"Yatakta Basıp, Şafakta Asacaklar"dı

15 Temmuz darbesine ve sonrasına ilişkin bazı konulara kısa kısa değinmek istiyorum.

Öyle bıçak sırtı bir süreçten geçiyoruz ki, herkesin olabildiğince hassas ve duyarlı tavırlar alması gerekiyor.

Eğer aldığımız pozisyonları ince eleyip sık dokuyabilirsek, doğru tutumlar geliştirebilir ve bunu yaygınlaştırabilirsek bu süreçten daha demokratik bir Türkiye’ye geçebiliriz. Bunu başaramazsak belki de darbeden beter günler bizi bekliyor…
***
Bence, 15 Temmuz darbesinin darbelenmesinde sokaklara çıkan Erdoğan yanlısı %50’nin ne kadar payı varsa, sokaklara çık(a)mayan ama darbeye destek vermeyen Erdoğan karşıtı %50’nin de o kadar payı var.

Yıllardır Erdoğan tarafından ötekileştirilen, hakarete uğrayan, baskılanan, sürekli “Erdoğan’dan ne olursa olsun kurtulmanın hayalini kuran” bu %50’nin bir kısmı bile darbeye destek verseydi işte o zaman olanlar olurdu.

O nedenle, 15 Temmuz Fethullah Gülen Grubu darbesini Erdoğan yanlısı %50 ile Erdoğan karşıtı %50 birlikte bertaraf etti, yani darbenin engellenmesi halkın % 100’ünün ortak başarısı oldu bana göre.

Bir kamuoyu araştırması da, tüm partilerden insanların sokaklara çıktığını, darbe karşıtı eylemlere katıldığını gösteriyor.
***
Yıllardır “darbe karşıtlığı” pazarlayan, “vesayet rejimi”nin kötülüğünden dem vuran Fethullah Gülen Grubu’nun darbeye kalkışması, ve onların her fırsatta darbeci olmakla suçladıklarının bu darbeye destek vermemesi herkesin ezberlerini bozuverdi.

Ezberi en çok bozulanlar Fethullah Gülen Grubu’nun böyle bir şey yapabileceğine ihtimal dahi vermeyenler, onlarla ittifak ya da işbirliği halinde hareket edenler oldu.

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davaların, Fethullah Gülen Grubu tarafından devlet içinde kendilerine engel gördüklerini tasfiye amacıyla manipüle edildiği iddialarını dile getirenlere inanmayanlar, onları darbeci olmakla suçlayanlar şaşkınlığa düştü.

“BİR YANIYLA BİR LÜTUF”

Darbenin 1 numaralı hedefi Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk gün kalkışmayı “bir yanıyla bir lütuf” olarak değerlendirmişti.

Eğer Erdoğan, bu süreci Fethullah Gülen Grubu’nun kirli faaliyetlerinin deşifresi, komplocu örgütlenmelerin tasfiyesi olarak ve hukuk içinde kalarak yürütür, diğer toplum kesimleri üzerindeki baskıdan vaz geçer, muhalefetle uzlaşır, Kürt sorununda barış politikasına dönerse darbe gerçekten Türkiye için “bir lütuf” haline de gelebilir.

Ancak, Erdoğan bunun yerine darbeyi tüm muhalifler üzerinde baskıyı arttırma, tek adam rejimini güçlendirme bahanesi haline getirirse hepimize “yazık” olur.

Son dönemdeki bazı uygulamaların bu konudaki endişeleri güçlendirdiğini vurgulamakta fayda var.

“TÜM DARBELERE KARŞIYIM”CILAR

Bugün, içinde Fethullah Gülen geçmeyen, “darbeler kötüdür”, “tüm darbelere karşıyım” diye yuvarlak ifadeler kullanılan her yazı ve konuşma darbeye ve darbecilere prim vermekte, suyu bulandırmaktadır.

Niyet o olmasa da, sadece darbenin bastırılması sırasında yapılan hataları, kötü uygulamaları dile getirip, darbecilerin katlettiği masum insanlardan, meclisin bombalanmasından, dehşet verici itiraflardan bahsetmemek de darbe ve darbecilere yarar.

Aynı şekilde sadece darbecilerin kötülüklerinden bahsetmek de, Erdoğan’ın tek adam rejimini inşasına meşruiyet sağlar.

