Habere baktığımda ne demokratik bir Diyarbakır diyorum. Anneler, Diyarbakır belediyesi önünde ellerinde çocuklarına ait resimlerle, 'PKK kaçırdığı çocuklarımızı geri versin' döviz ve pankartlarıyla hak arayabiliyorlar.

Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın 'Çocuk da olsa kadın da olsa gereğini yapacağız' dedikten sonra dediğini yaptığını herkesin gördüğü bir coğrafyada oluyor.

Uğur’un 13 kurşunlu bedeni hala vurulduğu yerde duruyor. Ceylan'ın annesinin etekleri topladığı çocuğunun parçaları yüzünden hala kan kokuyor.

Hapishanelerde çocuklara özellikle Kürt çocuklarına hükümetinizin gardiyanları ve müdürleri her türlü fenalığı yapmadı mı? Dilim söylemeye varmıyor. O hapishanelerin isimlerini bile söylemek istemiyorum ki bu durumu yaşayan çocuklar bir daha aynı sahnenin travmasını yaşamasın.

Şimdi Diyarbakır belediyesinin önünde nöbet tutan annelerin durumunu tam bilmiyorum. Orada bulunan annelere o yüzden fazla bir şey söylemek istemiyorum. Fakat tüm bu saydığım ve sayamadığım çocukların anneleri Diyarbakır ya da bulundukları kentin valilik binası önüne çadır açsalar ve ölmüş ya da yaşayan çocuklarını hükümetinizin valilerinden isteseler, devlet, polis, aynı hoşgörüyü bu annelerimize de gösterir mi?

Bu kocaman bir soru değil aslında, herkes bu sorunun cevabını iyi biliyor. Peki devlet olanaklı televizyonlar ve gazeteler annelerimize tahsis edilir miydi? Çok merak ediyorum.

Annelere laf söyleyemiyorum. Neden mi? Kim olursa olsun, ünvanı ne olursa olsun anne her zaman çocuğunu dizinin dibinde ister. Cemil Bayık'ın annesi de, yanılmıyorsam hükümet yanlısı yayın yapan Kanal 7’de idi, oğlunu istiyordu. ‘Tövbe istiğfar et devletine sığın’ diyordu.

Mesele ne annelerimiz ne de Cemil Bayık'ın annesi. Hükümetin televizyon kanalında tam da barış sürecinin ya da çözüm sürecinin diyelim, olduğu dönemde böyle bir çağrı yapılıyordu. Bu bir psikolojik savaş yöntemi, sen bir taraftan oğlu ile çözüm görüşmeleri yapacaksın, diğer taraftan ise böyle ahlaksız bir işe imza atacaksın, bu hiç bir yerde kabul görmez.

Aynı akıl yürütmeyi Diyarbakır'da çocuklarına bir şekilde kavuşmak isteyen anneler için de yapabilirsiniz. Sen hükümet olarak çözüm süreci ile ilgili başından itibaren ne diyorsun, silahlar sustu çocuklar ölmüyor. Bu iyi bir şey değil mi? Elbette bu çok iyi ve çok anlamlı bir durum.

Peki bu sürecin devamı bu şekilde duyguları sömürerek kontra faaliyetlerin içerisine girerek mi getireceksin? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi?

90’lı yılların ortasından bu yana iyi kötü tüm olanların tanığıyım. Bu tür hokkabazlıkların hepsi daha önce de denendi. Otuz küsur yıl denemedik oyun bırakmadınız, hatta yüzyıl da diyebiliriz. İnsanlar öldürüldü, köyler yakıldı. Hizbul-kontra devreye sokuldu.

İyi polis kötü polis oyunları da oynadınız. Buna en iyi örnek de Gaffar Okkan’dı diyebiliriz.

Bu yalanlarla kaç iktidar varlığını sürdürdü ve ömrünü tüketti unutmayın.

Samimiyseniz yine birilerini bölmek, birilerini birilerine hasım etmek politikalarını bırakarak oturduğunuz çözüm masasında ilerlemeye samimi şekilde devam ediniz.

Bölge'de insanları politikalarınız gereği böldünüz. Çocuklar bile sizin bu sömürgeci politikalarınızın sonuçlarını yaşıyor. Korucu çocukları korucu olmayan kişilerin çocukları ile oynayamıyor. Herhangi bir olay olduğunda bu çocukların babası ya da annesi korucu olarak suçlanarak bulundukları toplumdan tecrit ediliyorlar.

Sizin güdümünüzdeki siyasi islam ya da kontra-islam, Hizbul-kontra gerçeği de aynı burada. Yeni Türkiye döneminde aşiretler sırf devlet tarafından hizbul-kontra'ya örgütleniyor.

Şırnak'ta Tatar aşireti geçmiş dönemde sizim korucu ordularınızı temsil ediyordu. Bu seçimlerde ne görelim eski dönemde başka türlü kullandığınız bu gücü şimdi ise hüzbul-kontra'nın sivil versiyonu olan Hüda-Par içinde örgütlediğinizi gördük. Bölgede bir Hizbullahçı ile normal bir yurttaş zora düşmediği sürece asla konuşmaz. Nedenini ise Batman, Cizre, Diyarbakır'da ve diğer bölgelerde devletinizin servis ettiği ölümler yüzündendir. Bu böl parçala yönet yöntemine verecek örneğimiz o kadar çok ki buna bu yazımızın formatı yetmez.

Siz şimdi ellerinde çocuklarının resimleri olan annelere iyilik yaptığınızı mı düşünüyorsunuz. Yarın siz gerektiği kadar duygu sömürüsünü yaptıktan sonra, almak istediğinizi aldıktan sonra o anneleri orta yerde bırakıp gideceksiniz. Peki bu anneler nerede yaşayacak. Bu ailelere ne muamelesi yapılacak, bunları oturup düşündüğünüzü zannetmiyorum. Yeni Türkiye paradigması ile yaptığınız iki plan var; bir, süreçte üstün olmak; iki, buradaki toplumu iki kampa ayırarak Kürt halkının birlik duygusunu azaltmak.

Bu tür kumpasların içerisinde aileleri mağdur etmek yerine, sürece samimi yaklaşırsanız, belki tümü ile olmasa da kısmı bir şeyler sağlanabilir ve demagoji yerine tüm anneler için güzel bir şey yapmış olursunuz.

Fakat Gezi direnişinin orta yerinde bakkala giden çocuğu öldürüp ardından 'terörist çocuk' muamelesi yaparken, diğer taraftan Mısır'da bilinçli bir eyleme katılmış çocuğu kutsarsanız, ya da 'çocuk da olsa kadın da olsa gereken yapılacaktır’ deyip çocukları öldürüp ardından Diyarbakır belediyesi önünde tertip gibi görüne şeylerin içerisinde yer alırsanız size kimse inanmaz.