz her yanıyla bu ülkenin çocuklarıyız. Ölmek de öldürmek de istemiyoruz. Ellerin tetikten çekilmesini istiyoruz. Sadece barış istiyoruz!
Tarih : 26 Ağustos Cuma
Yer : Makine Mühendisleri Odası Nurettin Yalçın Salonu (Küçük Parmakkapı sokaktan girince ilk solda sağ kolda... / İstiklal Caddesine meydan tarafından girince ilk sol [döviz bürosu ile iş bankası arasındaki sokak], sonra ilk sağdan dönünce sol kolda)
Saat : 19.00
Barış İçin Gençlik Girişimi