Darbeye, darbecilere, Fethullah Gülen Grubu’nun komplolarına karşı çıkmak Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklemek anlamına gelmez. Pekala hem darbeye, hem tek adam rejimi inşa edilmesine karşı çıkılabilir.

Ortada somut, sıcak, kan döken bir darbe varken öncelikle bertaraf edilmesi gereken darbe ve darbecilerdir. Erdoğan nefretiyle hareket edip, 15 Temmuz sonrası sadece hükümet ve Erdoğan’ın hatalarını tekrarlayıp durmak, darbecilerin işine yarar.

Ancak, darbe ve darbecilere tavır alırken, Erdoğan ve Ak Parti Hükümetinin hukuksuzluklarına, işkencelerine, basın üzerindeki baskılarına, OHAL uygulamalarına vb sessiz kalmak da o kadar yanlıştır.

“YATAKTA BASIP, ŞAFAKTA ASACAKLAR”DI

Fethullah Gülen Grubu’nun bu darbe girişimine hala inanmayan, “oyun”, “tiyatro” vb diyen insanlar olduğu için birkaç noktaya değinmekte fayda var:

Genelkurmay Başkanı’nı esir alan darbeci generallerden Hakan Evrim’in Hulusi Akar’a “Sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen'le görüştürelim” dediği ortaya çıktı.

Darbeden bir gün önce Fethullah Gülen Grubu firari yazarlarından Tuncay Opçin’in özgüven patlamasıyla Twitter’dan “Yatakta basıp, şafakta asacaklar” yazması gözlerden kaçmadı.

Prof. Dr. Osman Özsoy'un 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay önceki yayında "Ben profesör olacağıma keşke bir Albay olsaymışım mesela. Bu süreçte daha çok katkım olurdu. Her şeyi televizyon ekranlarından söylemek zorunda değiliz. Bu kadarını söylüyorum ben. Hizmet hareketindeki arkadaşları çok yoğun günler bekliyor.  Alt yazı geçin televizyon kanallarından yarın sokağa çıkma yasağı var diye, bakın sokağa çıkıyorlar mı?” demesi dikkat çekiciydi.

Yine Fethullah Gülen Grubu yazarlarından Faruk Mercan’ın 20 Temmuz’da yazdıkları ise darbenin Fethullah Gülen Grubu tarafından hangi düşüncelerle planlandığının işaretlerini veriyordu:

“Gelelim 15 Temmuz'un "Yurtta Sulh Konseyi" olan ismine... Aslında bu isimdeki üç kelime, TSK'daki üç ana grubu temsil ediyor: "Yurt" Atatürkçü ve sosyal demokrat subayların simgesi, "Sulh" sağcı ve muhafazakar subayların sembolü, "Konsey" ise milliyetçi subayların simgesi...

(…) Sonuçta ne oldu? Üç yıldır var olan sivil darbeye tepki olarak doğan 15 Temmuz, yarım kaldı.”

YARIDA KALDIĞINI DÜŞÜNÜYORLAR

Yani, darbeciler için her şey bitmiş değil. Sadece 15 Temmuz’un yarıda kaldığını düşünüyorlar ve yeni bir hamle planlıyorlar.

Fethullah Gülen Grubu’nun algı operasyonu hesabı Fuat Avni 19 Temmuz'da Erdoğan tarafından “Bakanlardan veya siyasi parti liderinden birine suikast” yaptırılacağını yazdı.

Buradan, Fethullah Gülen Grubu’nun önümüzdeki hamlesinin pekala suikastler gerçekleştirip sorumluluğu Erdoğan’ın üzerine yıkmak olabileceğini düşünebiliriz. Hatta bizzat Erdoğan’a yönelik bir suikast ihtimali de gözardı edilmemeli.

GÜNAH KEÇİSİ YARATMADAN YÜZLEŞELİM

Roboski katliamından, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüne, Necip Hablemitoğlu cinayetinden Rus uçağının düşürülmesine, Hrant Dink cinayetinden Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesine kadar birçok karanlık olayda Fethullah Gülen Grubu’nun payı olabileceği iddia ediliyor.

Ben de bu konunun çok önemli olduğuna, 15 Temmuz öncesi şaibeli cinayetlerin ve karanlık olayların hepsinin dosyasının yeniden açılması ve etkin bir soruşturma yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.

