Her zaman mutsuzluğun bir yolunu bulan, sahile vuran birkaç çakıl taşıydık, sadece. Hayal gücüm tek bavulumdu, yanımda taşıdığım. Ve yaslı puslu yalnız yolculuklarda, hep seninle doldurdum içini. Sarmaşıklarla kaplı patikalarımda, umudun peşinde, seninle yaşıyordum. Düş ve gerçek, gerisi yeknesak, kıran kıranaydı bu leylak harbi. Peri tozları ve izleri, harbi düşmeyene her şey yasak.

Hurafeler karışan bir alfabe ile kayıt altına alınmıştı hatıralarımız. Kırılganlığımız ne iklimler dönüştürdü, ne tayfunlar başlattı kimi zaman. Mücevherlerin hep kendine parlar, sönüp dönüp gittiğinde, ne kadar azdın. İçten içe çelişir, hazin ve aymazdın. Ya yazacaktım teker teker, ya da bir bir uslu, ısırgan, pek istemeyen ve hep erteleyen kelimelere boğulacaktın.

Akça pakça kar baykuşlarının uçmaya başlamalarına imrenircesine, kendini arama bilmecesinde, bir ömür boyu üsteleyen. Dikkati dağılınca, daha fena tetiklenen. Her kenar süsü gibi, biraz olsun ve vakit bulduğunda, aşk ile beğenilmeyi beklemiştim. Ve boşluk görünce, kaynağa akmayı. Ta ki tutunmayı bırakıncaya dek ve kalmadı artık dünyanızda bir işim. Eşikler aşıldı, dağıldı hayal köprü...