Esad’ın sonu gelmiş gibi görünüyor. Son saldırı, moral üstünlüğün muhalefetin eline geçmesini sağlayacak nitelikte. Bundan sonrası Şam’daki diktatörlük için daha zor geçecek. Baas’ın son kalesi, çökmenin eşiğinde.
Şu soruları sormaya devam ediyoruz: Esad bunca muhalefete ve direnişe rağmen bugüne kadar neden hâlâ yenilmedi? Batı neden Mısır ve Libya’daki gibi atak davranmadı? Neden şimdiye kadar çözümü uzlaşmada aradılar? Rusya, Suriye’ye destek çıkma cesaretini nereden alıyor?
Mısır ve Tunus tablosu korkuttu
Batı, Arap Baharı’nı desteklemişti. Biraz tereddüt gösterilse de ‘Müslüman Kardeşler’in iktidara doğru yürüyüşü sükûnetle karşılandı.
Ancak cin şişede durduğu gibi durmuyor. Arap Baharı, Batı yanlısı tek adam diktatörlüklerini yıkarken radikal akımların da hareket alanı genişledi. Bu durum, Müslüman olmayan topluluklar için tehditler ve saldırılar içeren yeni gelişmelerin önünün açılması anlamına da geliyor.
Aslında ilk ‘örnek’, Irak’ın işgali sonrasında yaşanmıştı. Irak’ta nüfusun yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan Hıristiyanlar, El Kaide’nin ve radikal İslamcıların hedefi haline gelmiş, canlarını kurtarmak için ülkeyi terk etmişlerdi.
Mısır’daki Hıristiyan oranı yüzde 6 ile 10 arasında. Ayaklanma sonrası dönemde, bazı İslamcı gruplar, kiliselere ve Hıristiyanlara saldırdılar. Her ne kadar Müslüman Kardeşler’in yönetimi bu saldırıları onaylamadığını açıklasa da radikal bir çizginin güç toplamaya devam ettiği açık.
Suriye’deki Hıristiyan oranı da yüzde 10 civarında. ‘Esad iktidarı’nın içinde Hıristiyanlar da yer alıyor. Hıristiyanlar, Esad rejiminin baskılarına karşı çıkmalarına rağmen devrilmesine de pek sıcak bakmıyorlar. Suriye’de İslami bir rejimin kurulması noktasında endişeliler.
İsrail’in güvenliği
Denkleme ‘İsrail’in güvenliği’ de eklendiğinde, tablo daha net bir boyut kazanıyor. Mısır’daki Mübarek rejimi, İsrail yönetimiyle iyi ilişkiler içindeydi. Müslüman Kardeşler’in aynı şekilde davranması mümkün değil.
Batı, doğal olarak Suriye’deki Esad rejiminin devrilmesiyle kurulabilecek herhangi bir yönetimin ‘İslamcı dalga’yı şiddetlendireceğini hesaplıyor.
Müslüman Kardeşler’in güçlü olduğu Mısır ile İslamcıların kuvvet kazanacağı bir Suriye arasında sıkışmaktan kaygılanan İsrail, şimdiden ‘güvenlik hesapları’ içinde. İsrail’in iki ülke arasında ‘sandviç’ haline gelme riski, Batı’yı da yakından ilgilendiren bir boyut kazandı.
Kofi Annan’ın bir ‘uzlaşma rejimi’ kurulması yönündeki çabasının şekillenmesinde, bu türden kaygıların katkısı büyüktü. Ancak Esad uzlaşmaya yanaşmadı. Batı’nın tereddüdünü fark etti, Rusya’nın desteğini sağladı ve direnmeye devam etti.
Şu an esen rüzgâr ise Esad’ın diktatörlüğe dayanan rejiminin ayakta kalma şansını azaltıyor. Arap dünyasındaki ‘değişim ivmesi’nin önünde durabilmek o kadar kolay değil. Görünen o ki bu rejim ayakta kalamayacak.
Rusya ve hatta ABD, yeni kurulacak rejimin ‘İslamcı bir hegemonya’ altına düşmemesinin hesaplarını yapıyorlar. Bir koalisyon kurulmasına zemin hazırlamak istiyorlar.
Mısır’da da benzer hesaplar yapılmıştı ancak sonunda büyük ölçüde ‘İslamcılar’ın iktidarı elde ettiği bir tablo şekillendi.
Suriye bu açılardan daha seküler bir geçmişe sahip. Suriye’deki İslamcılık, en azından şimdilik, Mısır’daki kadar yoğun bir görüntü vermiyor. Tabii ‘Sünni-Nusayri farklılığı’na dayalı mezhep farkı da önemli bir etken. Esad ailesi Nusayri (yüzde 12), halkın büyük çoğunluğu (yüzde 72) Sünni. “Bu denge yeni iktidar içinde nasıl şekillenecek?”, “Farklılık, ülkeyi bölünmeye götürebilir mi?” gibi sorulara hâlâ sağlam bir cevap bulamıyoruz.
Batı’nın kararsızlığı, Esad’ın geri adım atmamada direnmesi, Suriye’de çözümü iyice kanlı hale dönüştürüyor...