Ama bunun bir günah keçisi yaratıp, geçmişin tüm günahlarını onun üzerine yıkıp kendini aklama anlayışıyla yapılmaması gerekiyor. Amaç karanlıkların aydınlatılması ve yüzleşme olmalı.

SUÇ VE CEZANIN ŞAHSİLİĞİ TEMELDİR

Fethullah Gülen Grubu’nun darbe girişimiyle mücadele ederken hukuktan çıkmamak çok önemli. Suç ve cezanın şahsiliği ilkesine riayet edilmeli, darbeye ve diğer suçlara iştirak etmeyenlerin işiyle, ekmeğiyle, geleceğiyle oynanmamalı.

Bir insan Fethullah Gülen Grubu’nun taraftarı olabilir. Sırf bu nedenle, somut bir suçu olmadan kimseye bedel ödetilemez, cadı avı yapılamaz.

Çünkü onlar yıllardır biz hizmet hareketiyiz dediler, sohbetler yaptılar, para toplayıp yardım yapıyoruz dediler, insanların onlara inanması, kanması, gerçek yüzlerini görememesi çok doğal.

14 Temmuz gününe kadar kim inanırdı Fethullah Gülen Grubu’nun darbe yapacağına, kendi halkına kurşun sıkacağına, sokaklarda tank yürüteceğine? Ak Parti iktidarı da daha düne kadar bu gruba destek olmadı mı? Sayın Erdoğan Türkçe Olimpiyatları’nda Gülen’e övgüler dizmedi mi? “Ne istediniz de vermedik” demedi mi?

Aynı onlar gibi Fethullah Gülen Grubu tarafından aldatılan milyonlar var, ve suça bulaşmayanlara adil davranılmalı.

Özellikle Fethullah Gülen Grubu yayınlarında çalışan, yazı yazan insanları Fethullah Gülen Grubu’nun suçlarından sorumlu tutmak kabul edilemez. Bu yayınlarda çalışanların birçoğunun Fethullah Gülen Grubu’yla hiçbir bağı olmadığını, ekmek parası için oralarda çalıştıklarını yakınen biliyoruz.

Nasıl ki bazı medya mensupları Ak Parti yanlısı yayınlarda, şirketlerde çalışmak zorunda kalıyorsa, bazıları da Fethullah Gülen Grubu yayınlarında ve şirketlerinde çalışıyorlar.

Gözaltında kötü muamele, gerekçesiz işten atma gibi uygulamalar, olağanüstü hal ilan etmeler, 30 gün gözaltı süresi getirmeler adalet duygusunu zedeleyeceği gibi, darbecilerin ekmeğine yağ sürer.

Darbecilerin yapacaklarını yaparak darbeyle mücadele edilemez.

FIRÇAYLA OLMAZ

Erdoğan ve Ak Parti iktidarı Fethullah Gülen Grubu’nun arkasında yabancı güç aramaktan, komplo teorilerine prim vermekten, yabancı ülke siyasetçilerini fırçalamaktan da vaz geçmeli bana göre.

Kendileri nasıl düne kadar Fethullah Gülen Grubu’na inanıp, güvenip, himaye ettilerse yabancı ülkeler de aynısını yapıyor. Fethullah Gülen Grubu tüm Türkiye’yi kandırdığı, kullandığı gibi onları da aldatıp kullanıyor.

Dünya’nın hiçbir yerinde insanlar fırça atarak, bağırarak, tehdit ederek ikna edilemez, bu yöntemlerle dış politika yapılamaz. İnsanların önüne somut bilgi ve deliller koymanız gerekir. Ki, yıllarca sizin önünüze getirilen bu delillere, yılan kendinize dokunmadan hiç inanmadığınızı da aklınızdan çıkarmayın.

Yabancı ülke siyasetçileri kendilerine hiçbir zararı olmayan bu grup hakkındaki iddialara neden inansın?

Size sormazlar mı, daha düne kadar bunlara siz referans oluyordunuz diye?

Meselenin kökü bu topraklardadır ve bu meselenin bu boyuta ulaşmasında hepimizin payı var.

En büyük pay da size ait.

Kızacaksanız, önce kendinizden başlayın…

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>