Memleketin en büyük yamukluklarından biri hep şuydu… bir bakıma hala da yamuk halde:
Askeri mahkemeler, Askeri Ceza Kanunu’na göre sivilleri yargıladı ama sivil mahkemeler askerleri pek yargılayamadı!
Bu şimdi bir bakıma acayip değişti ama yamukluk şöyle devam ediyor:
1. Askeri Ceza Kanunu’nda darbe veya darbe girişimi diye bir suç tanımı yok!
2. Sivillerden seçilenler, (en) adi suçlardan bile millet ve Meclis korumasına sığınıyor; o sivillerin tayin ettiği birçok bürokrat da, yine onların oluşturduğu hükümetin, bakanlıkların kanatları altında korunuyor.

***

O yüzden…
Huzura ve hukuka ermenin bir yolu da…
Askeri Ceza Kanunu’na darbe ve darbe girişimi suçlarının açıkça girmesi…
Milletvekili (bakan) dokunulmazlıklarının sadece düşünce ifadesi, siyasi ve ideolojik beyan ve eylemlerle sınırlı olması; akçalı, ak akça kara gün içinli yahut daha başka adi suçlardan hesap verebilmeleri.

***

Tabii dağlarına bahar gelen memleketime şu da şart:
Askeri yargı (nasıl olacaksa) hakikaten bağımsız yargı olacak…
Sivil yargının bağımsızlık masalına da son verilip hakikaten iktidar, ordu, bürokrasi ve “Yüksek” Yargı gölgesinden kurtarılacak.
O zaman cumhuriyet halkın…
O zaman demokrasi vatandaşın…
O zaman hukuk devleti milletin olabilir!
İhtimal, yani!

***

Fakat lütfen aklınızı yitirmeyin, hafızanızı yoklayın.
Bu ülkede darbeler başbakan ve bakan da astı…
Ama asker de astı!
27 Mayıs Darbesi, kendi darbe kadrosu içinden iki subayı, Albay Talat Aydemir ile Binbaşı Fethi Gürcan’ı, iki kez ayaklanmaya ve hükümeti devirmeye teşebbüs, Anayasa’yı ihlal suçlarından (sivillerin de dahliyle) idam etti.
Yani 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül…
Hükümeti deviren, darbe yapan, silahla Anayasa’yı ihlal, ilga ve iğfal eden darbeciler, idam sehpalarını hep aynı gerekçeyle kurdular:
Hükümeti yıkmaya, Anayasa’yı değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya teşebbüs.
Kendilerinin bilfiil, ama emir komuta içinde ama komuta emir içinde işledikleri suçla, o suçu fiilen işlememiş başka subayları, gençleri, sivilleri astılar.
Suçu işleyenler, başkalarını, o suçu işlemek istedi gerekçesiyle idam edebildi!

***

Şimdi hükümete ve Meclis’e seslensek:
Hadi kaldırın (adi suçlarda) dokunulmazlıkları!
Hadi Askeri Ceza Kanunu’na da darbe suçunu koyun!
Hadi Askeri Yargı’yı sınırlayarak, sivil yargıyı özgürleştirerek, yargı bağımsızlığını sağlayın!
Kimsenin buna pek niyeti yok ki.
Herkes bir ötekinin tahakkümünü kırmak isterken, kendi tahakkümünü pekiştirmek veya kaybetmemek derdinde.


Bir iyi, bir kötü

“İyi bir haber” verdiler:
(Tesadüfen) yazılardan sonra, Genelkurmay ordudaki sivil memurların derneği SİMED’in randevu talebini kabul etmiş.
Milli Savunma Bakanlığı ve hükümet varken, “işveren” pozisyonunda Genelkurmay bulunuyor! Neyse, yine de konuşmak, kulak vermek hep iyidir!
Diğer “haber” aynı sivil memur kesiminin TSK’daki “sendika” çabasından.
Anayasa, cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti masalından.
“Sendika hareketine 12 Eylül referandumuyla başladık. Çünkü memura sendika hakkı deniyordu. 37 ilde hemen teşkilatlandık. Hareketimiz üzerine büyük yaralar aldık. İl başkanları başta, çok arkadaş sudan bahaneyle tayin edildi, yok 5 dakika geç kaldın, yok sakal tıraşın iyi değil diye cezalandırıldı.
Kararlıyız. Haklı mücadeleyi sürdüreceğiz. Hakkımız verilmezse nasıl bir muameleye maruz kalacağımızın düşüncesi bile kötü. Belki çoğumuz baskıyla istifaya zorlanacak. Belki işsiz kalacağız ama onurumuzu kaybetmeyeceğiz. Hedefimiz, bizi kişilerin değil hukukun koruması. Binlerce ‘sefil memur’a umut oldunuz. Teşekkürler.  SİME-SEN”