Tamam, bin tür “demokrasi eleştirisi” yapıyoruz…
Ama madem ki memlekette “demokrasi”; hak ve özgürlükten ziyade “sandık”la anılır…
Böylesi dostlar başına!
Bu zamanda, zoraki ve rakipsiz sandıklar dışında, böyle bir “seçime katılım” oranı yok!
ABD de halt etmiş, AB de halt yemiş!
***
İnsanların ama iktidar ama muhalefet için, ister istikrar ister değişim için, bu kadar yüksek oranda sandığa gittiği, bir oyuna bir değer verdiği “Batı demokrasisi” yok!
Aileden aşirete, işyerinden askeriyeye, okuldan cemaate, cemiyetten siyasete, kulüpten derneğe…
Her anında “otorite borusu” öten; “alttaki” ise fikri, itirazı pek kıymete alınmayan bir millet…
Ağa ile marabanın, paşa ile eratın, bey ile amelenin, patron ile işçinin, amir ile memurun, hoca ile müridin, lider ile ecrin, efendi ile kölenin, baba ile evladın, erkek ile kadının; aynı hakka, aynı haysiyete, aynı güce sahip olduğu tek imkânı, herkesin az çok tek eşit anı olan o birer oyu müthiş önemsiyor.
***
41 milyon oy…
İktidara 5 milyon, ana muhalefete 3 milyon daha fazla oy…
Yüzde 90’a yakın katılım; yüzde 50 iktidar oyu, 36 “bağımsız” milletvekili…
Her gün yerin dibine batırsak bile demokrasi ucubesi diye…
Bu dinamizmi, bu iştahı, bu inadı küçümseyen çarpılır!
***
Sonuçta, itilmiş kakılmış da sesini sandığa fısıldıyor…
Her kavganın her tarafı da aynı sandığa içini döküyor…
Faşizan da devrimci de; muhafazakâr da isyancı da; darbeci de demokrat da aynı pusulaya mühür basıyor.
Evladı şehit olan da, dağda kayıplara karışan da oraya akıyor…
Mahir Çayan ve arkadaşlarını ihbar eden muhtarın sülalesi de, katleden askerlerin ailesi de, devrimcilerin bakiyesi de oraya bir çentik atıyor.
40 yıl önce devlet operasyonunda arkadaşları katledilen, devlet ağzıyla “yaralı ele geçirilen” Ertuğrul Kürkçü o sandıktan çıkıyor…
O gençlerin; öldürülmelerini engellemek istediği Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idamı için darbe ve Demirel işbirliğiyle el kaldırmış TBMM, Kızıldere’den 40 yıl sonra, şimdi kapısını Kürkçü’ye de açıyor.
***
Bu, sandığa bir güzelleme değil.
Sandığı fetişleştirmek, her şey sanmak, hele her şeye kadir sanmak asla değil.
Ama bir hakikati ve hakkı teslim etmek…
41 milyon oyun, yüzde 90’a yakın katılımın müthiş bir şey olduğunu kabul etmek!
O kadar ki…
Sadece İstanbul’da, kaçak, aranan, bulunamayan 1900 kişi sandık başı kimlik kontrolünde yakalanmış!
Düşünebiliyor musunuz; arandığını unutmuş, unutmuş kendini, kendinden geçmiş, sandığa koşmuş!
Bir oy verebilmek için… adeta kendini ihbar etmiş!
Eliyle bir oy atabilmek için, ellerini havaya kaldırmış!
Bu sandık ateşini anlayamadan, ne desen boş!
***
Cumhuriyetin belki de en büyük başarısı bu:
“Genel ve eşit oy”yu, belki böyle kullanılacağını da tahmin etmeden, tek parti rejiminde bile olsa, birçok Batılıdan bile önce tesis etmek!
***
Bu sandık meselesi öyle hoş ki…
1982’de darbe anayasasına yüzde 90’dan fazla oy veren de aynı millet…
Bir yıl sonra, darbecinin istediği partiyi reddedip ötekine koşan da.
Her darbeyi alkışladıktan sonra; ilk serbest seçimde, darbenin vurduğu akımlara, liderlere, partilere koşturan da!
Sanırsın herkes sandıkta doğdu!
Kibir!
“Halk çocukları; büyüyünce, lider filan olunca, pohpohlanıp kudret kazanınca kendini tutamıyor kardeş.
Yoksa ne biri hanedandan, ne diğeri sosyeteden!
Demokrasinin ucubesi bile, Kasımpaşa’dan yahut Tunceli’den, alttan kenardan birilerinin, ama öyle ama böyle sıçramasına elveriyor.
Lakin bir büyüklük, bir kudret, bir hükmetme, ötekini aşağılama kibri de onlarla birlikte zıplayıp duruyor.
Ama mertlik kibir kaldırmaz.
Mertlik tevazu ile beslenir.
Mertlik milyonlarca insanı beyinsiz saymaya da gelmez.
Mertlik kendine özsaygıdan yola çıkar, insana saygıyla, aşağılayana isyan ve öfkeyle büyür!
Mertlik güce karşı isyandır, güçsüze tokat değil!”
(Bu sütun; 10 Haziran 2011; “Mertlik kibir kaldırmaz” başlıklı, seçimden önceki son yazı.)
“Kibirden zaten kaçınıyorduk, bugünden itibaren, bilesiniz ki daha da sakınacağız, daha da mütevazı olacağız.
Bundan sonra bu konuda daha hassas olacağız. Tevazua daha çok özen göstereceğiz. Vurmaya değil sevmeye geldik.”
(Başbakan; 12 Haziran 2011; Balkon konuşması)
Not: Bunları alt alta koymam kibrimden değil elbette! Rastlantının ilginçliğinden!