Otelimizin bulunduğu Orange County’deki bir Ermeni kilisesinin bahçesinde karşılaştığımız Rupen Özer, “Devekuşu Kabare’nin müzik direktörüydüm, şimdi burada Saint Mary Ermeni Kilisesi’nin koro şefliğini yapıyorum” diye söze başladı. Yaşı 80’i geçmişti. Yıllar öncesine doğru gidip, İstanbul günlerini anlattı. Ara, Silva... daha kimler kimler. Bunlar İstanbul’un Ermenileri... Aralarında Türkçe konuşuyorlar.
Anadolu Yemekleri ve Kültürleri Festivali için Orange County’ye (yani Los Angeles’a) gelmiştik. Şansa bakın ki yakınlardaki bir başka bahçede çoğunluğu Anadolulu olan Ermeniler de festival yapıyorlardı. Kilisenin bahçesinde ‘Oy Tamzara’ parçasını ve kulağımıza çok yakın gelen Anadolu ezgilerini (hatta Emel Sayın’ın ‘Mavi Boncuk’ şarkısının nakarat melodisi bile hafiften kulağımıza çalındı) çalan müzisyen Tom Bozacıyan’la sohbete başladık. “Dün de Anadolu Festivali’ndeydim ve seni orada gördüm” diye söze başladı.
Lena, bizi sabah otelden alarak Los Angeles’taki Ermeni toplumunun bulunduğu semtleri gezdirdi. Akşama doğru İstanbul Ermenileri Örgütü’nün yöneticileriyle buluştuk. Sako’nun yerinde Anadolu yemekleri yedik. Türkçe de konuşabilen genç Ermeni garsonlar (sık sık ‘here we go’ diyerek) servis yaptılar.
İstanbul Ermenileri, Taşnaklar gibi koyu milliyetçi örgütlenmeler tarafından ‘uzlaşıcı’ olmakla suçlanıyorlar. Başkan Dr. Edvin hukukçu. Ermenilerin dünya çapındaki hukukçular örgütünün de başkanı olan ve İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde okumuş olan Edvin, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ve sınırın açılma ihtimalinin diyaspora Ermenilerinde dalgalanmalara yol açtığını anlattı. “Ermenistan’ın iyiliği” için hazırlanan prokotolde hoşlarına gitmeyen yanlar bulunsa da seslerini çıkarmamayı ve protokolü desteklemeyi tercih etmişlerdi.
Türkiye’nin, Azerbaycan’la ilişkilerini bozmamak için protokolü uygulamaktan kaçınması, ‘çözüm’ yanlısı Ermenilerin işini zorlaştırıyor. İstanbul Ermenisi Rupen üzgün. “Şimdi ne yapacağız, bundan sonra neler olacak” diye soruyor.
Anadolu Festivali’nin bu yıl üçüncüsü yapıldı. İki milyon dolar civarında bir para harcanarak Anadolu kültürünü yansıtan geniş bir alana MiniaTürk benzeri şehir maketleri kurulmuş. Topkapı Sarayı, Sultanahmet Çeşmesi, Konya Mevlana Müzesi aslına çok benzer maketlerle temsil edildi.
Festivale desteği asıl olarak yöredeki işadamları sağlamış. İstanbul Ermenileri de temsilcileriyle festivale katılarak destek vermiş. Los Angeles belki de Ermenilerin diyasporadaki en güçlü ağırlık merkezini oluşturuyor. Gülen Cemaati, her zamanki ataklığı, diyaloğa yatkınlığı ve ekonomik motivasyon gücüyle kendi stilini hissettiriyor.
Ermenilerle Türklerin acı deneyimleri bir yana bırakarak Pasifik kıyısında yeni bir iletişim aramaları sevindirici. Tabii daha çok başlardayız. İstanbul Ermenileriyle yemeğimize Anadolu Festivali’nin örgütleyicisi Pacifica Enstitüsü’nün Başkanı İbrahim Barlas da katıldı.
Son gece festivalin sponsoru olan Kaliforniya Türk Amerikan Ticaret Odası’nın (CATA Chamber) toplantısındaydık. Türkler, artık, dünya ekonomisinin ana damarlarından biri olan Kaliforniya’da da kendilerini göstermeye başlıyorlar. 

Marilyn Monroe
Maraşlı Papaz Muşeg’in yanında yaşlı bir çift duruyordu. Tanıştık. Beatrice, Lübnan Ermenilerinden. Ailesi aslen Sivaslı. Akıcı olmasa da aksansız ve doğal bir Türkçe konuşuyor, ‘apartmandaki komşu teyze’ havasında. (Eşi Agop’un Türkçesi daha zayıf.)
Sohbetin sonunda duygulandığı belliydi: “Bir gün böyle bir ortamda sizlerle konuşup bu iklime ulaşabileceğimizi hayal bile edemezdim. Nereden nereye geldik.” Sarıldık...
Son gün, Marilyn Monroe’nun unutamadığımız oyunu ‘Bazıları Sıcak Sever’ filmini çektiği San Diego’nun Coronado Adası’na gittik. Çok güneşli bir hava vardı. Filmin çekildiği Del Coronado Oteli’nin önünde durduk. Bölgede attığımız her adımda bir filme adını vermiş sokak ve binalarla karşılaşmak değişik bir psikoloji.
Geçmişin izleri değişik boyutlarla da olsa Kaliforniya’nın sokaklarında yaşıyor...