Rezaletler bir zincir gibi birbirini kovalıyor…

Ama sen çocukları zincirliyorsun.

 

***

 

Ali Bey bir sınav yapamıyor.

Bir sürü sınavı yapamıyor ama en babası bu.

2 milyon genç, 10 milyon aile ferdi…

Sırada milyonlarca genç…

Ali Bey hepsini kahrediyor.

Şifre yok… Şifre var ama sehven… Şifre var ama kopya yok!

Ali Bey’in sınav yapamamasıyla kalınmıyor…

Cumhurbaşkanı ile Başbakan, şaibeli sınava kefil oluveriyor.

Sınav korkusu ne kelime; artık sınav kokusu devri!

Kokudan milyonlarca genç ve anası, babası kırılmışken; iktidar, tepki duyanı kırdırmaktan bahsedebiliyor.

 

***

 

Oysa artık her sınav, haklı haksız, “yandaş, kardaş, karındaş” kokuyor çok kişiye.

Bir kez çuval geçti ya…

Adil olan bile artık adalet hissi vermiyor.

İnceldiği yerden kopmuş.

Çünkü, ister doğru ister sahte olsun, “mail” bile “maaile” kokuşuk. Çürüklük, çürümüşlük.

ÖSYM’nin başı Ali Bey, ya sahiden bakan aradığı için, ya bakan diye balıklama atladığı için…

Ah Altan Günalp’in kemikleri…

Ah “Mikrobiyoloji”de önemli bir bilim insanı iken, hiç değilse bu sınav sistemini adam gibi kurup yönetmeye hayatını adamış, bilindiği kadarıyla başını dik tutmuş Altan Hoca…

Ah Ali Bey…

“Mikroşifroloji” profesörü…

Telefondaki hakiki veya sahte bakana hemen “Vaki görüşmemize ve bana gösterdiğiniz güvene çok memnun oldum” diye elektronik posta döşenen postacım, postam, elektroniğim!

Ah Yusuf Bey…

12 Eylül darbesi mirası YÖK’ü her iktidar gibi özelleştirenlerin akademik komiseri…

Bakandan mail gelmişmiş de Ali Bey heyecan meyecanla Yusuf Bey’e göstermişmiş de ciddiye middiye alma demişmiş de, bakan böyle şey yaparmıymış maparmıymış, kenara menara at da dursun mursun demişmiş.

Hale bak Lütfü…

Üniversite denen ciddi vakanın iki büyük yetkilisi…

Çocukların oraya nasıl gireceğini belirleyen ile oradan nasıl çıkacağını tayin eden, elde bakan adı taşıyan “Yiğen” mektubu, hakiki veya sahte, kafa kafaya verip herkesten saklıyorlar!

 

***

 

Sonra ne oluyor, biliyor musunuz…

Başbakan protestocu gençlere Taksim’de on bin kişi yollamaktan bahsetmişti ya…

(Bunu yazarken hep Kanlı Pazar’ı da hatırlıyorum nedense!)

“Genç polisler” de rahatsız ya bu gençlerden; basıveriyorlar Van Fen Lisesi yurtlarını.

Van, hani dünkü yazıda 16 yaşındaki Murat’ın, mezrayı talim sahası yapan askeriyenin saçtığı mermiyi kurcalarken öldüğü yer!

Basıyorlar yurdu; ne avukat, ne bir şey…

Çocukları topluyorlar, protesto ettiler diye…

Sanki şifreyi onlar koydu…

Sanki şifreyi onlar oydu…

Sanki “yiğen” onlardır…

Sanki yiyen onlardır…

Sanki mektubu onlar yazdı…

Sanki mektubu onlar sakladı…

Sanki maili yazan 17 yaşında İsmail…

Sanki onlar ÖSYM Başkanı, sanki onlar YÖK Başkanı…

Sanki tüm musibetlerin sebebi olacak kadar büyüdüler, güçlendiler, çoğaldılar…

Sanki temsili düşman kuvvetleri…

Sanki Gençlik ve Sipor Bayramı, sanki ağaç yaşken eğilir şenliği!

Bir de demezler mi, “Hiçbir öğrenci mağdur olmayacak” diye!

 

***

 

Gençlerin kaderine eden rezalet sürüp giderken…

Van’da çocukları kıstırıp hırpalıyorsan…

O zaman…

Van minüt birader…

Yanlış kısaltılmasından yakındığın parti adını daha da kısaltacak, “Adalet”i atıvereceksin; sadece “Kalkınma” kalsın…

O vakit…

İster parti parti kalkın, ister kalkınma!

Gençlere bir huzur, çocuklara karşı insaf ya Râb!

 


Not: Kısa yazı sevenler için parti kısaltmalarına başka öneriler de mevcut elimizde:

CHP, Cumhuriyet Partisi olsun; “Halk” zaten eksik.

MHP yine için dışın milliyetçi kalabilir; adı sadece “Hareket Partisi” olsun; son “çok güzel hareketler” ışığında.

DSP’de “Sol”a lüzum yok, “Demokratik” yeter; hatta “Tik” bile kâfi.

Diğerleri de bu minval kısalabilir; çoğunun adında olan zaten kendinde hiç yok. Kiminde “Türkiye” yok, kiminde “Doğru”, kiminde “Hak”, kiminde “Eşitlik”, kiminde “Özgürlük”, kiminde “Büyük”lük yok. Kiminde “İşçi”, kiminde “Millet” pek yok. Olmayana ergi yoluyla demokrasi böyle!