Görünen o ki yolsuzluğun tavan yaptığı ülkelerde yolsuzluk yaparak yola devam etmek en ‘faydalı’ şeylerden biri. Başınız ağrımaz, çelişkiler yanınızdan vız gelir tırıs gider. Hadi bu bir yere kadar anlaşılır diyelim. Bu keşmekeşten bir süre sonra doğacak ve ülkeye sirayet edecek ‘bu toplumdaki en dürüst, en kahraman, en muazzam vb. insanlardan biri olduğunuz’ fikrine ne demeli! Yine bu karambolde bizzat yolsuzluğa gönül vermiş ve yolsuzluk yapmadan duramayan insanların kendilerini ülkenin en vicdanlı ve en dürüst insanı addetmelerine ne buyurulur?
Son 40 yıldır verilen mesaj hep belli: Yolsuzluğun sürekli ödüllendirilip demokrasinin tozlu raflarda gezindiği bir ülkede siz siz olun sakın gazeteci, yazar, çizer filan olmayın. Olacaksanız vay halinize!

Bildiğiniz gibi Nedim Şener’i ‘kaçar’ diye bırakmayan yargı, Şener’in gerçek bir gazetecilik araştırması olarak yaşamlarımıza bıraktığı ‘Naylon Holding’ kitabının başaktörü olan şahsı aynı günün gecesinde serbest bıraktı. Bu şahıs vakti zamanında İngiltere’ya kaçmış ve hakkındaki yolsuzluk davaları zamanaşımına uğrayıncaya kadar burada kalmıştı. İngiltere bu kişiyi Türk makamlarına teslim etti, Türk makamları da sağolsunlar gerekeni yaptılar ve bir yolsuzluk kahramanına ‘hak etttiği’ şeref madalyasını sundular: Özgürlük ve bu onaylanmış özgürlükle gelecek olan itibar. Kısacası çok bildik bir senaryo. Bir tarafta Nedim Şener’in ‘kesin kaçar’ gözüyle bakıldığı ve bu yüzden bırakılmadığı gerçeği, diğer tarafta hayali ihracatla yolsuzluğu kanıtlanmış bir şahsa armağan edilen gerçeğin ‘miş’ hali.

Tamam çağımızın gerçeğin ihlali çağı olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. Eleştirdiğimiz her şeyin belli bir süre sonra aynı dille üzerimize yıkılma riski taşıdığını da. Yaşadığımız düzende yolsuzluğu eleştirirken yolsuzun önde gideni itham edilmeniz, adaletsizliği eleştirirken suçlu yerine konmanız, demokrasi için mücadele ederken baş demokrasi karşıtı ilan edilmeniz... Hepsi mümkün. Öte yandan sistemin çarklarına uyum sağladığınızda, en karanlık işlerin içinden sütten çıkmış ak kaşık gibi zuhur etmeniz, pespaye hallerin içersinden kahraman kisvesiyle göğe yükselmeniz, bu surette arşa ermeniz ve sermayenize sermaye katmanız kimi zaman tereyağından kıl çekmekten daha kolay.

Kolay da...
Peki yaşamın amacı bu mudur?
Aradığımız hakikat bu mudur?
Dahası özlediğimiz ülke böyle bir ülke midir?