Türkiye fabrika ayarlarına geri dönerken

Son tahliyelere yönelik twitter’da yapılan birkaç yorumla başlayalım yazıya:

“AKP gitmeden önce Türkiye’yi fabrika ayarlarına geri döndürüyor.”

“AKP gitmeden önce ortalığı bulduğu gibi bırakacak.”

“Bütün katiller çıktığına göre gönül rahatlığıyla içeri girebiliriz. Nasılsa bi Kürtlerle sosyalistler kaldı içeride.”

“Hırsızlar iktidarda ve hırsızların salıverdiği katiller aramızda. Oğullar hastanede, oğullar toprak altında, oğullar kayıp.”

***

Ak Parti - Cemaat Koalisyonu döneminin iflas bayrağı hukuk, yargı ve adaletin elbirliği ile katledilmesiyle çekilmiş bulunuyor.

Önce, statükoyu yıkacağız, darbecileri, vesayet rejimini temizleyeceğiz diye kurunun yanında yaşları da içeri attılar. Kendilerine muhalif olan suçsuz insanları haksız yere tutukladılar.

Ahmet Şık, Nedim Şener, Hanefi Avcı, Büşra Ersanlı gibi birçok ismin şaibeli tutuklulukları vicdanları yaraladı.

Bunlar daha çok cemaatin marifetiydi, Ak Parti destekçi pozisyonundaydı.

Şimdi de, haksız tutuklamaların önüne geçeceğiz, uzun tutuklulukları önleyeceğiz diye suçüstü yakalanan katilleri bile serbest bıraktılar. Yaşın yanında kuruları da içeriden çıkardılar.

Malatya Zirve Yayınevi katliamının, Danıştay saldırısının suçları sabit olan katillerini tahliye ettiler, yine vicdanları yaraladılar.

Bu da Ak Parti’nin marifetiyle gerçekleşti.

***

Ak Parti 3 Kasım 2002’deki seçimden beri iktidarda. Neredeyse 12 yıl olmuş. Bu dönemin yaklaşık 11 yılı Ak Parti Cemaat Koalisyonu tarafından yönetildi.

Koalisyonun taraflarının iki kaptanı Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen yeterince güçlü olmadıkları zamanlarda birbirlerine sarıldılar.

Beraber yürüdüler bu yollarda, beraber ıslandılar yağan yağmurlarda. Ta ki kendilerini en güçlü hissedene kadar.

Kendilerini o kadar güçlü hissettiler ki, iki taraf da belirleyici olmak, tek başına hakim olmak için koalisyonu dağıtacak kadar gözünü karartarak savaşa girişti.

Cemaatin Kürt politikasındaki farklı dayatmaları, bazı kadrolaşma isteklerinin karşılanmaması ile başlayan ayrışma, can damarı olan dershanelere yapılan hükümet hamlesiyle koalisyonu tarumar etti.

Oysa bu koalisyon birilerine göre, eski statükoyu yıkacak, derin devleti, darbecileri, vesayet rejimini temizleyecek hepimizi ileri demokrasiye taşıyacaktı.

Ak Parti Cemaat Koalisyonu bu vaatlerle birçok operasyon yaptı. Türkiye neredeyse her yeni güne yeni bir operasyon dalgasıyla uyandı.

Ergenekon, Balyoz, Danıştay, Zirve Yayınevi, Askeri Casusluk, Devrimci Karargah, Oda Tv, KCK  gibi çok sayıda meşhur davamız oldu.

***

Yıllarca yargıyı, hukuku bir sopa gibi kullandılar. Keyfi tutuklamalara gittiler. Dinlemedikleri kimse bırakmadılar. Şimdi aynı sopayla birbirlerinin kafasını gözünü yarıyorlar.

Biri biriktirdiği ses kayıtlarıyla diğerinin rezilliklerini döküyor. Diğeri yolsuzluk operasyonlarını durdurmak için emniyet ve yargıda binlerce insanın yerlerini değiştiriyor.

Hukuk, yargı ve adaletin sorunlarını çözeceğiz diye referandumda başta HSYK düzenlemesi olmak üzere değişikliklere gittiler. Referandumda onaylattıkları HSYK düzenlemesini üzerinden 4 yıl geçmeden yeniden istedikleri formata sokup yasal düzenlemeler yaptılar.

***

Peki tüm bunlar yaşanırken geçmişte Ak Parti Cemaat Koalisyonu’nun tetikçiliğini yapıp, buradan nemalananlar ne yapıyor?

Bir kısmı Ak Parti’ye sırtını dayamış, “hele önce şu paralel yapıyı temizleyelim” diye tetikçiliğe devam ediyor.

Diğer bir kısmı da Cemaate sırtını dayamış “hele önce şu hırsızları temizleyelim” diye tetikçilik yapıyor.

