Kürtler hep vardı; eski isyanlar da öyle.

Kardeşlik de vardı. İtilmişlik, ezmişlik ezilmişlik de. (Sadece devlet ağa değil; Kürt ağalar da!)

Bir ötekine karışmışlık, bir nevi et ile tırnaklık da.

Tırnağın ete batması ve etin tırnağı dolaması da.

“Kürt sorunu” PKK’dan önce de vardı.

“PKK sorunu” ise “Kürt sorunu”nun tamamı olmadı; ama maalesef “terör ve terörle mücadele sorunu” ile “Kürt sorunu” resmen sorun oldu.

 

***

 

12 Eylül darbesi milletin yüzde 90 desteği ve yüzde 100 sinmişliğinin şımarıklığıyla ülkeye bir yığın haksızlık biçti. Hak gasp etti, sehpalar dizdi.

Diyarbakır Cezaevi, “Kürt sorunu” hep var olduğu için ölüm, işkence, nefret; 70’lik dedeler ile 7’lik torunların öfkesinin kanlı merkezi oldu.

“PKK sorunu” elbet “Kürt sorunu” yüzünden çıkmışsa da, Diyarbakır mezbahası sayesinde hızla yayıldı.

Yayılana dıştan, bölgeden de muhabbet olur.

Elbet o da vardı; ama bugün “40 bin ölümüz” denen o çok büyük sayının büyük kısmı, 30 bin kadarı, “öldürülen, ölü ele geçirilen terörist”ti.

Hiçbir dış güç bu kadar çok sayıda ölüyü tek başına harekete geçiremezdi.

“İçeride sorun” olmasa, et ve tırnak birbirine batmasa, kimse 30 yıl boyu dağlara bu kadar çok ölü yığamazdı.

 

***

 

12 Eylül’ün “IMF ekonomisi”nden sorumlu bakanı Özal, “Kürt sorunu”nu kabulüne gelene dek, “PKK baskınları”nda “üç, beş çapulcu” teşhisiyle yetinmişti.

Demirel, belki ortağı İnönü’nün etkisiyle, “Kürt realitesi”nden bahsetmişti.

(Bugünkü CHP’nin kısmi ortaklığında) infaz ve faili meçhullerle “Bize her yer Diyarbakır Cezaevi” dönemi başbakanı Çiller bile “Bask mask” diye mırıldanmıştı.

Bu iktidarlar, Genelkurmay başkanları devirlerinde, binlerce şehide ve binlerce “ölü ele geçirilen”e binlercesi eklendi.

Bölgenin dış siyasi coğrafyası ABD işgaliyle değişti; bölgemizin siyasi coğrafyası “sosyal demokrat CHP”nin orada silinmesiyle, yerel siyasi gücün ortaya çıkmasıyla değişti.

Devletin PKK’ya karşı Hizbullah formülü, binlerce ölüye domuz bağlı, satırlı, enseye tek kurşunlu infazlarla yenilerini ekledi.

Orada kalmadı; bugün, bölgedeki siyasi cepheleşmenin “laik PKK ve gölgeleri”ne karşı “dinci” karşıtlarını kemikleştirdi.

 

***

 

Bunlar bildiğiniz ama farklı yorumladığımız kanlı bir hikaye. Ne hikayesi! Yara, yarık, iç kanama!

İktidarı 9 yıla yaklaşan, yeni dönemi kapacak görünen, Çankaya kendinden, MGK’da ağırlıklı bir parti var.

Ama bir türlü “demokratik sorumluluklar”ı tam idrak edemediğinden, Güneydoğu’da demokrat, İstanbul’da merkez, Orta Anadolu’da milliyetçi, kıyılarda Batılı iç çelişkilerle yaşadığı için, bir açılıyor bir kapanıyor.

Yanlış açılıma, yanlış kapanmalar tuz biber ekti.

“Kürt sorunu” telaffuz eden Başbakan birden “Kürt sorunu (artık) yoktur; Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” dedi; Bir varmış bir yokmuş gibi!

Derken, İmralı’nın, Kürtleri, Kürt siyasetini, umutları, bağımsız aday sosyalistleri, dağdakileri, bu topraklardaki milyonlarca insanı rehin alma iddiasındaki “Ya öyle ya böyle” tehdidi geldi. Bunca kan yetmemişti!

Derken… Arınç Diyarbakır’da, “Kürt sorunu vardır” deyiverdi!

Yahu bu ne yaman çelişkidir. Ne kararsızlık, ne tuhaflıktır!

İktidarın bir ve iki numarasının nasıl bir numarasıdır!

Ülkenin, milyonların, yüz binlerce gencin kaderine, hissiyatına, endişesine yahut bilenmişliklerine karşı nasıl lastiklemedir!

 

***

 

Belli ki, AKP’nin ciddi bir Kürt sorunu var artık!

İsterseniz, AKP’li kardeşlerimizin Kürt kardeşler sorunu vardır, deyin…

Hayat ve ölüm, değişir mi?

İnsan bu kadar çok çelişir mi!