Seçim sonuçlarının eski vakitlerdeki gibi sabaha kadar belli olmamasının iyi bir tarafı var. İnsan hemen ertesi günkü gazetede çıkacak şekilde sıcağı sıcağına seçim yazısı yazabiliyor. Elbette dün akşamüstü saatlerinden bu yana yüzlerce siyaset yorumcusunun seçim analizlerinden yorgun düşmüş okura bu ne denli iyi gelir, orası tartışmalı.
Başından beri bu seçimlerin, başkanlık rejimine geçişe giden yolda bir adım olduğunu düşünüyordum. Dünkü sonuçlar Erdoğan ile başkanlık rejimi arasında sadece bir referandum kaldığını gösterdi. Bir de AKP’nin MHP dışında tüm merkez sağ ve siyasal islamcı partilerin oylarını topladığı anlaşıldı.
Artık Saadet Partisi, Has Parti, BBP, DP birer tabela partisi hükmünde. Seçimin galibi milliyetçi muhafazakar bir sağ blok. Bu blok ise AKP tarafından temsil ediliyor ve toplam seçmenin yarısını oluşturuyor.
Belli ki AKP Anayasa’yı değiştirmesi için gereken 330 milletvekilini az bir farkla kaçıracak. Bu fark Meclis içinde pazarlıklarla rahatlıkla kapatılabilecek gibi görünüyor. 

Yüzde 50’lik blok
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce şu ya da bu şekilde başkanın yetkilerinin arttırıldığı bir Anayasa değişikliği referandumu, bugün AKP’nin temsil ettiği yüzde 50’lik blokun onayına sunulacak. Gidişat bu yönde devam ederse de referandum AKP’nin zaferiyle sonuçlanacak ve başbakanın gönlünde yatan başkanlık rejimi artık Türkiye’nin yeni rejimi olacak.
En yakın rakibinin iki katını ve toplam oyların yarısını almış bir milliyetçi-muhafazakar blokun başka türlü davranması şaşırtıcı olacaktır.
Arkasına böylesine bir seçim zaferini almış ve otoriter eğilimler taşıyan AKP’nin karşısında oylarını beklediğinin altında arttırmış CHP’nin bundan sonra ne yapacağı önemli.
CHP’nin demokrasi raporunda somutlaşan özgürleştirici, aile sigortası projesinde görülen sosyal adaletçi tavrını devam ettirip, sosyal demokrat dönüşümünü hızlandırması önümüzdeki günler için Türkiye için bir şanstır. Balkon konuşmasının tesiri geçtikten sonra otoriterlikte vites yükseltecek bir AKP’nin biraz da olsa dengelenebilmesi için buna ihtiyaç olacaktır.
Bunun tersi bir tavır yani CHP’nin tekrar katı ulusalcı reflekslere sarılması sadece AKP blokunun daha da güçlenmesine yarar. CHP 60’ların ortasında başladığı “merkez sol” olma politikalarının meyvalarını ancak 1974 ve 1977 seçimlerinde toplayabilmişti. Aynı şekilde CHP’nin son bir senedir yaşadığı dönüşümün somut sonuçlarının görülmesi zaman alacaktır. Bu arada geçecek zamanda ise özgürlük ve sosyal adalet taleplerinin savunucusu olmak bile memlekette çok önemli olacak. Elbette bunun için söylemin netleşmesi ve Haberal ya da Aygün gibi adaylarla görülen tuhaf sağ sapmanın durdurulması şart. 

Yüzde 10 tarumar
Kendine güvenli bir sol söylem zannedildiğinin aksine istikrarlı bir oy artışı sağlayabilir.
BDP’nin desteklediği bağımsız adayların seçim başarısı yüzde 10 barajını tam anlamıyla tarumar etti. Kürt siyasi hareketiyle sosyalist solun işbirliğinin bu defa 35 milletvekiliyle nasıl sonuçlar vereceğini beraber göreceğiz.
AKP’nin temsil ettiği milliyetçi muhafazakar blokun, bağımsızlarla CHP’yi Meclis’te ister istemez birbirine yaklaştırması beklenebilir. Bunun neticesi de başkanlık için referanduma asılacak AKP’nin milliyetçiliğini arttırması ve başkanlık rejimi için MHP’yle ittifak yapması olabilir. Buna eskiden MC deniliyordu. Bakalım bu öngörülerim tutarsa biz adına ne diyeceğiz?