***

Türkiye’nin ne eski statükoya, ne Ak Parti’ye, ne Cemaat’e bel bağlamadan daha fazla özgürlük, eşitlik ve adaletin kapısını aralayacak seçeneklere ihtiyacı var oysa. Çünkü bunların hepsinin zihniyet dünyası karanlık. Dün düşman olan bugün dost oluyor. Kendi iktidarları ve çıkarları için her türlü haksızlığı yapmayı kendilerine meşru görüyorlar.

Cemaat CHP üzerinden kendine alan açmaya çalışırken, Ak Parti ordu ve eski bürokrasiyi yanına almaya çalışıyor. Uluslararası cambazlıklarına ise akıl sır erecek gibi değil.

Türkiye’nin temiz siyasete, dürüst yönetime, hukukun üstünlüğüne, bağımsız ve adil yargıya o kadar çok ve acil ihtiyacı var ki.

Ancak bu kesimlerden böyle bir şey beklemek abesle iştigal etmek değil de ne? Hepsinin yaptıkları yapacaklarının teminatı gibi duruyor karşımızda.

***

Bu noktada farklı bir seçenek olarak ortaya çıktığını iddia eden Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ne yönelik Türkiye’nin her tarafındaki saldırılara dikkat etmek gerekiyor. HDP’nin önümüzdeki yıllarda mecliste grubu olan çok etkili bir siyasi figür olacağı, BDP’nin etkisini de aşan bir güce ulaşacağı sır değil.

HDP’ye saldırıların olağan şüphelisi MHP’nin bunların provokasyon olduğuna dair çok sayıda açıklaması oldu. Yine Devlet Bahçeli’nin “taş atmayın oy atın” şeklinde tabanına uyarıları vardı. Ama basın bunlara bile dikkat çekmedi. Halbuki MHP’nin ve liderinin bu tür açıklamaları çok önemliydi.

Görünen o ki, bu saldırılar diğer olağan şüpheliler tarafından organize ediliyor. Yani kulaklarını çok çınlattığımız  ‘derin devlet’ tarafından. Bugünkü derin devlette, hem eski statükonun, hem cemaatin, hem de Ak Parti’nin etkisi bulunuyor. Derin devlet dediğimiz de bu ülkenin bürokratlarından, insanından oluşan bir yapı sonuçta. Ne devlet, ne derin devlet yekpare değil. İçindeki kesimlerin amaçları her şeyi kendilerinin kontrol etmesi, ancak buna ulaşamıyorlar. Paris katliamı gibi birçok olay bu durumun işaretlerini veriyor.

Bu kesimlerin üzerinde anlaştıkları tek şey muhaliflerin, Kürtlerin, Hristiyanların, Ermenilerin, sosyalistlerin, halk hareketlerinin vb. ezilmesi belki de. Çünkü hepsi bu ülkenin resmi ideolojisi olan Türk-İslam sentezinin farklı birer fraksiyonundan geliyor. Kiminde islami, kiminde milli, kiminde laik hassasiyetler ön planda ama sonuçta hepsi Türk-İslam Sentezci.

O nedenle düşmanları ortak, düşmanlarını iyi biliyorlar. O nedenle organize işlerle HDP’ye saldırılar oluyor. Saldırılara katılanlar içinde de her partiden insanlar var zaten. Birileri her parti tabanından HDP’ye karşı kışkırtabileceği kesimleri yönlendiriyor. Türkiye’de zaten zemin bu tür kışkırtmaları kolayca yapabilecek elverişliliğe sahip.

O birilerinin amacı HDP’yi kriminalize ederek oy verilebilir, desteklenebilir, kentleri yönetebilir bir parti algısının önüne geçmek olabilir. Kavganın olduğu yere insanların fazla teveccüh göstermeyeceklerini, çekineceklerini hesaplıyor olabilirler.

HDP’yle birlikte BDP, HDP’nin diğer bileşenleri ve tüm sol da kriminalize edilmek isteniyor belki de. Gezi Parkı direnişi gibi masum, sivil, barışçıl ve çok görkemli bir halk hareketine o kadar yoğun bir şiddetle saldırmalarındaki amaç da oydu. Devleti yönetenler bazı konularda acemi olsalar da halkın yükselen muhalefetini etkisizleştirmekte uzman ne de olsa.

Bu noktada kesinlikle provokasyona gelmemek, saldırılara tüm muhalif güçlerin birlikte, güçlü ancak demokratik ve meşru zeminde tepkiler vermesi önem kazanıyor.

Belki de bunların yanında en iyi cevap Başbakan’ın çok sevdiği bir yöntemle 30 Mart’ta sandıklarda verilen cevap olacak.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>