Sene 1984. Sudan’ın en güneyinde Juba’dayım. Eski İngiliz kolonisi Uganda’nın kuzeybatısı ile eski Belçika kolonisi Kongo’nun kuzeyi ile sınırdaş Merkezi Ekvator bölgesinin başkenti. Osmanlı’nın Kara Afrika’daki en uç karakolu Beyaz Nil’in kıyısında Gondokoro’nun bulunduğu belde.
Bu kervan geçmez yerden 1920’lere kadar ne esir kervanları düzülmüş. Köyler var, ana babalar çocuklarının kafalarını bebeklikten itibaren mengeneyle topatan kavununa benzetmeye, kızların alt dudaklarını, ortasına kahve tepsisi oturtana kadar, somunlarla delip genişletmeye çabalamışlar. Yeter ki çirkinleşsinler ve de esir tüccarlarınca götürülmesinler diye. Köy var, adı ‘Ariwara’ yani ‘Kan Çok Döküldü’ köyü, esir vermemek için. Belçika ve İngiliz koloni kuvvetleri ancak 1920’lerde bu ticarete son verebilmiş. Zaferlerini de civardaki tek abideyle ölümsüzleştirmişler. Gidip görmüştüm. Kongo tarafında bir deli ırmak kıyısındaki abidenin yazıları okunaksızdı. ‘Bir eşi de Belçika’da’ demişlerdi. 1920’lerden itibaren koloni kuvvetleriyle birlikte hareket eden misyonerler bu putperest diyarlara her onbeş kilometrede bir misyon dikmişler. Adına ‘Bible Belt’, ‘İncil Kuşağı’ denen misyon ağının amacı, esir ticaretinin yasak olduğu koloni idarelerinin askeri başarılarını hıristiyanlaştırma yoluyla kalıcı hale getirmek olmuş. İngiliz koloni idaresi ülkenin Hıristiyan güneyini Hartum merkezli Müslüman kuzeyin baskısından koruyacak bölgesel yapıyı kurmuş ve misyonerlerin eğitim sistemini kollamış. 1956’da Sudan’a bağımsızlık verdiğinde de bu yapıların korunması için gerekeni yapmış. Sudanlı esir tüccarı Müslüman Arapların durdurulduğu ve Sudan’ın fiili bölünmüşlüğünün köklerinin bulunduğu yerler işte oralar. Geçen Pazar başlayan referandumla bu asırlık fiili durum artık resmiyet kazanacak.

Zoraki birliğin sonu

Fiili bölünmüşlük günümüze kadar geliyor. Bağımsızlık sonrasında ülkenin Müslüman kimliğini Hıristiyan güneye dayatan Hartum’a karşı ilk ayaklanma 1955-1972 arasında. O tarihte güney kapsamlı bir bölgesel özerklik elde ediyor. Bu dönem şimdiki diktatör Ömer El-Beşir’in akıl hocası, Sudan şeriatının mimarı Hasan Turabi’nin Milli İslami Cephesinin etkisiyle zamanın devlet başkanı Nimeyri’nin 1983’te Sudan’ı bir İslami devlet ilân etmesine kadar sürüyor. Ben Juba’dayken bu gelişmenin huzursuzluğu hissediliyordu. Nitekim güneyliler meşhur komutan John Garang’ın Sudan Halkının Kurtuluş Hareketi (SHKH) önderliğinde bu oldubittiye karşı direnmeye başladılar. Güneyde keşfedilen petrol yatakları, buna paralel ABD’nin devreye girmesiyle yangın büyüdü. Güney Sudan sorunu 2 milyon insanın ölümüne, 4,5 milyon insanın da yerinden olmasına neden oldu. Bölgenin nüfusu 9 milyon!
Nihayet 2002’de Hartum ile SKHK arasında Kenya’da Machakos Protokolü ve ardından 2005’te Kapsamlı Barış Anlaşması imzalandı. Artık hedef iktidarı ve yeraltı zenginliğini paylaşmaktı. Bu doğrultuda Juba’da özerk Güney Sudan Hükümeti kuruldu, SHKH da Hartum hükümetine katıldı. İmzadan altı yıl sonra referandum yapılabileceği anlaşmaya girdi. Barışın uygulaması tabii ki kâğıtta öngörüldüğü gibi cereyan etmedi. Darfur katliamı ve esas anlaşma sonrasında Sudan Devlet Başkan Yardımcısı olan Garang’ın daha imza kurumadan bir helikopter kazasıyla ölmesiyle işler yürümez oldu. Güneyde bağımsızlık taraftarları ağır basmaya başladı. Bu süreçte gönülsüz de olsa 2009 sonunda Hartum’da Ulusal Meclis Güney Sudan Referandumu Yasası’nı kabul etti.
Sonucun bağımsızlık yönünde olacağı açık. Esas mesele sonuçların açıklanacağı 15 Şubat sonrasında başlayacak. Petrol gelirinin %80’i ve toprağın üçte biri yeni devletin olacak. Abyei bölgesinin akıbeti, sınırların tayini, Beyaz Nil’in sularının paylaşımı ve her bölünmede olduğu gibi ortak mülkün paylaşımına çözüm aranacak. Ama en zoru güneyin artık kendi başına kalacak olması. Kabilelerin ortak düşmanı olan kuzeyli Müslümanlar artık yok.