Hayat biraz da ölümdür!
Ölümün içinde hayat olup olmadığı inanca bağlıdır ama…
Hayatın ciddi bir parçasının ölüm olduğu tartışılabilir mi?
İster uyu, ister unut, ister unuttur…
Hayat sürekli ölüme tanık olmaktır; ölümünle tanışmaktır biraz da.
***
O yüzden…
Şike mike…
Boykot moykot…
Elbet hepsi bu hayatın gündelik, mühim meseleleri.
Ama bir de, ister Erol Büyükburç’la kalipso tadında, ister Yaşar modunda söyleyin, “Ah o gemide ben de olsaydım” diye hayıflanırken mesela…
Volga Volga’da…
Gencecik bedenlerin, 130 toplu ölü halinde, kimi üstünde can yeleğiyle bile, bir güvertede boylu boyunca yatması da var.
Öylece bakakaldım, hiç tanımadığım kızların, hiç varmadığımTataristan’da, bir gün bir ucunu tuttuğum Volga’nın sularında bitmiş hayatlarına.
Bencil(eyin) ruhum hemen koşuverdi, biri uzakta, biri yakınımda, iki kızıma sarılıverdi.
***
Yaşayanlar, ölüm güm yanlarına gelip canlarına vurmadıkça, hayatın bu ısrarını bir türlü kavrayamıyor.
Oysa hesapta, hayatın neredeyse her anı, hayatı uzatmak, ölümü geciktirmek, hayatta kalabilmek üstüne.
Hayat, epeyce de ölüm olduğu için!
***
Öyle bakakaldım işte Volga kurbanlarına…
Burada veya daha uzakta yenilerine de bakıp geçmek üzere.
O gemide ben de ölseydim diye mırıldanan gizli, mahcup bir şükürle.
Türk futbolu!
6 artı iki artı iki “yabancı”lı “Türk büyükleri”nin orta yerinden “şike, mafya, bahis” kanalizasyonu akarken…
6 artı iki “Türk çocuk”tan kurulu Almanya Genç Milli Takımı, 3-1 yenik duruma düştüğü Brezilya’yı iki artı iki “Türk genci golü” ile 4-3 yenip dünya üçüncüsü oldu.
Yıllardır altyapıdan “iyi futbolcu” çıkarmak yerine, alttan maç ayarlamakla uğraşan bir yapıdaki “Türk futbolu zihniyeti” o çocuklarla ne kadar “milli” gurur duysa azdır!
Ölüm, çocuk, sen, ben…
Sırılsıklam ölümle girip yeşil sahalardaki çocuklarla giderken…
Çocuklardan çocuklara vardık.
Gazeteci Evin Çiçek, Remziye Rüzgar’la konuşmuştu.
Rüzgar, 14 yaşında, 12 Eylül darbesinden hemen sonra işkencehane Diyarbakır Cezaevi’ne alınmış. 1984’te tekrar gözaltı, babasıyla birlikte. Şırnak’ta elleri zincirli. Ona, ‘kaç kişi öldürülüp çukura atıldı’ biliyor musun demiş bir asker. Sonra büyüdü. Evlendi. Üçüncü çocuğa hamileyken 1994’te yine gözaltı. Buca Cezaevi. Tutuklu lavabosu üstünde çıplak bir bebek. 1995’te eşinin işkencede ölümü.
Çocuklar böyle büyümüş işte.
Hayatın içindeki ölüm şiddeti ile ölümün içindeki hayat ısrarı!
Neye şükredeceğine, neye yanacağına şaşırırsın be kardeş.