Su, Ekmek ve Hukuk...

Türkiye'de son yıllarda üstümüzde bir hayalet dolaşıyor!

Hayır; Marks'ın 19 yüzyıl Avrupası için yaptığı o meşhur benzetmeden bahsetmeyeceğim; keşke bahsedebilseydim...

Bu hayalet hukuksuzluğun hayaletidir ve hayatlarımızı ciddi bir şekilde tehdit ediyor...

Hukuk, içi boş bir slogan haline geldi ve ülkenin üstüne bir heyhula gibi çöktü...

Evet; hukukun işleyişini, güvencesini sağlayacak kurumların birer birer eriyip yok olduğunu, iktidardakilerin emirlerine, beklentilerine uymak zorunda kaldıklarını, tarafsızlık ilkelerini unuttuklarını, hukukun olmazsa olmaz bağımsız kimliğini inkar ettiklerini söylemek bu hayaletin aslında tehlikeli bir heyhulaya dönüştüğü anlamına geliyor...

Hukukun çağımızdaki  anlamına kavuşması insanlığın uygarlaşma tarihini dolduran mücadeleler sayesinde oldu oysa; hatırlayalım.

Bir hukuk sistemi deyince akla ilk gelen  hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramların sahiciliği neyse bir toplumun hukuka dayanarak yaşamasından da onu anlıyoruz, anlamalıyız.

Hukuk, buyurganların emirlerine uymanın sistemi değildir; tersine, gücü elinde tutanların karşısında haklarına, kazanımlarına sıkıca sarılanların güvencesidir.

Hukuk devletini "kanun devleti" olmaktan kurtaran da böyle bir güvencedir.

Devlet yönetimini elinde tutanların hukuk ayarları bozulduğunda ise iktidarla hesaplaşmanın en temel hak olduğunu yine hukuk öğretir bize...

Siyasetin hukuksuzluğa savruluşuna duyulan tepki hukuksuzluğun yarattığı keyfiliğin tehditlerine direnmek anlamı taşır bu yüzden...

Toplum hukukun düzenini savunurken adaleti birlikte yaşamanın temeli sayar. Demokratik Anayasalar böyle bir hukuk anlayışının belgeleri olarak toplumların kurucu, belirleyici temellleri olarak şekillenirler...

Anayasalar, barındırdıkları toplumsal haklar ve bunların güvencesi sayılan adil düzenlemelerin tarifini yaptıkları için korunurlar, benimsenirler, uzun ömürlü olurlar...

Bir de bizde yaşananlara bakın şimdi...

1839 Tanzimat Hareketi'ne kadar uzandığını hatırladığımızda kökleri epey eskiye dayanan bir hukuksallaşma sürecinin gelip dayandığı nokta ürkütücü aslında...

* Hakim güvencesinin tartışıldığı bir ülke mi dediniz; o biziz.

* Hakimlerin iktidar emrinde hareket ettikleri şüphe götürmeyen üst kurullar eliyle suçlandığı, tutuklandığı bir ülke mi dediniz; o biziz.

* Yolsuzluk, rüşvet iddiaları karşısında görevlerinden istifa etmek zorunda kalmış kişiler hakkında soruşturma yürütmenin darbecilik sayıldığı bir ülke mi dediniz; o biziz.

* Ülkenin çoğunluğunca beğenilmediği, istenilmediği halde, haksızlığın, eşitsizliğin kaynağı olması için egemenlerce ısrarla savunulan bir anayasayla yönetilen  ülke mi dediniz, o biziz.

* Ettiği yemine rağmen tarafsızlığını bozduğunu kabul eden,  kurallarını çiğnediği bir anayasanın verdiği sınırsız yetkilerle  hareket edebilen cumhurbaşkanı olan bir ülke mi dediniz; o biziz.

* Seçim yasaklarının sadece muhalefet partileri için getirilmiş bir düzenleme sayıldığı ülke mi dediniz; o biziz.

* Ülkede seçim barajını ısrarla savunarak demokrasinin ilerlediğini yazan aklını iktidara kiralamış yalancıların "aydın" kılığına girdikleri bir ülke mi dediniz; o biziz.

* Muhalef partilerinin seçim bürolarının saldırıya uğradığı; iktidar partisi tarafından hain, bölücü, din düşman ilan edildiği; huzurlu, güvenli bir seçim ortamının yok edildiği halde hiç bir savcının harekete geçmediği ülke mi dediniz; o biziz.

* Henüz seçim olmadan seçimlerin tartışılır hale geldiği, seçim güvencesinin endişeyle konuşulduğu, oyların iktidar yandaşlarınca çalınma riskinin olduğu bir ülke mi dediniz; o biziz.

* "Cumhurbaşkanı’nın toplantıları ile toplu açılış törenlerinde, mitinglerde milletvekili genel seçimine yönelik olarak bazı siyasi parti ve kişileri doğrudan hedef alan söylem ve eleştirilerde bulunduğu ve bu suretle seçim sonuçlarını etkileyecek mahiyette propaganda konuşmaları yaptığı görülmektedir" diye yazılan Yüksek Seçim Kurulu hakim uyarılarının dikkate alınmadığı bir ülke mi dediniz; o biziz.

* "Ancak biz ekonomi alanında ne yaparsak yapalım, Türkiye için güzel şeyler yaptığımızı iddia edersek edelim, eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olmasıyla ilgili ciddi soru işaretleri oluştuysa, bu başlı başına bir problem. Bu ekonomimiz açısından da problem, demokrasimizin işleyişi açısından da problem.(...) Eğer bu zayıf tablo devam ederse de, hem demokraside hem de ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu bile mumla arar duruma geliriz. Bu kadar önemli. Su ve ekmek nasıl ihtiyaç ise, eğer refah diyorsak, demokrasi diyorsak, hukuk da aynen öyle bir ihtiyaç. Ekmek, su gibi ihtiyaç.”  diye konuştuğu halde üledeki hukuksuzluğa boyun eğmeyi sürdürebilen ekonomiden sorumlu bir  Bakanın yaşadığı ülke mi dediniz; o biziz.

Nasıl bir ülkeyiz ama!

YORUM EKLE