Sıla özlemi çekenler, gelsinler.

Sadece kast edilenler değil tabii.

Sözde hesap sorulan 12 Eylül ve benzeri olağanüstü dönemler yüzünden 30 yıla yakındır sürgüne vurulanlar da gelsin.

Yumuşayacaksa, şefkat dolacaksa, af, hoşgörü, tahammül ile dolacaksa yurdum.

Ah o özlem!

 

***

 

Binlerce evlat ise, gelemeyecekler.

Birbirlerini vurdular çünkü!

Binlerce kayıp gelemeyecekler.

Bir mezarları, bir taşları, bir duaları, bir tas suları, bayramda ziyaretçileri bile olamadı çünkü.

Ah o özlem!

Fakat…

Kimi isim için delilleri bile tartışılan kimi davada, gazeteci veya değil; artık yılları bulan uzun tutuklu olanların da özlemi; onları da özlemiş çocukları, eşleri, yakınları var Özlem!

Her gün yeniden yeniden, yok tıpçıydı, yok Deniz Gezmiş’i andı, yok örgüt için yazdı, yok zaten her halinden belli diye alınanların özlemleri, onlara özlem duyanlar var Özlemek!

Cezaevlerinde üç ayda 16 ölü… İş kazası denenlerde her yıl bin ölü…

Binlerce ölü özlem.

 

***

 

O yüzden, Özlem…

Özlemek varsa, özlemlerle barışılacaksa, ister sıla özlemi ister evlat, adalet ve hatta bir kabir özlemi…

Liste epey kabarık, Hasret!

 

***

Millet bir yana; bu devletin dahi ruhu ve aklı öyle karışık ki, bir cumhurbaşkanına bile gecikmiş bir otopsi yapmak üzere…

Hakikat fışkırmak istiyor ya topraktan!

Ama toprakta acılar, sırlar üst üste.

 

 

 

 

Mavi Marmara rövanşı (mı)?

Mavi Marmara baskınından sonra İsrail’e dava açılırken…

Mavi Marmara’yı organize eden İHH de şimdi El-Kaide zanlısı.

Birinci davayı İsrail açmazdı ama ikinciyi kesin açardı.

Mavi Marmara için muhafazakâr kesimde iki yorum vardı:

Biri “One minute” rüzgârı…

Diğeri “Sıla özlemi”.

İlkini göre Mavi Marmara bir insanlık yolculuğuydu ve zalimce basılmış, insanlar katledilmişti…

İkinciye göre, İsrail otoritesini dinlemeleri, otoriteye itaat etmeleri gerekirdi.

Ben muhafazakâr değilim…

Ama Gazze diye kuşatılmış, Filistin diye katledilmiş bir tarih önünde; ilki hep daha insani gelmişti.

Yine öyle.

Ama bir de sıla özlemi var!

Neyse…

Hakikat ve adalet ihtiyacı, bilek güreşinden de, ince hesaplardan da gayrı bir şey olmalı.

 

 

Bildiri

Türkiye’de ifade özgürlüğü önündeki yasal ve idari engellerin hala var oluşunu, gazetecilerin, yazarların, yayıncıların, akademisyenlerin, öğrencilerin, sanatçıların, sendikacıların,  politikacıların ve düşüncesini şiddet kullanmaksızın ifade eden insanların bu ifadeler nedeniyle takibata uğraması, yargılanması, tutuklanması ve hapsedilmesini endişe ile izliyor ve kınıyoruz.

Türkiye’nin adını ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ülkeler listesinde görmek bizi üzüyor. Kendisi de bir zamanlar düşünce suçlusu olan ve bu nedenle kendisine de destek olduğumuz Başbakan Erdoğan ve hükümetinden, bu duruma bir an önce son verilmesini ve Türkiye’nin ifade özgürlüğü konusunda komşularına ve dünyaya örnek bir ülke haline gelmesini istiyoruz.

 

***

 

Bu bildiriyi Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Madde 19, Özgürlük Evi, Sansür Endeksi, Uluslararası Yayıncılar Birliği, Uluslararası PEN, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Dünya Radyo Yayıncıları Birliği gibi uluslararası örgütler ile birçok ülkeden kuruluş imzaladı.

Ayrıca Tarık Ali, Paul Auster, Lydia Cacho, Noam Chomsky, John M. Coetzee gibi isimler bildiriden yana tavır aldılar.

Bu örgüt ve kişileri “sadece önyargı” ile biraz zor suçlarsınız…

Çünkü, bizim, yani kimimizin duyarlı olduğumuz topraklar, ülkeler ve insanlar da dahil…

Nerede derin bir sorun, kadim bir acı varsa… İstisnaları elbet vardır ama… Benzer tavırları alıyorlar.

Bir de şöyle düşünsek:

Yahu hakikaten ciddi bir sorun var galiba!

Oradan öyle görünüyor olabilir ama, buradan da öyle görünüyor.