Politikada gelişmeleri farklı yorumlama hakkım var, gereksiz olsa da iddiaya girdiğim de oldu, sonuçlar benim dediğim gibi çıkmadı, yanıldım, “Kötü niyetimden dolayı” ÖZÜR DİLİYORUM!
Seçilenler gittikleri yerde ne yaparlar, neleri yapamazlar tartışmak işim değil artık. İzleyip, göreceğiz.
Bundan sonraki yaşamımda politika sadece insan hakları ve cezaevi boyutuyla ilgilendirecek beni. Cezaevlerinde yaşayanların sorunlarının çözümü için tüm gücümle çalışacağım. Bu alandaki hedefim basit rahatlamalar sağlamak değil, zindanların bütünüyle boşalması için çalışmak. Yeni seçilen milletvekili Sırrı Süreyya Önder “demokrathaber” isimli internet sitesinde kendisiye yapılan söyleşide, tüm kamu önünde bizlere “Haftanın beş günü bu konuyla ilgileneceğim” sözünü verdi, dilerim bu sözünü unutmaz, en azından bir milletvekili mecliste cezaevlerinin boşaltılması için çaba gösterir.
12 Eylül döneminde aldığı idam cezasının “İnfazı” ‘Hala aynı düşünceleri savunuyor ve eylemlerde bulunuyor’ denilerek yakılan, şartlı salıverilme sonrasında defalarca gözaltına alınıp en sonunda tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen, yaşamının 26 yılını değişik cezaevlerinde geçiren Muzaffer Öztürk’ün özgürlüğüne kavuşabilmesi için 15 Nisan 2011 tarihinde başlattığımız imza kampanyasını da bu yazıyla bitirmiş olacağım. İmzaları ilgili arkadaşlar aracılığıyla, becerebilirsek bir basın toplantısı yaparak, önümüzdeki günlerde ilgili kurumlara göndereceğiz.
Bu kampanya sırasında hemen bütün gazetelere, internet sitelerine, örgütlere, partilere, kurumlara, önemli kişilere baş vurduğumuz halde bu güne kadar toplayabildiğimiz imza sayısı 4764’ü geçmedi.
Sorun elbette sadece Muzaffer Öztürk’le sınırlı değil. 12 Eylül askeri mahkemeleri tarafından cezalandırılan çok sayıda insan onunla aynı konumda ve saçma bir “İnfaz yakma” cezasını çekiyorlar.
Muzaffer Öztürk’ün aylardır çüzümleyemediğimiz bir de “Vasi” sorunu var. Vasi olmak isteyen arkadaşımız resmi işlemlerin hepsini yaptığı, Muzaffer de bu konuda gerekli girişimlerde bulunduğu halde Tekirdağ Savcılığı ve cezaevi müdürlüğü bu belgenin alınmasını bilinçli bir şekilde engelliyorlar. Tüm soruşturmalarda alınan yanıt “Biz belgeleri İzmir Adliyesi’ne gönderdik, buraya gelseniz de yapılacak bir şey yok” oldu. İzmir Adliyesi ise kendilerine böyle bir belgenin gelmediğini açıklamakta diretti.
Bu sorunun da önümüzdeki günlerde çözülebileceğini umuyoruz!
12 Eylül referandumu ile, kesin bir karar şeklinde olmasa da “12 eylül hukukunun hukuksuz olduğu” saptandı, açıklandı, hatta Kenan Evren’in “İfadesi” bile alındı, ama insanlar hala o mahkemelerin, sonrasında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yasadışı kararlarının cezasını çekiyorlar.
Cezaevlerinin bir iç tüzüğü var elbette, bu tüzük cezaevi müdürlerinin keyfine göre uygulanır, herkes bilir bunu. Hükümlülerin en basit hak arama davranışları değişik disiplin cezalarıyla “Ödüllendirilir”, bu cezalar infaz yakmaya kadar gidebilir, bunlar da bilinen gerçekler.
Bu nedenle öncelikle “Şartlı salıverilme yasası”nın uygulama alanı ve “İnfaz yasası”nın yeniden gözden geçirilmesi ve bazı maddelerinin değiştirilmesi gerekmektedir ve bu şarttır.
Bu değişiklik bir “Af” değil, hukuksuzluğun giderilmesi anlamını taşır.
Seçimlerden önce CHP, AKP ve bağımsızlar bir “Genel af” ilanı konusunda açıklamalar yaptılar. Bunu yaşama geçirmeleri, 12 eylül mahkemelerinin verdiği cezaların resmen “Hukuksuz” ilan edilerek tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ülkede iç barışın sağlanabilmesi açısından önemli bir gelişme olacaktır.
Bilinen ama pek anımsanmak istenmeyen bir başka gerçek de yıllardır cezaevlerinde çürütülen insanların bir bakıma “Yalnızlığa” itilmiş olmalarıdır. Bir çoğunun anne babası öldü, bir çoğunun ziyaretine gidecek kimse kalmadı, bir çoğu sadece cezaevi yemeğiyle yaşamakla yüz yüze bırakıldı, bir çoğunun önemli hastalıkların pençesinde olduğunu ise İnsan Hakları Derneği defalarca açıkladı. Onların yaşadıkları artık bir “Ceza” değil, yok etme, intikam alma olayıdır.
12 eylül döneminde “Suç” sayılan bir çok eylem günümüzde bu özelliği yitirmiştir, ama insanlar hala ceza çekmekteler. Bu haksızlığa bir an önce son verilmesi gerekiyor.
O ülkede bir tek kişi bile “Düşüncelerinden dolayı” tutsaksa, bu hiç birimizin özgür olmadığı anlamına gelir.
Yeni seçilen milletvekillerinin konuya bu şekilde yaklaşmalarını bekliyor, hepsine başarılar diliyorum!